İbrahim Genç

Dicle Özgür Akar, Eronat Ona Bakar

29 Haziran 2014 Pazar 11:07

Türkiye’nin geçmişi; doğru ile yalanın sürekli iktidar tekelinde üretildiği bir bilgi karmaşası tarihidir, kitapları tasnif edilmemiş bir kütüphanenin görüntüsüdür. Son yıllarda “doğru” ile “yalan” çizgi, bilişimin olanaklarıyla belirginleşirken iktidarın da bu alan üzerindeki tekeli kırılmaktadır, kütüphanede kitaplar tasnif edilmekte ve doğru rafa doğru kitaplar yerleştirilmektedir. Nasıl ki bu dağınıklığın ceremesini Kürtler çektilerse bugün de Kürtler bu “onarım” döneminden en çok yararlananlardır.

Meclis’ten hapishaneye

Türkiye’de Kürt politik mücadelesinin emektar ve saygın isimlerinden olan Hatip Dicle de eski Türkiye’nin iktidar ve medya linçinin kurbanıdır. Hayat görüşü, politik amaçları ve sarf ettiği sözler; doğru olup olmaması üzerinden değil, politik bir şahsiyet olması üzerinden değerlendirip daima baskı altında tutulmuş bir politikacıdan bahsediyoruz. Bu sebepledir ki Hatip Dicle, Mayıs 2014’te verdiği bir röportajda "1991 yılında yemin ettikten sonra medya tarafından linçe tabi tutulduk. Medya, sistem bizi linç etmeye kalktı. Siyasi hayatım boyunca konuşmalarımın not edildiğini, ismimin çizildiğini düşünüyorum." diyordu. Çünkü Dicle, 1991’de SHP-HEP koalisyonuyla Diyarbakır milletvekili seçildiğinden sonraki politik duruşuyla daima iktidar tarafından kontrol edilmeye çalışılmıştır.

Devletin bu kontrol gayretleri; TBMM’de yemin ederken “anayasanın baskısı”nı vurgulamasıyla başlamış ve 1994’te İstanbul-Tuzla’daki bir bomba patlamasıyla medya linçi üzerinden devam etmiştir. En nihayetinde kapatılan HEP’e bir alternatif olan DEP’in başkanlığını yürüttüğü sırada da Meclis’ten Orhan Doğan ile birlikte çıkarken göz altına alınmış ve tutuklanmıştır. Çünkü devletin kararı  ve medyanın yaftası belliydi: “Bölücülük yapıyorlar”, “Terörizmi destekliyorlar”. Böylece Kürt siyasetçiler legal politik kulvardan dışlanarak Kürt sorununda dağın yolu gösteriliyordu. 2004’te hapisten çıkan Dicle, bu sefer siyasi yasaklıydı. Ama Dicle, hayatın her alanında Kürt politik mücadelesinde daima ön plandaydı. Böylece Dicle, Demokratik Toplum Kongresi’nin kurulmasına öncülük ederken aynı zamanda da eş başkanlığını yürüttü.

“Tutuklanmam Öcalan’a mesajdı”

Dolayısıyla Kürt siyasal hareketi için 2000’li yıllarda “de facto” bir alan açılırken Kürt siyasetçileri bunu sonuna kadar kullanmaya çalışıyordu. Bu anlamda Kürtler, 2007’de bağımsız adaylarla tekrar parlamentoya giderken diğer taraftan da dışarıda hayatın her alanında bir Kürt aydınlanması yaşanıyordu. DTK ile Kürtler, mücadele zeminini demokrasiden yana genişletmeyi temel amaç edinmişlerdi. İktidar ise bunu bir saman alevi olarak görmüş ve küçümsemişti. Ta ki 2009 yerel seçimlerinde Kürt siyasal hareketinin belediye sayısını ikiye katlayıp yüz kadar belediyeyi kazanmasına kadar. Seçimlerden sadece birkaç ay sonra “KCK şehir yapılanması” gibi bir propaganda üzerinden Kürt politikacılar, akil ve örgütleyici pozisyondakiler toplanmaya başlandı. Sırayla avukatlar, gazeteciler, belediye başkanları, öğrenciler vb. hapishanelere alındılar. Hatip Dicle de bu tutuklanma furyasının 2009’da hapishaneye aldığı en önemli “Kürtlerin akıl takımı” üyelerindendi.

