İbrahim Genç

Cumhuriyet ve Kürt Sorunu -IV-

16 Kasım 2009 Pazartesi 18:51

Yıllarca sorunu tanımlamaktan korkan zihniyet, Kürt sorununu yeri geldi “terör” olarak gördü yeri geldi “eğitim sorunu” ve “ekonomik gelişmemişlik” olarak gördü. Bu tanımlamalar, tam da asimilasyoncu zihniyetin “Kürt” sözcüğünü telafuz etmekten kaçışının göstergeleriydi. Bu gün bile Meclis’te açılımla ilgili genel görüşmelerde CHP ile MHP’nin bu saplantıdan kurtulamadıklarına şahit oluyoruz. 

Bütün baskılara, inkara, asimilasyona ve işkencelere rağmen Mezopotamya’nın en eski halklarından biri olan Kürtler varlıklarını muhafaza ederek milenyum çağına daha güçlü girdiler. Değişen ve dönüşen dünya şartları içinde artık Kürtlerin inkarının mümkün olmadığı devletçe de anlaşıldı.

Bir halkın can damarı olan dilini geliştirmesini sağlamak yerine TRT 6’yı yasal bir düzenleme yapmadan açan ve Kürtleri bu tür vaatlerle oyalamaya çalışan sistem, ABD Başkanı Barack Obama’nın Türkiye ziyaretinde yaptığı konuşmadan bu yana çeşitli açılımlar yapmaya çalışıyor. Bununla birlikte Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün açıklamaları da açılımın devreye sokulmasında büyük rol oynadı. Böyle olsa da bu açılımı dış güçlerin projesi olarak algılamak bir hatadır. Çünkü sonuçları itibariyle bu açılımlar, Türkiye yurttaşlarına hizmet edecektir.

Bu süreçte Başbakan Erdoğan’ın söylemleri bazı noktalarda çelişki ve ikircikli bir durum ortaya çıkarsa da yapılan açılımların Kürt sorununun çözümüne katkı sunduğu-sunacağı muhakkaktır. Özellikle CHP-MHP gibi partilerin çözümsüzlükten yana tavırları karşısındaki bir AKP direnci, Kürtler lehine işlemektedir.

Bu süreçte Kürtlerin çok stratejik davranmaları hayati önem taşımaktadır. Her şeyden önce Kürtler, CHP-MHP’nin bu sorunun çözümsüzlüğünden yana olduklarını apaçık görmeli ve buna göre tavır almalıdır. Her ne kadar AKP’nin ne yapacağı kestirilmese de önemli olan stratejik davranıp, demokratik ilerlemeye katkı sunan taraf olmaktır. Bunu yaparken de halka ulaşacak mesajın kodları, açık ve net olmalıdır. Bütün Türkiye insanını kucaklayan bir dilin geliştirilmesi, Batı’nın Kürtleri anlaması bakımından çok önemlidir.

PEKİ NE YAPILMALI?

Burada devletin yapması gerekli olan şeyler olduğu gibi Kürtlerin yapması gereken şeyler olduğu da apaçıktır. Her ne kadar devletin, yasal düzenlemelerle hak ve hürriyetlerin genişletilmesini sağlaması zorunlu ise aynı şekilde Kürtlerin de bu sürece katkı sunacak bir dili geliştirmeleri önemlidir. Çünkü bu sorun özü itibariyle, iki halkın birbirini anlaması ve acıları-sevinçleri ortaklaştırmasıyla çözülecektir. Bu gün bile hükümetin biraz korkak adım atması, Batı insanını ikna edecek yaklaşımları sergilememesinin sonucudur. Bu anlamda en temelde yapılması gerekenler:

1) Türkiye gençliğine yapılan en büyük haksızlık, yıllarca gerçeklerin onlardan saklanmasıdır. Öyle ki gençlik kendisini, kendisine yaratılan sanal bir gerçekliğin içinde bulmuştur. Bu sebeple de Türk insanının bu gün Kürtleri anlaması, Kürt sorununun idrak etmesi problemli ve eksiktir. Bu algının değiştirilmesi için Başbakan’ın Diyarbakır’da “Devletin hataları olmuştur.” itirafında bu hataların neler olduğunun halka açık bir şekilde anlatılması gerekiyor. Bundan sonraki aşama olarak da daha önce çok dile getirilen “Hakikatleri Araştırma Komisyonları” kurulmalı ve hataların neler olduğu bilimsel argümanlarla desteklenmelidir. Bu bağlamda Ahmet Türk’ün dün (13 Kasım) Meclis’te genel görüşmeler sırasında dile getirdikleri önemlidir. Türk’ün sorunun tarihsel nedenlerine vurgusu, geçmişle yüzleşmenin gerekliliğine ve empatinin önemine yaptığı vurgu son derece önemlidir.

2) Bir halkın varlığının ispatı olan dilin (Kürtçenin) önündeki bütün engeller kaldırılmalı ve Kürtlerin kendi dillerinde ilköğretimden üniversiteye kadar eğitim alabilmeleri sağlanmalı. Bu eğitimin kurslarla yapılmasını sağlamak abesliğine bir daha düşülmemeli. Çünkü Kürtlerin kendi yurdunda dillerini kurslarla öğrenmeyi istemek komik bir durumdur.

3) Türkçeleştirilen tarihi-coğrafi Kürtçe yer isimlerinin geri verilmesi sağlanmalı. Bu aşamada yapılacak diğer bir çalışma da milliyetçi söylemlerin Kürtlere dayatılmasından vazgeçilmeli ve Kürtler, öz değerleri ve renkleriyle algılanmalı.

