Ümit Yazıcıoğlu

'Dağdan in ovada konuş'

2006-11-01 13:10:30

Merhum Orhan Kotan 90'lı yıllarda "21. yüzyılda Kürt hareketi üzerine perspektifler" başlıklı bir makalesinde "Otonomi ya da federasyon gibi fikirler [Türkiye'deki] Kürt bölgesindeki sıradan insanlar için pek bir şey ifade etmemektedir”... demekteydi. Bu teşhis o günün şartlarına göre doğru olabilir. Ama bugün kuşkusuz Kürt sorunu, artık Diyarbakır-Van-Hakkari üçgenini çoktan aşmış, hatta Tahran-Şam-Bağdat-Ankara dörtgenine de uzun zamandır sığmaz olmuştur.

Dolayısıyla "Türkiye’de devlet kendine sormaktadır: Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü savunmanın yolu nereden geçiyor?, diye. İşte bu soruya en inanılır cevabı yine Merhum Orhan Kotan 30 Temmuz 1996’da,
Stockholm de kaleme almış olduğu “Çözümsüzlüğü Sorgulayalım“
başlıklı makalesinde vermektedir.

Kotana
göre „
Türkiye’de Kürt sorununun çözümü, yeni sınırlar çizmek, halk kitlelerini birbirinden ayırmak, coğrafi hapishaneler, gümrük duvarları ve tel örgülerden geçmiyor”.

Çözüm, ilişkileri iç içe geçen, ortak bir kaderi paylaşan ve ortak acılarla yüzyüze olan halk kitlelerinin mevcut durumlarına yasal bir temel ve siyasal bir statü bulmayı gerektiriyor.
Yaşanan darbeler sonucunda, anayasaların lağvedildiğini, bunun sonucunda da bazı çıkar odaklarının, haketmedikleri boyutta kendilerini ifade edebildiklerini bu nedenlerle ulusal ve toplumsal hukukun oluşturulamadığını hepimiz biliyoruz.

Siyaset, insana hizmet sanatıdır. Ama Türkiye siyaseti bahsini ettiğim bu darbeler sonucu hala yaralıdır. Çünkü Kürtler  vatandaş olarak kendi seslerini doğru bir şekilde meclise taşıması gereken vekillerini, neredeyse 1923’den bugüne kadar hiçbir zaman seçme fırsatı bulamamışlardır. İşin garip tarafı,  bölgeyi her zaman şıhlar ve de aşiret reisleri veya ağalar mecliste temsil etmiştirlerdir. Bu da varolan sorunu çözümsüzleştirmiştir. Vatandaş bir takım endişeler, tereddütler içerisindedir. Türk siyasetinin yaralı olması aslında Türkiye şartlarından gelmiştir. Türkiye çok partili siyasi hayatı taşımakta güçlük çekmiştir. İnişler, çıkışlar olmuştur. Oligarşik gelişmeler, 27 Mayıs askeri müdahalesiyle yeni bir sürece yol açtı. Bu süreç, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 darbeleriyle derinleşerek sürdü.

Sayın Mehmet Ağar DYP genel başkanı olarak bu durumu  çok iyi bildiği için, Türkiye'nin bulunduğu çoğrafyada hiç bir zaman neme lazımcı bir anlayış içinde kendisinin olamayacağını, reel hayat üzerinden siyaset yapmalısı gerektiğini, siyasi tavrıyla „Dağdan in ovada konuş“ cümlesiyle dile getirmeye çalışmıştır.
Bu vesileyle de yeni bir cuntanın 2007’de işbaşına gelmesini arzu edenlere şimdiden dersi vermiştir. Dahası, bilinçli bir şekilde ve akılcı bir stratejisinin ürünü olarak vatandaşların her ne görüşte, inançta ve kimlikte ise, onları öyle kabul edip haklarına saygı gösterecek, hiçbirini hor görmeyeceksin, düşüncesini dilegetirmektedir.

