Özgür Amed

Dil kanseri...

02 Aralık 2014 Salı 14:04

İki gün evvel ilk defa bir hastalık adı duydum. Yüzü Amed, duygusu Colemêrg bir dost ile uzayan sohbetin arasında bitmek üzere olan çaya mütekabil sağ olsun “Dil kanseri”nden bahsetti. Bu kanser çeşidi genelde dildeki kötü huylu tümörlerden oluyormuş.

İlk duymam ile beraber nedense sağlık/biyolojik bir tanım yükleyemedim onun yerine gayet hayatın sıradan akışının içindeki felsefik bir yaklaşımı anımsattı. Neticede dil iç anatomiye dair başlangıç noktasında idi. Yine dil görüp görebileceğimiz en canlı mekanizmalardan. Ortaokulda öğrendiğim ve hala aklımdan çıkmayan papilla yani tat verme duyuları, her tarafa oynayabilen esnek yapısı, hareket alanı sağlayan kas yapısı, kalınlaşıp yassılaşabilmesi ve daha pek çok özelliği ile bir garip aygıt. Hatta Canetti dil ile beraber ağzın hapishaneler üzerinde gizli bir etkisinin olduğunu varsayar. Diş gardiyandır, ağzın dar yapısı hücredir. Ağza girip dile değen şeyin genelde geri dönüşü yoktur ve öğütülme başlar. Yok edişin, “sindirmenin” ilk adımıdır diyerek tezini savunur. Kesinlikle rahmetli ile hem fikir olduğumu buradan belirtiyorum.  

Peki, bu kavramı biraz alanı dışına çıkarırsak nasıl olur? 

Sağlam zemin vermesi açısından iyi olur diye düşünüyorum.  Dilin kendisi üzerinden güncele atlamak, kavramı biraz o yönlü tartışmak istiyorum. Uzağa gitmeden güncel durumumuz üzerinden bir iki örnekle gidelim…

Aslında her gün yaşadığımız şey bir nevi dilin acısı. Kullandığın dil kadar samimi, gerçekçi ve varsın! Çözüm sürecinin bir türlü müzakereye evirilememesi hep dili kansere bulaşmış zihniyetler yüzünden. Bir ülkenin en büyük sorununda, milyonların hayatını ilgilendiren bir toplumsal uzlaşı da tarafların kullandığı dile bakın! Barışın kendisi de her şeyden önce bir dil değil midir? Bu dile ulaşmak için bir taraf ödünler veriyor, en uygun üslubu kullanıyor diğer tarafta tehdit, şantaj, hakaret ne desen arada dayatmayı tercih ediyor. Mesele Arınç’ın şantajları, Akdoğan’ın tehditleri veya X,Y’nin sanki nimetmiş gibi süregiden davranış bozuklukları değil! Dil üzerinden kurulan hegemonyanın uğradığı kanser durağı. O kıvrılan, oynayan dilin bir türlü doğru kelimeleri bulamayışı… Bulmak istemeyişi!

Kadınla erkeğin fıtratında eşitlik yoktur, her türlü yolsuzluk ve hırsızlıktan sonra çekilen 1000 odalı sarayların dibinde biz bir hurma ile karnını doyuran Hz. peygamberin takipçileriyiz diyen zehirli dil sahiplerinin “Bizde esnaf ve sanatkar demek, ticaret yapan, alan – satan sırf ekonomik faaliyette bulunan insan demek değildir. Bizim medeniyetimizde, milli ve medeniyet ruhumuzda esnaf ve sanatkar gerektiğinde askerdir, alperendir, gerektiğinde vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır” deyişi de kansere bulaşmış dile sahip olmalarından başka nedir? Bu dil, diller hastalık dışında bir şey saçmıyor.

Şu şartlarda görülen önemli bir done de, bu hastalığı etrafa yaymak için gösterilen muazzam çaba. Her tarafa, kuruma, yapıya kanalize ediyorlar. Virüs gibi yayılıyor. Hastalık değil sanki miras! Yandaşlarının kullandığı dilin değişim seyrine, zehrine bakın. Ezber bir bozuntunun, dili el üstünde taşıyıp kendi dilini keserek onun yerine almanın hazzını nasıl yaşadıklarını hep beraber görüyoruz!

İktidar, dilin tümörüdür. O bozulunca mantığın rasyonalize etmeyeceği şey yoktur! İktidar hastalığının ilk bozduğu, saldırdığı şey de dil, kelimelerdir. Barış, demokrasi kavramları da bunlar için “yabancı dildir”. Anlaşılmaması gayet anlaşılır bir durumdur. Devlet, dil kanseri ile yaşayan bir mekanizmadır. Bu sürdürülebilirlik için mecburidir. İçindekilerine de bulaştırmak zorunluluğu var. Bu kanserin şimdiye kadar bulunan tek tedavisi mücadele gibi görünüyor. 

Bu yazı toplam 10648 defa okunmuştur
dil
 // rohat
Diline saxlık...
03 Aralık 2014 20:31
...
 // ..
Guzel bir yaklasim olmus. Yureginize saglik....
02 Aralık 2014 15:48