Şeyhmus Diken

Demokrasi ve Duvar İlişkisi

21 Mayıs 2016 Cumartesi 09:11

Diyarbakır Valilik Makamı ile Vali Konağı birbirine çok yakın, bağırsan duyulacak mesafededir. Valilik binası tek parti döneminde Umum Müfettişlik (Bir nevi Genel Valilik) makamı olarak kullanılmış. Vali Konağı ise 15 yıl öncesine kadar bitişiğindeki Kız Meslek Lisesinin kurs binası ve olgunlaşma enstitüsü olarak işlevlendirilmişti.

12 Eylül askeri darbesiyle beraber kentte ve bölgede hüküm süren askeri sıkıyönetim sonrası oluşturulan ve doksanlı yılların sonuna kadar süregelen Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin turistik otel karşısındaki vali konağını bölge valisi konağına dönüştürmesi ile il valisi de olgunlaşma enstitüsünü vali evi (konağı) haline dönüştürdü. O gün bu gündür vali evidir orası…

Bunları niye yazdığımı hem de ayrıntılandırarak merak ediyorsunuz tabi, çok haklı olarak…

Geçtiğimiz hafta hem vali konağı hem de valilik makamı önünden yürüyerek geçtim. Valinin evi iç bahçe duvarından boydan boya beton bloklarla kuşatılmıştı. Valilik makamı önündeki cadde ve üç arka sokağı da bariyerlerle korumaya alınmıştı.

2014 yılının ilk altı ayında bölgenin neredeyse tüm illerine ve kimi ilçelerine bir kitap hazırlığı nedeniyle saha çalışması amacıyla dolaştığımızda fark etmiştim. Diyarbakır’ı kerteriz olarak alıp doğuya doğru gittikçe kalekolların, karakolların yollar boyunca dizildiğine tanık olmuştum. Ayrıca yerleşim merkezlerinde neredeyse bütün devlet dairelerinin beton bariyerler ve kum torbalarıyla korumaya alındığını görmüştüm.

Bu ve benzeri görüntülerin ve koruma duvarlarının nedense Diyarbakır’a “uzak” olduğunu düşünmüştüm. Fakat üzerinden çok zaman geçmeden Diyarbakır ve bölgede yaşanan hendekli barikatlı yasaklı hâllerden sonra “tez zamanda” Diyarbakır’da benzer hâlle tanışmış oldu.

Doğrusu böyle bir görüntü vermek aslında devlet açısından bir “kararlılık” ya da “güç gösterisi” gibi gösterilmeye çalışılsa da kanımca bunun tarifi en hafifinden psikolojik yitirtilmişlik ruh haliyle tarif edilebilir.

2004-2007 yılları arasında Diyarbakır’da valilik yapmış Efkan Ala şimdiki durumu itibariyle çok farklı perspektifte olmakla birlikte dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’le birlikte inisiyatif kullanarak yaşanan büyük çatışmalar esnasında çok tarihi bir laf etmişti. Ve o laf sonradan literatüre de geçmişti: “Cana geleceğine cama gelsin” demişti.

İşin açıkçası öteden beri mülki amirlik statüsünü ben biraz polislikten ve askerlikten farklı görme ve düşünme eğiliminde olanlardan(d)ım. Asker ve polis statüsü ve varlık sebebi gereği “Güvenlik eksenli” düşünür ve davranır, bu mesleğin doğasında, fıtratında olandır. Ama kaymakam, vali daha halkla iç içe olmak durumunda olan yönetim erkleridir. Yönettikleri beldelerin seçilmiş temsiliyetleri ile birlikte yerleşkelerin sorunlarına çözüm üretmek durumundadırlar.

Öyle gözüküyor ki; bu vasıfları cumhuriyetin ilk yıllarındaki genel valilik konseptine dönüşünü Ankara merkezli olarak ülkeye özellikle de bölgeye yayıyor.

Zor ve sıkıntılı bir dönem yaşıyoruz. Canlardan akan kanın cam kırıklarına karıştığı ve cana da cama da gelen bir sürecin tanıkları, sanıkları, mağdurları olunan bir süreç bu.

Yine de son söyleyeceğimi barış ve özgürlük tutkusu üzerine bina edeyim en iyisi…

Eski zamanların usta taş yontucuları bütün becerileri ve olanca maharetleri ile duvarlar, yollar ve köprüler yapar, inşa ederlermiş. Ördükleri usta işi duvarlar, duvarın diğer yakasında kalan insanlarla bir nevi ilişkiyi kestiğinden duvar ördüklerinde hüzün duyarlar ama yine de işlerini yaparlarmış.

Bir de yine usta işi köprüler döşerlermiş bazalt binler yıllık taşlardan. Köprü yaptıklarında mutlu olurmuş eski zaman taş ustaları. Bilirlermiş ki; yaptıkları köprüler insanların birbirleriyle iletişim kurmasına, diyalogun gelişmesine sebep olurmuş.

Şimdi sözüm ortayadır: Duvar örüp insanları birbirinden uzak düşüren mi, yoksa köprü döşeyip insanları birbirine yakınlaştıran mı olmak istersiniz, karar da, takdir de sizin!

Ben barış ve özgürlüklerin köprülerini kurmayı kendine yakıştıran bir gelenekten geliyorum. Bu sebeple örülen bütün duvarlara karşıyım. Bir kez daha dillendirmiş olayım en iyisi…

Not: 22 Mayıs Pazar saat 13.00-15.00 arası Amed Kitap Fuarı Lis yy. standında Can yy.’da çıkan Amida Ana kitabımın “Dayik Amida” ismiyle Kürtçeye çevrilip basılmış halini çevirmenim Mem Wenda ile birlikte imzalayacağım... 

Bu yazı toplam 5621 defa okunmuştur