İrfan Sarı

Demek ki neymiş?

08 Kasım 2010 Pazartesi 00:55

Barış konuşulunca, normalleşme istenince savaşın enkazından çıkan gerçekler acıtırmış.

Evet, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde taraf olarak savaşan çok generalin, komutanın parlementer olduğunu gördük. Emniyet genel müdürleri de oldu. Hatta bir dönem neredeyse kamu görevlilerinin dışında kimse vekil olamadı. Sanki sivil yaşamdakiler zeka sorunlu ya da devletin bekaasını tehlikeye düşürecek türden düşünüldü. Devletin sürdürürlülüğü için devletin hizmetinde çalışmış olmalısın ki parlementer olabilesin izlenimi doğdu.

Ama dünya hızla değişiyordu Türkiye de bu değişimde kendi payına düşeni almalıydı.

Demokratikleşmede katı kuralları olan Türkiye'nin Kürtlerle ilgili kapı gibi kuralları vardı. Konuşulmayacak, konuşulunca hayın olunacak türden kuralları. Yok sayılacak, yok sayılmayınca “Asi-Şaki-Terörist” olunacak bağlamda katı kuralları.

Devlet kayıtlarına geçirelecek kadar fütursüz inkarlar, katledilmelerine vacip emirler bu tutanaklarda yerini alacaktı. Tarih bunları tutanaklardan ibaret tutmadı çünkü zihinlerden silinecek kadar masum değildi bu emir ve inkar politikaları.

Agirî’de, Koçgiri’de, Dersim’de, Zilan’da, Oremar’da emirler doğrultusunda kurşuna dizilecek olanlar kurşunlanacak, asılanlar asılacak, yurdundan sürülecek olanlar sürülecek, bu süretle geri kalanlar devletin sürü adamları haline getirilecek-itiatları sağlanacaktı.

Mezar taşı bile çok görülen kürtlerin çocukları, ağır işlerde çalıştırılacak, yoksullukla başbaşa bir hayata terk edilecek, eğitimsiz birakılacak, her türlü sömürü ve istismarcı fırsataçılarının hedefi haline getirilecekti.

Kürdün ıslığı bölücü ıslığı olacak, türküsü sakıncalı  türkü,ağıdı propaganda olarak nitelenecek, çocuğuna dökecek gözyaşı ona suç sayılacak, sevdikleri terörist ya da terörist başı sayılacaktı.

Köyler boşaltılacak, yakılacak, ormanlar yakılacak, şehirler sabah ışıklarına kadar taciz ateşleri altında kalacak, çocuklar altına işeyecek, gençler çarşı merkezlerinde vurulacak yani savaş adıyla sanıyla sabıkalrını bir bir işleyecekti.

Failine belli değil denilecekti vurulup alnından çivilenenlere. Isız yerlere terk edilen gencecik bedenlere bir tutanak bile tutulmayacaktı. Çöpükler kürtlerin ağabeylerinin, babalarının, kardeşlerinin cesedinin atıldığı yer olacaktı.

Cesedi panzerlere bağlanıp sürüklenenler ise kollarına kadar apolet ve yıldız sebebi sayılacaktı. Devlete üstün hizmet vermiş olunacaktı.

Eğer barış konuşulacaksa yukarıdaki hiçbir şey konuşulmayacak demektir. Savaşın izlerini, derin yaralarını, korkularını, gölgelerini hayatımızdan çıkarmak demektir.

Hayatımızdan bir süreliğine değil tümden çıkarmamız gerekecektir. Bu bir süreç elbetteki. Ama bu sürece tüm acılarımzdan sıyrılmış olarak, tüm yitirilmişliklerimizin bıraktığı boşlukları doldurmak için gerçeklerle davranmamız  gerekecektir.

Eğer barışı konuşacaksak PKK'yi konuşmamız gerekecek. PKK'yi konuşacağız ki barışa ihtiyacımız açığa çıksın.

Barış demokrasidir, uyumdur, uygarlıktır, evrenselliktir.

