İbrahim Genç

Dersimiz: Anadilde eğitim

29 Eylül 2010 Çarşamba 22:32

Ülkemizde bazı kesimlerin dar kalıplarından ve önyargılarından sıyrılamamasından dolayı çözümü çok kolay olabilecek sorunları bir türlü çözemiyoruz. Oluşan kalıplar ve önyargıların sağlıklı düşünmeyi engellemesinin yanında riyakarlık da ayrıca bir problem. Çünkü o kadar çok şahit oluyoruz ki bazı insanlar, kendileri için istediklerini başkaları için asla istemiyorlar. Bu yüzden de biz, biraz kültürel konularda yazmaya fırsat bulamıyor; sürekli bu insanların çelişkileriyle uğraşmak zorunda kalıyoruz. Şimdi biz de bazılarında empati duygusu geliştirmek amacıyla karşılaştırmalı veriler sunma yoluna gidebiliriz.

''Dilimiz, millet olabilmemizin en önemli dayanaklarından biri olup kültürel değerlerimizin ve milli hafızamızın nesilden nesile taşınmasında vazgeçilmez bir işleve sahiptir(…) Bizi bir arada tutarak ortak değerler etrafında bütünleşmemizi sağlayan da dilimizdir. Dilimizi geliştirerek muhafaza etmek, millet olarak geleceğimizi de muhafaza etmektir(Başbakan Recep Tayyip Erdoğan).”

''Birlik ve beraberliğimizin temeli olan Türkçemiz, bizi birbirimize bağlayan, kültürümüzün kök salmasına ve nesillere aktarılmasına hizmet eden en önemli varlığımızdır. Türkçemiz aynı zamanda milletimizin özünü, gelenek ve göreneklerini, duygu ve düşüncelerini, tarihten gelen birikimlerini, değerlerini yansıtan bir aynadır (Cumhurbaşkanı Abdullah Gül).”

“Güçlü ve zengin bir toplum olarak geleceği yakalamak istiyorsak dilimizi korumalı, zenginleştirmeli ve gelecek nesillere ulaştırmalıyız. Bu, hepimizin başta gelen görevidir (TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin).”

“Dilimiz kimliğimizdir. Kimliğimizle birlikte kültürümüzü hatta varlığımızı korumanın yolu dilimizi korumaktan geçmektedir (AKP Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz).”

“İnsanları, düşünceleri, nesneleri, dilin aracılığıyla kavrarız. Dil aracılığıyla kendimizi ifade ederiz. İşte dilin önemi burada ortaya çıkıyor. Türkçemizi niçin doğru kullanmalıyız, sorusunun cevabı da buradadır (Genelkurmay Başkanlığı internet sitesi).”

’’Dilimiz muhterem ecdadımızın ölümsüz mirasıdır ve onu geliştirmek, korumak, sevmek ve yükseltmek hepimizin en öncelikli görevi olmalıdır (MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli).”

Buraya kadar bazı devlet büyüklerimizin sözlerine bakarak hepsinin de ana dilin önemini bildiklerini söyleyebiliriz. Görüyoruz ki Türkçe, Türk yurttaşlar için bir varlık nedenidir. Türkçe ki; Türklüğün hafızası, kültürün taşıyıcısı, geleceğin de garantisidir. Bu sebeple de Türkçenin korunup geliştirilmesi; Türk çocuklarının Türkçe ana dilinde eğitim görmesi zorunludur; var oluşsal bir haktır.

Kürtçenin de bağımsız bilimsel kaynaklarda ele alınan; sentaksıyla, sözcükleriyle, tarihiyle kadim dillerden olduğunu düşündüğümüzde devlet büyüklerimizin Kürtçe için de bu sözleri söylememesi için bir neden bulunmamaktadır. Ki Kürtçe de diğer diller gibi Allah’ın kudretinin delillerindendir. Bu delilin yok edilmesine; gelişmesinin engellenmesine dilin önemini kavramış olan bu devlet adamlarımızın karşı durması gerekir. Bunu yapmak yerine insanların ana dilde eğitim almasını, barışa tehdit olarak algılamak ya da algılatmak hangi mantıksal sürecin bir sonucudur?

Ki Başbakan Erdoğan Almanya’ya yaptığı bir resmi ziyarette oradaki Türklere “Kendi dilinizi, dininizi ve kimliğinizi unutmayınız. Asimile olmayınız, asimilasyon bir insanlık suçudur. Asimilasyon politikalarına karşı direnin..." derken Kürtlerin de dillerini korumak amacıyla ana dilde eğitimi talep etmesi nasıl oluyor da barışa tehdit olarak algılanıyor; asimilasyona direnmeleri nasıl oluyor da bölücülük olarak görülüyor?