Ağar, ayrıca kimsenin silah alıp doğup büyüdüğü topraklara karşı dağa çıkmaması gerektiğini, çıkanların ikna edilerek indirilmesini zaruriyetini, bütün çabalara rağmen inmeyenlere ise hukuk dilinden yanıt verilmesi gerektiğini „Dağdan in ovada konuş“’ cümlesiyle duyurmaya çalışımıştır.

Peki Kürt sorununun çözümü imkansız mıdır?


Bir kere en başta imkansız diye birşey yoktur ve de pekala bu sorunun çözümleri mevcuttur, ama ortam buna müsait midir? İşte orası asıl mesele. Bu noktada denebilir ki ortak değerler hepimizin. Bu topraklarda doğup büyüyenlerin kendi topraklarına düşman olmaması gerektiğinin altını çizmek gerek.

Bununla birlikte, özellikle Kürt sorununda kendileri şunu söylemeye çalışmaktadır devlet, -ya da şöyle diyelim devlet aygıtının içine yerleşen bir grup- yazarın diline zincir, sanatçının ellerine kelepçe ve bilim adamının beynine balyoz indirmek için seferberlik halinde olmamalıdır. Kürt sorunu´nun işkenceyle, silahla çözülemeyeceği bellidir. Silah sıkanın Kürt sorununu çözme gibi bir derdi de yoktur. Bu sorun bizim içmeselemiz. Sorunun çözümü için bunlara legal siyaset yapma şansı vererek, ülkemizin problemlerini beraber çözelim demektedir. Bu düşünceyi biz Kürtler de anlayışla analiz edebilmeliyiz ki sorunun çözümü için önerileri sunabilelim.

Artık sağ-sol, asker-sivil, iktidar-muhalefet ayrımı yapılmadan çözüm olanaklarının ortaya çıkarılması halk tarafindan arzu edilmektedir.  Değişen dünya ve Türkiye koşullarında şiddetle bir yere varılmayacağını anlamamız gerekir artık. Dolayısıyla mücadelenin devletin ve halkın güçlü olduğu legal siyasi alana çekilmesi aklın gereğidir. İşte bu teze en yatkın cevabı da DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar verdi. Onun „Dağdan in ovada konuş“’ cümlesi aslında çok şey anlatıyor. Tabiki onu iyi anlayana.

