Bedri Çallı

Demiryolu Taşımacılığı (1)

2007-03-08 00:05:05

Yazımın ana konusu aslında Kara Tren’dir. Çünkü bir çevreci olmanın ötesinde, kara taşımacılığının ekonomik ve kaza sonucu ortaya çıkan dramlarla birlikte daha bir çok nedeni yazımda sizlerle paylaşmayı hedefliyorum. Yalnız, kara tren üzerine yazacaklarıma bazı eklentiler ve sapmalar yapmak istiyorum. Bütün bunları yazarken, yazımın istemeyerek uzun olacağını şimdiden tahmin ediyorum, umarım sizi sıkmaz.

Çünkü demiryolu yük ve yolcu taşımacılığının ülke bazında yaygınlaştırılmasını savunurken, doğup büyüdüğüm ve yaşamakta olduğum Hakkari’nin de bu hizmetten yararlanması sağlanmalı diye düşünüyorum. Buraya demiryolu olmaz diyenlere cevaben, öneri olarak iki güzergah kullanılması mümkündür. Van’ın Gürpınar ilçesinden Berçelan yaylası istikametinden Aşağı Otluca’ya gelmesi mümkün, yada Diyarbakır’dan Beytüşşebap istikametinden gelmesi mümkündür.

Bu arzudan yola çıkarak düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Başka memlekette en zor şartlar aşılır ve dağlar delinir, fakat Hakkari’ye gelince amma da büyük bir talep şeklinde düşünülür. Belki yaşıtlarım görmez fakat mutlaka bu hizmet gelir diye düşünüyorum. Ama ne yazık ki Hakkari’nin seçilmişleri ve atanmışları yine buna da sahip çıkarlar. Gerçi galiba bunların ömrü yetmeyecek ya!

Demiryolları bir ülkenin medeniyet seviyesini çok iyi gösterdiğini ve gelişmesine katkıda bulunacağını düşünüyorum. Biz hala kamyonlar ve otobüslerle bir şeyleri oradan oraya götürmeye çalışırken, gelişen ülkeler toplu taşıma araçlarına ve özellikle demiryollarını AB standartlarında modern hale getirmiştir. Bu olanağı en iyi kullanan Fransa ve Japonya’dır. Biz görmeyeceğiz ama umarım bizim çocuklarımız görür.

Gelişen teknoloji çağı henüz ortaya çıkmadan önce insanlar, yaşamlarını idame etmek için bu gün tren , gemi. uçak. tır vb. ulaşım araçları yerine deve, katır, at gibi hayvanlarla kervan şeklinde bu ihtiyaçlarını gideriyordu.

Kervan, eskiden kara nakliyatını yapan kafile. Günümüzde bir çok motorlu kara, demir, deniz, veya hava vasıtasından meydana gelen nakliyat gruplarına konvoy, filo gibi isimler bunun karşılığıdır.

Nakliyat, at – katır daha ziyade develerle yapılırdı. Kervanlarda bulunan develerin taşıdıkları yüklere göre veya hafif kervan adları verilirdi. Ağır kervandaki develer 300 -350 hafif kervandakiler ise 170 kg. yük taşırlardı.

Ticaret ve yolcu kervanları Şam, Mısır’dan giden hac kervanı olurdu. Buna benzer örneğin; Hindistan, Afganistan, İran, Endonezya ve benzeri güzergahlarda da büyük sayıda Kervanlar olurdu. Şam üzeri mal ve eşya taşıyanlar haricinde 60 ila yetmiş bin, Mısır üzerinden gidenler ise 40 ila 50 bin sayısını buluyordu.

Bulunduğumuz çağa göre aradaki fark, kervanlar kış aylarında gündüz yolculuk yapıp, gece dinleniyorlardı, yaz aylarında ise gece yolculuk yapar, gündüz dinlenirlerdi. Teknoloji çağında ise engeller daha fazla aşılmış.  İkinci bir fark ise Türkiye’den hareket eden bir kervan Hicaz’a 60 gün, bu gün ise uçak ile 3 saatte varılmaktadır.

Trenin tarihi çok eskilere gitmez. Büyük İskender, Osman Gazi, Evliya Çelebi yada Mevlana yaşamları boyunca, hiç tren görmemişlerdi, hiç trene binmemişlerdir. Kanuni Sultan Süleyman ve Mimar Sinan da. Bu insanlar trenle, yani bu ulaşım aracı onlar yaşarken henüz icat edilmemiş olduğu için tanışamamışlardı.