Elbette ki bu maddeler çoğaltılabilir. Özellikle bu üç maddenin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu üç istemin gerçekleşmesi zaten diğer istemlerin de gerçekleşmesini de beraberinde getirecektir.. Bunun yanında Kürt halkının kendi içinde bir değişim-dönüşüm yaşaması zorunludur. Bunun için de en temel gördüğüm iki maddeyi yazmakla yetineceğim:

1) Her şeyden önce Kürtler, sadece çektikleri acılar üzerinden kendilerini ifade etmemelidirler. Kültür, dil ve tarihsel var oluş üzerinden bir ifade biçimi de gelişmeli. Bu tür insanî var oluşsal öğeler ön plana çıkarılırsa bu aynı zamanda bu alanda çalışmaların yapılmasını da tetikleyecek ve ulusal bilincin ortaklaşması sağlanacaktır. Bu aynı zamanda yapılan haksızlık ve zulmün niçin yapıldığını açıklayacak bir “nedenler listesi” olacak ve bu determinist bir algılamayı güçlendirecektir.

2) Kürtlerin ulusal bilinç ortaklaşmasını engelleyen en temel nedenlerden olan aşiret-feodal algısı da terk edilmelidir. Öyle ki bazı aşiret algılarında aşiretin çıkarı ve tahakkümü, ulusal anlayışın önüne geçmektedir. Özellikle son günlerde gördüğümüz aşiret kavgaları ve yerinden yurdundan edilen aileler, aşılmayan aşiretçi algının sonucudur. Bunu aşmak da büyük ölçüde entelektüel Kürt aydınlarının çabalarına bağlıdır.

 SONUÇ

Bu yazı dizisinde bilinçli olarak birçok ayrıntıya girmemeyi tercih ettim. Amacım genel bir taslak çizmekti. Bu anlattıklarımın çoğunu elbette Kürtler de biliyorlar. Ama şu bir gerçek ki yazımın esas amacı, olayların ilk nedenlerinden ve tarihsel bağlamından haberi olmayanlara yönelik bilgi vermekti. Çünkü Batı’da Kürt sorunu algılaması maalesef ya eksik ya da yanlıştır. Böyle olunca da Kürt insanının en masum istemi, hoş görülmemekte. Çoğu zaman da “hain” ve “bölücü” yakıştırmalarına maruz kalmaktadır.

İşin tuhafı Kürtlerin hak talep etmelerine şiddetle karşı çıkan birçok kimsenin içine düştüğü çelişki ve ikiyüzlülüktür. Bir tarafta geçmişte Bulgaristan’da Türklere yönelik asimilasyon politikasının yanlışlığını, Çin’deki Uygur Türklerine yönelik baskıları kınarken diğer tarafta söz konusu Kürtler olunca bu demokrat-vicdan sahibi kişiler mutasyona uğruyorlar adeta. Dün TBMM’de yapılan genel görüşmelerde işte buna şahit olduk. Pür dikkatle dinlediğim Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli, adeta bir çelişkiler denizinde yüzmekteydiler. İkisi de geçmişte Kürtlere, Kürtçeye yapılan haksızlıklardan, hukuksuzluklardan  hiç bahsetmedi. Baykal’ın en esnek yaklaşımı da “Kürtlerin varlığını kabul, Kürtlere hak verilmesini ret” biçimindeydi.

İşte bu yüzden Kürt sorunu ilk nedenleriyle algılanıp, tarihsel bağlamında işlenmeli ve bunun büyük bir empatiyle çözülmesi sağlanmalı. Türkiye’de “hiçbir yurttaşın artık ölmemesi” gerektiği vurgusu yükseltilmeli ve vicdanın yolları açık tutulmalıdır. Aksi takdirde çözümsüzlük, eğitim ve sağlık başta olmak üzere daha birçok alanda kaybetmemiz demektir. Şu bir gerçek ki ülkemiz enerjisini artık kalkınmaya ve dünyayla bütünleşmeye ayırmalıyız.

Bu yazı toplam 9345 defa okunmuştur
YAZI DİZİNİZİN MUHTEŞEM SONU...
 // MEZOPOTAMYALI
100 yıldır nehir suyu tersine akıtılmak isteniyordu. bu akıl ve mantık dışı uygulamayı kolkola kenetlenen kürtler durdurdular. şimdi ise yaraların sarılma vaktidir...
çok duyurucu, önemli ve gerekli bilgiler ve çıkarımlarla bezediğiniz yazınız bu manada çok önem kesbetmekte/arzetmektedir....
21 Kasım 2009 Cumartesi 09:43
rohat sana ne?
 // dilan
çirkinsek çirkiniz napalım yani, ölelim mi? bizler insan olarak allahın bize verdikleriyle yetinmek ve şükretmek durumundayız...
18 Kasım 2009 Çarşamba 20:40
bir görüş
 // rohat
bizler mağara adamları gibiyiz. bir aynaya bakalım lütfen bizden çirkin insan var mı şu dünyada? gerçekten halk olarak çok çirkiniz. bunun bir sebebi olmalı. aramızda elbette güzeller var ama kitlesel anlamda imaj sorunumuz var. inanıyorum ki bu kadar çirkin olmamız hem bizim için hem de başkaları için bir sınavdır....
18 Kasım 2009 Çarşamba 09:44