İbrahim Genç

Çünkü Tanrı...

04 Ocak 2010 Pazartesi 00:08

Bütün insanlarla konuşuyorum. Her fikirden, her dinden ve her dilden insanları dinliyorum. Onları anlamak istiyorum. Onların söylediklerindeki doğrularla yanlışlarımı öldürmek istiyorum. Ama inandığım doğruların da onlarda bir empati yaratmasını istiyorum. Bu yüzden bıkmadan, usanmadan konuşuyorum; çünkü Tanrı “anlat!” dedi.

Kulağıma gelen bu fısıltı, durmadan bir şeyleri aramama neden oldu. Çünkü “anlat!” diyordu. Bunun peşinden ilahi kanun da “oku!” diyordu. Evet, anlatmak için okumak gerekti. İşte bu yüzden başladı benim yazma serüvenim. Bunu anlatmak için gecelerce “bilgi” kovaladım.  Kütüphanelerde ansiklopedi karıştırmaktan kollarım düştü yana. Peşinden sürüklendiğim bu arayış, uykusuz bıraktı beni günlerce. Uykularımı kaçırdı, en derin ve deliksiz uykularımı.

Çünkü insanoğlu var oluşsal niteliği gereği, insanların ölümünden rahatsızlık duyar. Her şeyden önce “vicdan”, bireyi durmadan insanlığa davet eder. Bu sebeple de düşünenler için uykularının kaçmasına neden olacak çok “gerekçe” var. Tabi hayatı günü birlik birkaç kaygıdan ibaret sananlar için durum çok farklı. Öyle kimseler var ki hayatta kayda değer bir şey yapmadığı, barış ve kardeşlik adına bir ses çıkarmadığı halde; bütün başıboşluğuna ve kayıtsızlığına rağmen çığırtkanlık ve savaş söz konusu olduğunda en hamasî nutukları attıkları görülür. Çünkü barışı ve kardeşliği sağlamak zor; savaş çıkarmak ise çok kolaydır.

İşte bu yüzden bu topraklarda Anadolu ve Mezopotamya halkları öncelikle ellerini vicdanlarına koymalıdırlar. Yeni yılda “ellerimiz vicdanımızda” olmalı her daim. Özellikle Batı’nın güzel kentlerinde, sırça köşklerinden hayata toz pembe bakanlar… Bir defa olsun bile bölge halkının acılarına ortak olmayanlar… Bir halkın dilinin, kültürünün yok edilmesinin ne demek olduğunu düşünmeyenler… Öldürülen ya da haklarında onlarca yıl istenen çocukların bakışlarına şahit olmayanlar… Bir gece ansızın köylerinden büyük şehirlerin varoşlarına sürülüp bir yokluğa mahkum edilen insanlarla konuşmayanlar…

Sizler ellerinizi vicdanınıza koymalısınız. Sizin başınıza bu tür acımasızlıklar getirildiğinde ne hissedeceğinizi düşünmelisiniz. Çünkü her zaman söylediğim gibi bu sorunu çözecek olan ne Hükümet ne de Ordu. Bu sorun, Türk halkının geliştireceği müthiş bir empatiyle çözülecektir. Herkesin ortaklaştığı değerler var. Büyük ve bağımsız bir Türkiye hayali var. Böyle bir ideal ortadaysa şayet, herkesin birbirini anlamsından başka çaresi yok. Bu saatten sonra herkes ya birbirini anlayacak ya da birbirilerini anlamamak üzere Tanrı, dillerini karıştıracaktır. Bu da diyalogun ebediyen kesilmesi olur.

İŞTE BU YÜZDEN…

Bu topraklarda insanların iyi şeyler duymaya ihtiyacı var. 2010’un bu güzel ilk günlerine gözlerini açan yurttaşların umutlarını yeşertecek güzel şeylere... Yıllarca didişmekten, kavga etmekten nefes alamayan insanların bir daha çok umuda... Çünkü 2010, çok uzun geçecek. Bu yeni yıla tahammül etmemiz için iyi şeyler görmeye ihtiyacımız var. Bunun için de herkesin kendini sorgulaması zamanıdır.

Özellikle bu yeni yılda öyle bir “umut” yaratılmalı ki bu beraberinde bizi ortak bir ülke yaratmak için cesaretlendirmelidir. Anadolu ve Mezopotamya halkları, duygusal halklardır. Bu yüzden de bu halkları güzel günlere inandıracak güvenilir devlet adamlarına ihtiyacımız var.

Bu zamana kadar yurttaşları bir arada tutan yegane şey umuttu. Barışsız bir umuttu. Ama bu, yurttaşları güzel günlere inandırmaya yetti. Bunun aksine “umutsuz barış” söz konusu olsaydı, belki de her şey daha kötü olacaktı.

İşte bu yüzden her şeye rağmen bir “umut”la yeni yıla girdik. Bu “umut”, mutlaka barışını yaratacaktır. Önemli olan, sabretmek ve güzel bir dil yaratmaktır. Unutmayın ki barışı çok konuşmak “barış”ı; savaşı çok konuşmak “savaş”ı getirir. Bu yüzden unutarak bütün acıları, barışı ve kardeşliği yeni yılda daha çok konuşmalıyız.

Bu yazı toplam 5070 defa okunmuştur
barış
 // bışar-e çeto
Kürtlerin en büyük özelliği her zaman şu olmuştur cebi doldu mu ve karnı doydumu kardeşleri umrunda bile değil.zamanında batıya çeşitli yollarla götürülen insanlarımızların çoğu asimile olmuş çoğuda hala Kürt olarak kalmışlardır.Bu saatten sonra yapacağımız tek şey Kürtlerin yaşadığı bu acıları onlara tattırmak ve onları benliklerine döndürmektir.herşeye inat barış..barış ve yine barış...
06 Ocak 2010 Çarşamba 15:56
sorun ASİMİLE OLAN KÜRTLER....
 // MEZOPOTAMYALI
türkiye nin batı illerine göç eden kürtler sadece köyleri boşaltılanlar değil..
emekli ikramiyesi alan ekser kürtler, pılını pırtısını toplayıp fıratın batısına göçmüştür. oralarda evlenen çocukların şimdi torunları var artık.
ve bu
muazzam boyutlardadır
beyin ve sermaye göçü
osmanlı döneminden beri yaşanan bu göç, cumhuriyet döneminde hızlanarak artmış, doksan sonrası ise sel boyutlarına ulaşmıştır.
ve bunların kürt sorunu diye bir dertleride yok....
bazıları ancak gençliklerinde kürt olduklarının farkına varıyorlar.
ve türk kamuoyu bu asimile olan kürtleri görünce, sesini yükselten diğer tarafta kalan biz kürtlere bölücü, terörist yaftasını yapıştırmaktadır.
şimdi işin içinden çık çıkabilirsen......
05 Ocak 2010 Salı 10:33
anka
 // aran
Umutla arayis kültürü bireye ve kürt halkina basari getirecektir,yeterki vicdanlarimiz erazyona ugramasin.Bende yasamda kürt halkina ve sizin gibi aydin sahsiyetlere basarilar dilerim....
04 Ocak 2010 Pazartesi 21:57