Özgür Amed

Direnerek Yürüyenler...

04 Kasım 2014 Salı 12:32

Bir avuç gencin yeryüzündeki heybetli yürüyüşü üçüncü aya girmek üzere. 
Ne hikayesi, ne romanı ne de şarkısı yapılmış bir yürüyüş bu…

Yürümeyi bilenlerin beraber olduğu, yürümek isteyenlere patikalarda izler bırakarak takip etmelerini tavsiye ettiği bir hareketlilik hali bu…

Dünyanın tüm korkunç gerçekliğine, bir sınır boyunca biriken ve insana, insanlığa dair tüm pisliği içeren bünyelere karşı haklı bir başkaldırıdır bu…

"İnsanları öldürebiliyorlardı ve bunu yaparken gayet normaldiler bunu anlayamıyorum” diyen toplama kampından kurtulmuş bir Polonyalıya, “Çocuğum tertemizdi, nasıl öldürdüler anlamıyorum” diyen bir anneye, “İnsan nasıl bu kadar gaddar olabilir” diye soran Liceli bir babaya, insan soyuna karşı ortalığa salınan kuduz yıkıcılığı ödipal dönem sorunlarından kaynaklanan nekrofil eğilimler olmadığına dair cevaptır bu…

Bugün kendine ihanet eden insanın yine kendine cevabıdır bu yürüyüş… 
Evet, insan eğer utanç hissine sahipse ve utanmak devrimci, çok gerçekçi bir duygu ise bunu düştüğü bataklıktan kurtarmak için çırpınan yine güzeli, hakikati arayan insanların var olduğunu anlamanın kavgasıdır bu…

Cennet için savaştıklarını söyleyenlerin yeryüzünü çevirdiği cehenneme razı olmayanların itirazıdır bu! 
Kimsenin giymek istemediği gömleği giyip, kimsenin cesaret edemediği karanlıkta bekleyenlerin mutluluğudur bu…

“Batıya çok açılırsan doğuya varırsın” hakikatı ışığında kapısı açılan küçük Kürt kasabasından dünya kapısına varmamızın hikâyesidir bu…

Yavuz’un hile dolanlarından, Şêx Ubeydullah’a takınan umursamaz tavırdan, İttihat ve Terakki’nin insan yiyiciliğinden, Şêx Said ve Xoybun’a gösterilen yıkıcı düşmanlıktan, Zilan ve Dersim’e indirilen bombalardan, dökülen kanlardan, 90’ların dar bir sokağında kaybettirilip şehrin dışında bir kurşun ile bulunan binlerce insana reva görülen bir soykırım geçmişinin hesabını sormaktır bu…

Geçmişte sıkıştırılan tüm hücrelere, geçmişte atılan her tokada, geçmişte vurulan her tekmeye, geçmişte masada yalnız bırakılan her diplomatik masaya ve geçmişte aramıza sokulan her nifak tohumuna dur demektir bu…

Çürümüş, boğulmuş tüm ilişkilerimizin tıkandığı kendini tekrar ettiği bir dönemde bir alternatif vardır diyebilenlerin armağanıdır bu…

Herkesin yeni insanı aradığı, modernizm ile süslediği bir yarışta eski yoldaşın kolundan tutup yeniden inşa eden ve özü ortaya çıkaran, yoldaşlığın gerçek bilincini ortaya çıkarmadır bu…

Kadına dair açık ve sinsi tüm hapisleri yerle bir eden, modern kölelik kurumundan ve kadını nesneleştirmekten kurtaran, bir özne olduğunu tekrar hatırlatan bir savaştır bu…

21.yy’da kadınları ulu orta satılan bir halkın, pazarlığı yapanların cinnetine herkesin sus pus olduğu yerde yine o halkın kadınları tarafından herkes utansın diye uykusuz ve aç mevzide verilen sestir bu yürüyüş… 

Bu yazı toplam 8583 defa okunmuştur