Dolayısıyla Dicle, devletin de çok önemsediği ve sürekli dikkatle izlediği bir politikacıdır. Bu sebepledir ki Dicle’nin tutuklanışı da devletin sürekli gözetim altında tutma ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Mayıs 2004’teki röportajında Dicle’nin “Rahmetli Özal'ın ateşkes için bizi Beyrut'a gönderdiği 1993'ten bu yana Öcalan ile tanışırız. Tutuklanmasından sonra da avukatları aracılığı ile bana selam ve mesajlar göndermiştir. Örneğin, 'Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday mı?', 'DTK eşbaşkanlığına Hatip Dicle'yi öneriyorum' şeklinde. Bu nedenle, özünde Kürt sorununun barışçıl çözümüne yönelik her türlü istemini yerine getirmekten asla tereddüt etmedim. Sanıyorum, devletin beni siyaseten devre dışı bırakmasında Sayın Öcalan'a da mesaj göndermesi söz konusu. Devletler muhalif siyasi akımlara karşı bu tür taktikler uygularlar. İstediklerinin siyaseten önünü açar, bazılarının da kaparlar. Ben ne yazık ki siyaseten önü kapatılanlar grubuna dahilim. Devlet beni devre dışı bırakarak, 'siyaseten kimin önünü açılacağına ben karar veririm' diyor” şeklindeki açıklaması da bunu gösteriyor. Dolayısıyla sormak lazım: Dicle’nin serbest bırakılması da Öcalan’a bir mesaj veriyor mu?

Dicle’nin vekilliği düşürüldü

Politik alandaki varlığı önemsenen Dicle, en son 2011 genel seçimlerinde Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun Diyarbakır milletvekili adayıydı. Fakat devletin hızlı bir şekilde yaptığı manevrayla milletvekilliği çalındı. Bu konuyu yine Mayıs 2014’teki röportajında Dicle “2007 yılında ANKA ajansına bir açıklamam nedeniyle hakkımda açılan bir dava vardı ve dosya Yargıtay’daydı. Ancak ilginçtir ki seçimlerden sadece 3 gün önce karar onandı. Buna rağmen adaylığım düşürülmedi. 12 Haziran’da yaklaşık 86 bin oyla milletvekili seçildim. Mazbatam alındı. 21 Haziran’da ise YSK vekilliğimi düşürdü. Adaylığımın kabul edilip, seçimi kazandıktan sonra vekilliğimin iptal edilmesi AKP'nin ince hesabıdır. Oysa, bugün Engin Alan için ya da Sebahat Tuncel için parlamentoda nasıl çözüm aranıyorsa, benim için de aranabilirdi” şeklinde anlatıyor.

Eronat’tan ‘Hatip Dicle’ çıkışı

Belli ki sistem, Dicle’yi biraz daha misafir etmek istiyordu rehine olarak… Bu sebepledir ki düşük bir oy almasına rağmen AKP’nin 6. Sıradaki milletvekili adayı Oya Eronat, geniş bir kesim tarafından “hırsızlama” olarak ifade edilen şekliyle hiç zaman kaybetmeden ertesi gün il seçim kurulundan mazbatasını almıştı. Bu neyin telaşıydı? Sırrı Süreyya Önder’in dediği gibi insan yerde bile bulsa önce etrafına bakar bir sahibi var mı yok mu diye… Sonraki süreçte de Oya Eronat, Kürt seçilmişlere ve hareketine en çok laf söyleyen kişi olurken bunun nedeni olarak daima “Dicle’nin yerini gasp etmesinin gerginliği” gösterildi. Eronat ki BDP’ye, seçilmişlere herkese çatıyordu. Hatta Hatip Dicle’nin varlığının altında ezildikçe de “Eğer Hatip Dicle meclise gitseydi arkasından kimleri getirmek isteyeceklerini de eminim hepiniz biliyorsunuz. Efendim Hatip Dicle çok önemli bir figürmüş, hiçbiriniz önemli figür değilsiniz hepiniz Kandilin ve İmralının emriyle hareket eden insanlarsınız. Sizlerin içinde önemli bir figür yok. Hatip Dicle nerden önemli bir figür oluyor ben anlayamadım." diyebiliyordu.

Önemli figür olup olmamaya halk karar verir muhakkak ve şimdi Hatip Dicle özgür… Sanırım bu özgürlükten en çok canı sıkılacak kişi de Oya Eronat’tır. Çünkü gün gelecek Eronat, Dicle’yle karşılaşacaktır ve görülecektir “yavuz hırsız ev sahibini bastırabilecek” mı?

Bu yazı toplam 7458 defa okunmuştur
raste
 // serhat
herbiji...
01 Temmuz 2014 07:37