Ümit Yazıcıoğlu

Cumhurbaşkanlığı Seçimi

2007-03-31 19:16:54
Medya, zor bir alan.. 28 Mart 2007 tarihinde Portekiz’de resmi temaslarda bulunan TBMM Başkanı Bülent Arınç’a Publica Gazetesi Başyazarı Teresa de Sousa; “Sayın Başkan cumhurbaşkanlığına aday gösterilen en güçlü isimlerden birisiniz. Adaylığınız sürekli tartışma konusu. Gerçekten aday olmayı düşünüyor musunuz?” diye soru soruyor.

Dolayısıyla TBMM Başkanı Sayın Arınç bu sorulara “Bugün ayın kaçı?” sorusuyla karşı bir soru sorarak, bugün 28 Mart 2007 yanıtını alınca. “Türkiye’deki gazetecilere açıklamadığım konuyu, size şimdiden açıklamamı beklemeyiniz. Fakat beni 16 Nisan 2007 tarihinde  ararsanız, size adaylık için kararımı açıklarım.” cevabını veriyor. Yani aday olabileceğini ima ediyor.  Bunun üzerine Publica Gazetesi Başyazarı Teresa de Sousa; “Peki, Sayın Başbakan Erdoğan, aday olacak mı?” sorusunu kendilerine yöneltiyor. TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın cevabı  “O da 16 Nisan 2007’den sonra açıklayacak.”oluyor. Portekizli gazetecilerle bu metotla sıcak bir ilişki kurulabiliri mi?

İnsan ister istemez kendi kendine soruyor. Kardeşim diplomatik gezi yapmakta olduğun Portekiz de gazeteci soru sorduğunda Sayın Başbakan Erdoğan, aday olacak mı? diye soruyor.  Bu soruya vereceğiniz cevap olumlu veya olumsuz olabilir. Fakat TBMM Başkanı olarak Sayın Başbakan Erdoğan’ı kastettiğinizde “O da 16 Nisan 2007’den sonra açıklayacak’’ demeniz bence siyasi ve diplomatik nezaket kurallarına uygun değil. Çünkü bir başbakan kastedildiğinde “O da’’ kelimesinin yerine Başbakanımız kelimesinin  kullanılması nezaket kurallarına diplomaside daha uygundur. Zira sizin gibi Erdoğan’ı yekından iyi tanıyanlar, Başbakanın dostluğuna güvenileceğini de bilirler. Halkın içinden gelen, samimi, dürüst, doğal tavırlı, halk tarafından sevilen bir siyasetçi.

Publica Gazetesi Başyazarı Teresa de Sousa Cumhurbaşkanı seçimleriyle ilgili Merakı çok büyük. Sayın Arınç’a ikinçi bir soru daha yöneltiyor. Diyor ki, “Şimdi hem hükümet, hem Parlamento’da en büyük çoğunluk hem de cumhurbaşkanlığının aynı elde olması sorun olmaz mı?”

Sayın  Arınç’ın bu soruya verdiği yanıt ise çok makul: “Hayır, sorun olmaz. Bu, daha uyumlu ve daha verimli çalışılmasına katkı sağlayacaktır. Türkiye’nin kaybedilecek vakti, boşa harcayacak bir dakikası bile yoktur. AB üyeliği, bölgesel güç ve dünya siyasetinde etkin olmak gibi hedeflerimiz var. Bunlara ulaşmak için çok çalışmamız ve güçlü olmamız gerek. Bu da uyum içinde, aynı hedefe yönelmiş bir yönetimle olabilir.”diyor.

Doğru.

Sayın Arınç, Türkiye için AB üyeliği bir sadaka, bahşiş filan değil, Türkiye’nin hakkı olan bir statüdür. Türkiye, iyi demokratik yönetimlerle birlikte dünyanın ilk 10’u içine girebilmelidir. Zira içinde bulunduğumuz AB vagonu çok az veya çok ağır hareket ediyor olsa bile, bu hafif hareketin kendisi bile Türkiye için çok önemli, çok yapıcı.

Türkiye'de 27 Mayıs'tan bu yana yapılan darbelerin çirkinliği ve içyüzü yıllar sonra ortaya çıkmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle darbe kışkırtıcılığı yapanlar bilmelidirler ki, demokrasilerde darbelere yer yoktur. Hiç kimse ve hiçbir kurum, demokrasiyi korumak için tek başına hareket etmeye, rejim tehlikede diye demokrasiyi alaşağı etmeye, seçilmiş yöneticileri görevden uzaklaştırmaya yetkili değildir. Anayasa’ya göre rejimi korumak milletin görevidir. Demokrasiyi halkımız kurmuştur, halkımız koruyacak ve geliştirecektir. Herkes buna alışmalıdır.
Bu yazı toplam 10901 defa okunmuştur