01.Kasım 2006 Berlin
www.yazicioglu.de
uemit@yazicioglu.de

Bu yazı toplam 8286 defa okunmuştur
Terörle mücadele
 // Menderes ARAS
Deüerli Hocam, daha dün “Düz ovada siyaset” söylemi ile eleştirilen Mehmet Ağar, halkın kendisini doğru anladığını vurgulayarak, “Mehmet Ağar, teröre hoşgörüyle bakmaz” diye konuştu. Ağar şunları söyledi: “Halk beni doğru anladı ama anlamak istemeyenler oldu. Terör 30 yıldır devam ediyor. Örgütün yeni kadrolara ulaşması önlenmeli. Bizim zamanımızda inisiyatif büyük fedakarlıklarla ele geçirildi. Acılı binlerce aile var. Mehmet Ağar, bunların sayısı artmasın diye uğraşıyor. Uğraşacak da. Biz kimse dağa çıkmasın diyoruz. Benim her kelimem santim santim ölçülmüştür. Literatürü bilirim. Yanlış harf kullanmam. Bu iş oy hesabı değildir. Türkiye daha zor şeylerin üstesinden geldi. Bunun da üstesinden gelecektir. Yeter ki dört elle bu işe sarılacak irade yürüsün. Türkiye başarısız oldu demek doğru değil, burada aslolan milletin iradesidir. Milletin birlikte yaşama iradesini aşan bir irade olmamıştır... Milyonlar birlikte yaşama iradesini beyan etti. Birileri terör yoluyla bir şeyler dayatmak istiyor. Tarihte kim Türkiye’ye bir şeyler dayatabildi? Doğru olanı yaptığımı düşünüyorum. Türkiye üniter yapısını korur. Farklılıklarını zenginlikler halinde taşır. Bunu bin yıldır yapıyoruz.”...
AĞAR’IN ÇIKIŞI ÖNEMLİ
 // Abdullah
Öcalan, politik boyuta ilişkin olarak da şu hususlara dikkat çekti: "Ağar'ın son dönemdeki çıkışları oldukça önemlidir. Ağar'ın kullandığı kavramlar benim kullandığım kavramlara yakındır. Ağar, cinsiyet özgürlüğünden de bahsediyor. Bu önemlidir. Ağar'ın hayata geçirmeye çalıştığı model, AB'nin de hayata geçirdiği liberal demokrasidir. Ancak diğer bazı konularda bilgi eksikliği var. Ağar, Türkiye'nin ihtiyacı olan şeyi kavramıştır. Bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Ağar, Erdoğan'dan daha fazla demokrasiyi içselleştirmiş görünüyor. Baykal katıdır, değişmez. Erdoğan ise, evet demokrasiden bahsediyor fakat demokrasiyi içselleştirememiştir. Erdoğan'ın hareketlerinde bazı radikal çıkışlar var fakat demokrasi oy getiriyorsa kullanıyor, getirmiyorsa kullanmıyor. Yani işine nasıl geliyorsa öyle davranıyor. Zaten kendisi de ifade ediyor; "bizim siyaset anlayışımız tüccar-pazarlama siyasetidir" diye. Kendi çıkarı için her şeyi pazarlayabilir. Yani milliyetçiliğe de demokrasiye de oynuyor. ABD ve AB Ağar'ın arkasında, onu destekliyor olabilir. Erdoğan bu şansı kullanmadı, kullanamadı ve görüldüğü kadarıyla partisi düşüşe geçiyor. Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı makamı dışında bir hedefi kalmadı." Mesut Yılmaz'ın da Kürt sorununa çözüm şansını hiç kullanamadığını ifade eden Öcalan, "O da liberal demokrasiyi hedefledi ama hayata geçirmedi" dedi. "Erkan Mumcu da milliyetçidir, devletçidir" diye devam eden Öcalan, "Özal ve Mesut Yılmaz'dan daha geridir. Sadece Özal bir şeyler yapmak istedi ama olmadı. Ağar, Türkiye'nin ihtiyacı olan liberal demokrasiyi kavramış durumda. Esasında İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra tüm Avrupa'ya liberal demokrasi uygulandı. Bu nedenle savaştan sonra kurulan partilerin çoğu liberal demokrat partilerdir. Tabii benim istediğim ve benimsediğim liberal demokrasi anlayışı değildir. Bunu daha önce de komünal demokrasi şeklinde ifade etmiştim fakat Türkiye'nin ihtiyacı olan liberal demokrasidir. Sanıyorum, TUSIAD da Ağar'ı ve dolayısıyla liberal demokrasiyi destekleyecektir" şeklinde konuştu. ...
çıkar
 // garibaldi
her iki toplumun çıkarıda birlikte yaşamaktan( saygı- sevgi-eşitlik içinde) geçiyor. Kanaatimce bu ayrılık tellallığı en fazla olumsuz olarak kürtleri etkileyecektir. Daha kendi içlerinde demokrasiyi sağlayamamış ( aşiret-töre ekseninde sıkıntılar yaşayan ve ezilen) insanlar bu oluşumu nasıl gerçekleştirecekler. Böyle bir oluşum gerçekleşince avrupalı desteği ile Ermeniler ne yapacak boş duracaklarmı........... Şu andaki piyasada bolca bulunan haritalara bi bakın ilerideki bu oluşumda yeriniz neresi görün. Bakın Irak a ne duruma geldi. ...