Özgür Amed

Domitianus, ampul ve faşizm...

08 Mart 2014 Cumartesi 12:20

Türkiye’nin çetin bir süreçten geçtiği malumunuz. 

Erdoğan’ın son ses kayıtları ve bir kez daha ortaya çıkan “Örnek Müslümanlığı”, hak-hukuk-yoksul politikacılığı-sözleri şöyle köşede dursun. Bu durumun ülke dinamiklerine,  insanlara yansıması, Cemaat’in ne yaptığı, nerde durduğu, farklı siyasal düşüncelerin duruşları ve daha aklınıza gelecek tüm parametreleri bir tarafa atalım…

Cevabını çok net bildiğim ama aynı oranda anlamakta çok zorlandığım ve yine bir dilemma olarak cevabını aslında bilmediğim bir mesele üzerinden son sürece dair basit soru sormak istiyorum:

Bir AKP’li nasıl ve ne zaman inanacak bunca rezilliğin yapıldığına? Neden inanmıyor bunca açığa çıkan pisliğe?

Mizahta, zekada, ekolojide, çalışmada, çevrede, nükleerde, jahr û kerratî de welhasıl aklınıza hangi alan gelirse gelsin; bunları anlayıp, politika geliştirmekle ve daha da ötesi en iyisini bildiklerini övünmekle sabah akşam kafa ütüleyen bu AKP kitlesi (sosyol psikoloji deyimi ile “sürü”) hangi güdünün mayası?

Geri zekalı desen darılır, anlam yoksunu desen üzülür, arsız desen öfkelenir, hırsız dersen dine sarılır. Mahmut mu diyelim ne diyelim size arkadaşlar?

Soru basit: Neden inanmıyorsunuz? Olan biten bunca saçmalığa nasıl oluyor da iki namaz arasında onay verip sonra kafanızı yastığa koyuyorsunuz? Biliyorum çok gereksiz sorular…

Haliyle ben de başka bir yerden sizi ilgilendirmeyen, benim gibi sorumu merak eden arkadaşlara yazacağım. Başlarken cevabını çok iyi biliyorum dedim, bildiğim şey mesele bu on yıllık iktidar pratiği ve onun yarattığı canavarlaşma süreci. Tamamıyla rızaya dayalı muhteşem bir hegemonya. Gramsci görse bir hapishane defteri daha çıkartırdı…

Şimdi son gelişmeler ışığında duruma bakalım, bakmaya çalışalım. 

E.Canetti paranoyak yöneticiler üzerine şöyle bir tespit yapar: 
“Paranoyak bir yönetici, tehlikeyi şahsından uzak tutmak için her aracı kullanan biri olarak tanımlanabilir. Tehlikeye meydan okuyup onun karşısına çıkmaktan ve sonucu kendi aleyhine olabilecek bir savaşa katlanmaktansa konunun etrafında dolaşarak ve kurnazlık yaparak tehlikenin kendisine yaklaşmasını engellemek ister”.

Bu satırları okuduğunuzda aklınıza kim geldi? Hepimizin aklında biri belirmiştir hemen.

Mesela akla Roma imparatorlarından biri gelsin. Kral “Domitianus”… Tam adı ile Titus Flavius Domitianus… Bu imparatorun en önemli özelliği Roma’ya hükmettiği dönem içinde kendi kendine yarattığı “terör ortamı”… Bu ortam üzerinden kendini var etme şekli…

Romalı bir tarihçi olan Dio Cassius’un imparatora dair anlattığı meşhur hikâye şöyle:

“Bir başka vesileyle senatörler ve şövalyelerin önünde gelenlerini şöyle ağırladı. Her tarafı, tavanı, duvarları ve zemini simsiyah bir oda hazırladı ve çıplak zeminin üzerine aynı renkte çıplak koltuklar koydurdu; sonra konuklarını gece yarısı tek başlarına, yanlarında adamları olmaksızın içeriye davet etti. İlk önce her birinin yanına, üzerine konuğun adı yazılı mezar taşı şeklinde bir tahta ve mezarlarda sallanan türden küçük bir lamba yerleştirdi. Sonra aynı şekilde siyaha boyamış çıplak erkek çocuklar hayalet gibi içeriye girdiler ve konukların etrafında dehşet uyandıran bir dansla döndükten sonra ayaklarının dibindeki yerlerini aldılar. Bundan sonra, ölenlerin ruhlarına kurban adanırken yaygın olarak sunulan şeylerin hepsi, tabi siyah tabaklar içinde önlerine kondu sonuç olarak her bir konuk korkup, titredi ve sürekli, az sonra gırtlağının kesileceği korkusu içinde kaldı; Domitianus hariç herkes ölüm sessizliği içindeydi; sanki çoktan ölüler alemine karışmışlardı; imparatorun kendisi de yalnızca ölüm ve katletmeyle ilgili konularda konuşuyordu. Sonunda gitmelerine izin verdi, ama önce girişte bekleyen kölelerini uzaklaştırdı ve arabalarıyla götürmek üzere tanımadıkları başka köleler verdi; bunu yapmakla onları daha çok korkuttu. Her bi konuk evine ancak varmış ve tekrar soluk almaya başlamıştı ki, Agustus’tan bir ulağın geldiği söylendi onlara. Bu kez her halükarda sonlarının geldiğini düşünürken, biri gümüşten yapılmış mezar taşını, diğerleri de sırayla, yemekte önlerine konan, çok pahalı bir malzemeden yapılmış olan tabaklar gibi şeyleri getirdi; son olarakta her konuğun hayaleti olan, artık yıkanmış ve süslenmiş erkek çocuk getirildi. Böylelikle bütün geceyi dehşet içinde geçirdikten sonra armağanlarını aldılar.”

Halk arasında bu hikaye “cenaze yemeği” adı ile ölümsüzleşmiş.

Domitianus korkak biri. İktidarını yaşatma ve öldürme üzerine kuruyor. Yaşamı alan ve veren olarak kendini dayatıyor. E. Canetti haklı olarak bu durumu “paranoyak” bir sürece oturtuyor. Her iktidar ilişkisinde özellikle kitle kontrolünde bu durum var, olmak zorunda.

Erdoğan nezdinde AKP’nin tabanı ile olan ilişkisi(özellikle burjuva-sermaye) de tam olarak bu cenaze yemeği. Terör ortamını sürekli yaratan ve canlı tutan bir sahne arakaları var. Ne eksik ne fazla! 17 Aralık günü hemen telefona sarılması ve oğlu Bilal’e aktarımlarda bulunması boşuna değildir, tipik iktidar klişesidir. İktidar hız demektir. Hız iktidarın gizli ruhudur. Önlem demektir.

AKP kitlesi de tüm durumu aslında biliyor. Ama sürü psikolojisi gereği mağduru oynama, kitleden kopma düşüncesi, yıllardır beslenen çevre-kuyunun kuruyacağı düşüncesi, sanrısı onları savunmaya, defansa çekiyor ve “Yerse yesin ne olmuş” ya da okullarda bir romancı olarak okutulan Emine Şenlikoğlu gibi “zekat vermek için o kadar para toplamıştır” der. Rasyonalize etme dürtüsü hata durumlarında imdada yetişen ilk şey olur genelde. AKP’lilere sorsan çılgın bir savaş içinde olduklarını ve herkesin (mhp+chp+cemaat) onlara topyekun karşı birleştiğini söyler, bu söylem kaçınılmazdır, çünkü Erdoğan’ın kontrol ettiği sürünün güdülenme, süreklilik ve savaş sanrısının canlı tutulmaya ihtiyacı var. Talep eden bizatihi kitledir.

AKP’nin ampulü aslında konumuza dair gerekli tüm mesajı içeriyor. AKP işe başlarken ışığı hapsetmiştir. Işığın kendisi ve kaynağı camın içine mahkum edilmiştir. Esas olarak o ışıktan yararlanma sadece onların inisiyatifindedir. İstediklerinde kapatıp para çalabiliyorlar. Size ışık verip, aydınlatıyoruz dedikleri şey esaretin diğer adıdır. İtalyan diktatör Mussolini “Faşizm, camdan bir evdir” deyişini unutmayalım. Faşizmi bunun gibi az örnek tanımlar. Faşizm şimdi ampulde ve arzulanan biricik şey durumunda. Çünkü ışık olduğu sanılıyor. Sönmeyeceğine inanılıyor.

En kötü senaryoya gelelim. AKP kitlesi olan biteni görüyor, biliyor. İnanıyor.

Sadece kandırıldığını kabul etmek istemiyor. Haliyle savunması din üzerinden oluyor.

İşte akıl tutulması kendini o noktada ele veriyor. 

Bu yazı toplam 4713 defa okunmuştur