Oysa, 26 Şubat 1786 – 2 Ekim 1853 yılları arasında yaşamış; “Manyetik olmayan bir iletkenin dönmesinin, manyetizma doğurduğunu keşfetmiş; ışığın dalga kuramının doğruluğunu kanıtlayan bir deney tasarlamış ve ışığın kutuplanmasına ilişkin yasaların bulunmasına yol açan araştırmalara katılmış” olan Fransız fizikçi Dominique François Jean Arago için aynı durum söz konusu değildir; çünkü o, trenin çağdaşlarından biridir. Yani yaratıcısıdır.

Ülkemiz açısından bakıldığında, 23 Eylül 1856 günü Türk Demiryollarının doğum günü olarak kabul edilir. İzmir-Aydın demiryolu hattı için ilk kazmanın vurulduğu bu tarihten günümüze kadar geçen 146 yıllık Türk Demiryolu Tarihi, tüm bu süreçte Demiryolları ve tren ülkemizin kurtuluşunda, kalkınmasında, gelişiminde vücuda kan taşıyan damarlar gibi önemli bir işlev üstlenmiş, ülkemizin adeta can suyu olmuştur.

Sürekli tren sözcüğünü kullanıyorum fakat tren demek, lokomotif demektir. Lokomotifsiz bir vagon dizisi, hiçbir yere gidemez, dolayısıyla da, hiçbir işe yaramaz.

Son olarak, yazar, şair ve Türk Edebiyatı’nın en önemli temsilcilerinden biri olan Yahya Kemal şöyle der,  lokomotiflerle, binalarla ilgili, yaklaşık iki ay süren Avrupa seyahatinden dönen Sultan Abdulaziz, gördüğü yenilikleri memlekete getirmek konusunda çeşitli girişimlere başlamıştı. Tren de bunlardan biridir. Daha önce başlatılmış bir projeyi hayata geçirme zamanı gelmiştir, şeklinde düşünür.

1871 yılında Şark Demiryolları’nın ilk adımını oluşturan İstanbul-Edirne hattının açılışı yapıldıktan kısa bir süre sonra, 1873 yılında da Haydarpaşa-İzmit hattı faaliyete geçer. 1892’de de Ankara’ya ulaşan tren, daha sonra adım adım Doğu’ya doğru ilerler ve Anadolu’yu dolaşır. Hatta daha da ilerilere, Güney’den Hicaz’a doğru yol alır.

İstanbul-Edirne hattı inşa edilirken, demiryolu bir caminin üstünden geçmek zorunda kaldığında, durum Sultan Abdulaziz’e bildirilir. Padişah bu “medeni vasıta”yı memleket için o kadar önemli görmektedir ki, caminin yıkılmasını emreder ve “Demiryolu sırtımdan bile geçecek olsa engel tanımayacaksınız!” der.

Yani gördüğünüz gibi memlekette trenin tarihi pek de eskilere gitmiyor. Oysa bu “medeni vasıta Anadolu”yla öylesine bütünleşmiştir ki, “ kara tren” insanımızın hafızasında bambaşka anlamlar kazanmıştır. Sanıyorum, her toplumun hafızasında farklı anlamları vardır trenin. Bu anlam kendisini şarkılarda his ettirmiştir.

Ah tren kara tren
Odur yari götüren
Gitti yarim gelmedi
Budur beni bitiren

Yine aynı şekilde bir başka şarkıda

gözüm yolda gönlüm darda
ya kendin gel yada haber yolla
duyarım yazmışsın iki satır mektup
vermişsin trene halini unutup

Hepimizin çocukluğunda hafızalarımızda yer edinen Tren ile ilgili bir diğer şarkı ise

Kara tren gelmez m’ola düdüğünü çalmaz ola
Gurbet ele yar yolladım mektubumu almaz ola

Demiryolları, Ülkemizin ekonomik, sosyal, kültürel hayatına böylesine derin, böylesine kalıcı izler bırakan başka bir ulaşım sistemi yok dense yeridir.  07/03/2007

Not: Devamını Demiryolu Taşımacılığı (2)'de bulacaksınız.

Bu yazı toplam 8216 defa okunmuştur