Elbetteki mesken belledikleri dağlardan ayrılıp inilecekse düz ovaya onları hayatın içine katmak gerekiyor. Hayatın gerçekliği neyi sunacaksa onlara onu kabul etmek gerekiyor. Üniversitede okuyacaksa okumalıdır. Marangoz olacaksa olabilmelidir. Parlementer olacaksa TBMM'ye girmelidir.

Makul olan budur. Barışılacaksa böyle barışılmalıdır. Demokratik bir ülkedeher vatandaşın anayasal hakları ne ise onlarında anayasal hakları aynı olmalıdır. Ne bir eksik ne bir fazla.

Savaşın tahrip ettiği, yığınla enkaza dönüştüğü bir ülke bizim ülkemiz.

Bu enkazlardan gerçeklerin çıkacağı gün gibi açıktır. Her gerçek bizi insan haklarına biraz daha duyarlı ve biraz daha uyumlu hale getirecekse o zaman gerçektende barışı konuştuğumuz anlaşılacaktır.

Çirkin durup, savaşın mağduriyetini görmemek zaten bu saatten sonra kimseye fayda sağlamayacaktır. Savaş acının yoğunlaşmasıdır. Kıyımdır. Haramdır. Bunu iliklerimize kadar biliyoruz, bilmeyenimiz yok.

O halde geleceğimize isabet edecek gerçeklerimizi şimdiden görüp alışmamız lazım.

Annemize, öğretmenimize, kardeşimize, sevgilimize alışır gibi hem de.

Bu yazı toplam 3992 defa okunmuştur
selim efendi ye cevap!
 // mamoste yekem
İsimlerinizide kürt isimleri olarak kullanıp hala halkımıza böylece hakaret edip hatta sanki kürtmüşsünüz ngibi kürtleri aldatmaya çalışırsanızda bu geçti efendi selim efendi. bunlara karnımız tok. siz vebalinizi öbür dünyada da vereceksiniz. bu halk hak ettiği yeri biliyor artık. siz rahat olun. taksimde ki olayı kimse tasvip etmez ama sizin katliamları siz her gün kahramanlık olarak tv lerinizde destansı destansı yayınlıyorsunuz. gün olur devran döner size insanlık nasıl olur muş sizin zulmünüze rağmen size nasıl insani muamele yapıldığını göreceksiniz ve tarihten kendinizden utanacaksınız selim efendii.............
12 Kasım 2010 Cuma 08:12
Sevgili Kırçiceği
 // Mehemedé Paloyé
Sevgili Kırçiceği merhaba
Selamını almak güzel,seni selamlayabilmek bir o kadar güzel oldu.
Barış dedinde aklıma geldi ; Bu yazı Xarpét düzünde bunaltan sıcaktan kaçmış bir bahçede çay içerken durmadan Dérsim ve Palu-Çewlik mıntıkasına doğru uçan Kobraları ve uçakları görünce böyle bir umudumun olmadığını bir kez daha gördüm.Derken 1925 , 1972 ,1980 derken tekrar Amed şehrinde Kürdlere yine ileri gelenlerini birbirine bağlar, mahkemeye götürür ve kürtçeye anlaşılmayan dil diyecek kadar gayri ahlaki olacaksa 2010 yılındada barışa inancım yoktur.Naçizane olarak okuduğum kadarı ve büyüklerimden duyduğum kadarı ile Kürdleri kimse savaş ile yenmemiştir.Barış ismi altındaki entrikalarla ve hileler ile yenmişler.Oğlum un ismi ya Vedat,ya Derwéş....
12 Kasım 2010 Cuma 01:07
Merhaba mamoste Paloyé
 // kırÇİÇEĞİ
Sizi yorumlarda görmek ne güzel.Elinize sağlık. BARIŞ'ın gelmesi için atılan her adımın önünde saygıyla eğilmeye ve BARIŞ'ın gelmesi için her yolda fedakarlık yapmaya hazır olmalıyız....
09 Kasım 2010 Salı 11:00