1. YAZARLAR

  2. İrfan Sarı

  3. Dağ’dan mı, Diyarbakır’dan mı
İrfan Sarı

İrfan Sarı

Yazarın Tüm Yazıları >

Dağ’dan mı, Diyarbakır’dan mı

A+A-

Popüler kültürün günümüz Türkiye"sine yerleşmişliği çok eskilere dayanmıyor. Tek kanallı devlet televizyonlarının başlangıcıyla sınırlı sayıda sahne alan kişi vardı. Bunlardan hakikaten musikiye dair toplumun yozlaşmasını önleyen önemli sanatçılar vardı. Ancak kültür ve sanat asimilasyonu için kullandıkları unsurlar çoğunluktaydı.

 

Bu yıllar, yani tek hücreli yayınların yapıldığı o meşhur yıllar, sinemanın yozlaşmasını da beraberinde getirdi. Şarkılı türkülü filmlerle sinema yaptıklarını sananlar ve sinema filmi seyrettim diyenler aynı kefede buluştu.

 

Ülkenin demokrasi yoksulu olduğu o yıllar da bu şekilde analiz edilebilinirdi. Çünkü hakikaten sinema filimi yapanlar ve toplumun aksayan yönlerini eleştiren emek ve değer ile dolu sanat yapıtları yasaklar onu emeğiyle harmanlayanlar ise hapislerde çürütüldü.

 

Sözüm ona sivilleşen Türkiye"nin beraberinde getirdiği sivillik: tek hücreli yayın yapan TV"lerin aynı kök üzerinden çok yayınlı sisteme geçmişliğiydi.

 

“Minik konser” çok sesli akademik orkestralardan uzaklaşmış arabeskli müzik çalışmalarına geçmiştik. Bu da bir sivilleşmeydi. Zamanla bu sivilleşme o kadar arttı ki artık reyting uğruna her yol mubah sayılamaya başlandı. TV"ler ard arda açılmaya başladıkça kitleleri etkilemek ve sürüleştirmek için akla hayale gelmeyen yöntemler denenmeye başlandı. Adeta sistemin verdiği sütü helal etmek için güvercin taklaları atılmaya başlandı.

 

Bu süreç kendini hızla kadına terk etti. Kadının özünden uzaklaştırılması için üzerine düşeni yaptı bu TV"lerde yayıma hazırlanan programlar. Her programın sahnesinin etrafı yarı açık kızlarla doldu, kıvrak vücut hareketleriyle dikkatleri üzerine çekmeye çalışan kızların düşündüren bu durumları karşısında onların haline salya dökenler de hiç az değildi.

 

Ve kızların güzellik yarışmalarındaki pozisyonları akılların unutulmazları arasında yer ediyordu. Sevinçten ağlayanlar ve hüzünden kendini paralayanlara bir komedi yaşanıyordu.

 

Ülkenin siyasi açmazları ve sistemin dayatmaları bir araya gelerek halkın olup bitenlerden uzaklaşması için yoğunca çabalar içine girmeleri sonuç veriyordu böylece. Akıl hocalarının bu pervasız dersleri toplumu giderek kangrene çevirirken, orasını burasını açıp sahnelerde boy gösteren, bu vesileyle popüler olanlar her gün çoğalıyordu.

 

Hızlandırılmış sahne eğitimden sonra karga sesliler çalgıların zarafetinin arkasına gizlenerek halkın müzik zevkini köreltmeye başladılar. Ellerinde bağlaması, boğazında sesin en kadifesi ustalar TV"lerde göstermelik yer alırken, kadınsı yanlarını kullananlar magazin programlarından yorum programlarına terfi ediyorlardı.

 

Artık ülkenin sorunlarına dair çözümlemeleri üniversite hocaları, profesörleri yerine bu vücut vitrinleri yapacaktı.

 

Ülkenin bütün yükünü sırtında taşıyan emekçilerine, çalışanlarına “benim oyumla bir çobanın oyu nasıl bir olur” demeyi bile cüretlice bir şekilde savuracak konuma bile geleceklerdi. Artık bu toprakların onurlu, şerefli halk katmanı hakir görmek bunların vazgeçilmezleri arasında yer ediyordu.

 

Bir yandan siyasi basiretsizliğin, bir yandan işkencenin, bir yandan kanın, bir yandan hak ihlallerinin arttığı bu günlerde kendilerine sanatçıyım diyen ve sahnelere çıkarken kalça kemiğine kadar açık ve göğüs çatalına kadar dekolte, bağırıp çağıranların cesaretleri katlanmış olacak ki şimdi de güneşin kızdırdığı topraklarda onurlu yaşam kavgası verenlere “Dağ'dan mı geldiniz?", "Diyarbakır'dan m geldiniz?” demeye kadar vardırdılar sözü.

 

Ey kent! ...

toprağında çıplak ayak bir kavga...
akşamüstü telaşesi bir bayrak...
gecenin bir yerinde kokmuş ekmek ve aç çocuk…
ölmek erken bir yazgıdır…
sevda sürmek meşakat ister...
Amedsen Amedliğini göster...

Şimdi bu kültürsüzlüğün baş göstermesine ne denir bilmiyorum, Ama bildiğim bir şey var. Başbakanı bu ülkenin emekçisine; “ayakların baş olduğu yerde” deyip askeri ve polisi üzerine salabiliyorsa eğer, bu biçimsizliği de görebilmemiz doğaldır.

 

Düşünmeden de edemiyor insan. Beyin göçü hızlanıp artıyorsa ve cezaevleri doluyorsa eğer, halka gerçekleri söylemek hayal olup hakaret etmek marifet sayılacaktır.

 

Tıpkı Kürtçe atasözünde dediği gibi “Cihê Şêran, Rivî lê diket gêran!” (Aslanların yatağında tilkiler caka satar.)

 

Bu yazı toplam 15057 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
33 Yorum