Her şey açık seçik ortadayken, Kürtlerin istemleri evrensel kanunlara göre gayet doğal ve meşru iken Başbakan Erdoğan daha geçenlerde Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında konuşurken ana dilde eğitimin verilmeyeceğini dile getirdi. Öyle ki Kürtlerin kendi topraklarında dillerini kurslarla öğrenebileceklerini dile getirdi. Bunun tutarlı bir yaklaşım olmadığı ortada. Örneğin Fransız Kültür Merkezine kim gider? Fransızca bilmeyen; Türkler, Kürtler, Araplar ya da başka milletler gider ve Fransızca öğrenirler. Orada dil öğrenimi için Fransızların gitmesinin anlamı yoktur. Hem Fransızca öğrenmek için kursa gidenler, bu dili öğrendikten sonra iyi bir iş bulacaklarını düşünerek öğrenirler. Ama Kürtçe için bu böyle değil. Oysa Kürtçenin kamusal alanda kullanılabilecek bir dil haline getirilmesi gerekiyor.

Başbakan Erdoğan’ın ana dilde eğitim konusundaki sözlerini geçenlerde linguistik (dil bilimi) alanında çalışan Polonyolı arkadaşım Patricia’ya aktardığımda verdiği cevap şöyleydi: “Bu, 19. yüzyılda Polonya haritasının şekillenmediği döneme benziyor. O dönemde Polonyalılara haritada yer verilmedi.  Polonyalılar Almanca ve Rusça öğrenmek zorundaydılar. Polonyalılar okullarda dillerini konuştuklarında eziyet gördüler. Bu şeyler hiç de demokratik değil. Oysa her halk ana dilinde eğitim yapma hakkına sahip olmalı. Çünkü böyle yapılmadığında çocuklar kendilerini keşfedemez ve kimliklerinden mahrum kalırlar. Eğer başbakanınızın dediği olursa belki de Kürtler bir gün yok olurlar. Çünkü dil, kültürü ve tarihi taşıdığı için çok önemlidir.”

Kürtlerin var oluş nedeni olan dillerinde eğitimi neden önemsediklerini zamanla herkesin kavrayacağını düşünüyorum. Tabi ihtiyacımız olan şey, Türk ve Kürt yurttaşların birbirini kırmadan konuşabilmesi ve ortak gelecek için ortak değerlerde buluşabilmesi. Her Kürt mutlaka hem Türkçeyi hem de Kürtçeyi konuşabilmeli. Batı’da da Kürtçe öğrenmek isteyen Türk yurttaşlar için okullarda Kürtçe seçmeli ders yapılabilir. Tabi bunun için de Kürtçenin siyasal bir şey olarak algılanması bırakılmalı; Kürtçenin de bütün diller gibi olduğu ve diğer diller gibi çeşitli olanaklara sahip olması gerektiği artık anlaşılmalı.

Ben de ana dilin öneminin kavranması düşüncesiyle C. Ouchunski’nin “Ana Dilinde Düşünmek” makalesindeki şu sözlerle yazımı bitirmek istiyorum: “Dil, halkın sadece gerçeğini ifade etmez, bu gerçeğin ta kendisidir. Halkın dili kaybolunca, halkın artık kendisi de yoktur.Bu nedenle, örneğin, yabancı işgalcilerin bütün şiddet ve zulümlerine maruz kalan Batı Slavlar ancak, dillerine bir saldırı yapıldığını anlayınca, halklarının hayatının tehlikede olduğunu anladılar.Bir halkın ana dili konuşulduğu sürece o halk yaşar…”

Bu yazı toplam 5218 defa okunmuştur
Saygı
 // HaLiL KıLıÇ
Hocam,kürt halkinin temel sorunu bilincli ve egitimli olmamasidir, ben kürt halkinin degerlerine saygi duymayanlari insanlik düsmanlari olarak ilan ediyorum,kürtlerinde kendi anadili ile egitim haki gaspedilmemeli,kimligine saygi duyulmali.....
01 Ekim 2010 Cuma 05:00
FİKRİ YÖNDEN 30 YIL İLERDESİNİZ...
 // mezopotamyalı
Hocam siz bu ülkenin sahip olduğu fikri seviyenin OTUZ SENE ilerisindesiniz. Onun için sizi algılayamaz ve duyamazlar.
Onların anladığı şu an şudur:
Ey Türk milleti, MİSAK- MİLLİ (ki bu bizim için kutsalında ötesi bir şeydir) sınırları içinde hapsedip tuttuğumuz BİLUMUM HALKLARI, bu cümleden özellikle KÜRTLERİ devletin başta Türk Dil ve Tarih Kurumu olmak üzere diğer bütün teşkilatları ve imkanları ile kesin ve dönülmez bir şekilde ASİMİLE etmektir. Bu Türklerin atası tarafından bir vasiyettir. İktidarda kalabilmek için dört elle sarılmaya MECBUR olduğumuz bir velinimetimizdir. Bu konuda 90 yılda ancak yüzde elli başarı elde etmeyi başarı olarak görmüyor, daha etkili YÖNTEMİ OLANLAR acilen Tübitak A
tak diye projelerini sunsunlar...
30 Eylül 2010 Perşembe 15:01
IBRAHIM KARDES
 // orkun
Almanyada Turkce resmi dilmi? Almanya Turklere Turkce konusmayi yazmayi yasakliyormu? Almancayi cok iyi derecede bilmeden Almanyada bir yerlere ,hatta hicbir yere gelinmiyecegini bilmiyormusunuz?Asimilasyonun manasi nedir bilirmisiniz?...
30 Eylül 2010 Perşembe 14:41