Özgür Amed

Çorap, Bidon, Kuş... Al al al...

05 Aralık 2011 Pazartesi 21:21

Solomon Adalarında, yerli halk ormanın bir bölümünü tarımda kullanmak istediklerinde ağaçları kesmezlermiş. Onun yerine ağaçların etrafını sarıp bağırarak sövüp sayar, lanet okurlarmış. Bir kaç güne kalmadan ağacın yaprakları solar, kuruyup büzülür ve kendi kendine ölüp gidermiş…

Urfa’da 2 kişi ile beraber 1 bidon da gözaltına alınınca anladım artık bizim de son çaremiz Solomon adası geleneği. (Ölü taklidi bile yapsak etrafımızdan gitmeyecek olan garip bakanlara sahip AKP’nin, Urfa’da bir an önce İsot’a da bir darbe indirmesini diliyorum. Gör bak o zaman nasıl Kürt Kurtuluş Savaşı başlıyor.) Bidon’a avukat tutuldu mu bilmiyorum, ama sahip çıkılsa iyi olur. Çünkü daha saçma şeyler de oldu…

(İyi haber: Bahoz Erdal’ın telsiz konuşmalarında henüz bidona dair bir açıklama yok. Akit, Zaman, Star yatıyor resmen. Göreve çağırıyorum buradan!)

Örneğin 2006 Mart ayında Muş kırsalında yapılan bir operasyon sonrası Leyla Güner’in de evi basılıyor ve 22 çift çorabı gözaltına alınıyor. Daha sonra bu yargılanan 22 çift çorap, 3 yıl sonra serbest kalabildi. Onlar artık birer siyasi çoraptı, dışarıda hayata uyum sağlayamadılar ve çürüyüp gittiler. Sağ ile sol çorap hiç bir zaman barışamadı. Fraksiyon çatışmaları yedi bitirdi onları...

Toplumsal gerçekliğimizin cinnet labirentlerinden geçen sadece çoraplar mıydı? Tabiî ki değil. Muhabbet kuşları da nasibini aldı. Hatırlayanlar olacaktır. 12 Haziran 2009’da, Colemêrg’in Çukurca ilçesinde sınırdaki Çığlı köyü bölgesinden Türkiye’ye kaçak olarak getirildiği belirlenen 1400 muhabbet kuşu gözaltına alınmıştı. Neyse ki ne çoraplara ne de kuşlara Zerdüşt’lük suçlaması yapılmadı. O ara KCK’de yoktu. Yani buradan bidona sesleniyorum. Dayan kurban olam! Açma ağzını, pardon kapağını! Yoksa sonu kötü olacak. “Muhabbetini satmayan Bilge kuş” adlı kitaptan bir alıntı ile bidona gerekli mesajı verip, şimdilik konuyu bırakayım burada:

— Konuş lan. Gaganızda haber taşıyordunuz demi?

— Konuş derken muhabbet edelim anlamında mı?

— (Tekme tokat sesleri) Renklerin neden böyle? Çabuk söyle soysuz.

— Bir kuş olarak beni de siyasetten attınız ya içeri. Helal olsun!

— (Bir bıçak getirilir. Gülme sesleri..)

* * *

Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak'ın ‘taş atan çocukları’ ailelerinden alarak "Sevgi Evleri" dedikleri evlere yerleştireceklerini açıklamış. “200 bin öğretmen başka iş bulsun” diyen Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’e de biz bir tavsiye de bulunalım. “Valilerinizde başka iş bulsun”… Sevginin aşırısı da başa beladır ya, bizim Amed valisinin gönlünden taşan o halk sevgisi, hizmet aşkı, “Faşist Sevgi”ye nihayetinde ulaştı. Şiddetli geçimsizlik yaşıyoruz, lütfen ayrılsın kentimizden. Hem aramızda kültür, sevgi farkı da var. Örneğin ideolojik ahmaklık denen nadir görülen bir hastalık, bariz ortada. Tedavisi mümkündür efendim. Yine de geçmiş olsun demiyorum. Kolonya, çörek ve adi peçete dahi yok ona.

Söz valilerden açılmışken, geçenlerde gündem arasına sıkışan bir haberi de es geçmek istemem. Şöyle diyordu: “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Doğu ve Güneydoğu’daki 20 ilin valisine son teknoloji ürünü, zırhlı 4x4 Amerikan GMC marka cip alınması için çalışma başlatıldı. Valilere yönelik olası bir terör saldırısına karşı önlem olarak alınacak araçlar, Osmaniye ve Tokat valilerine de gönderilecek”

Fatmagül’ü anlarım da peki Yozgat’ın suçu ne? Burkina Faso’nun suçu ne?

Madem başbakan böyle bir kıyak geçiyor. Ben vali olsam her gün şehrimi bombalardım. Her gün bi olay çıkartır malum kişilere yıkardım. Gelsin cipler, gitsin zırhlı araçlar, süper koltuklar. Misal şimdi Amed valisi görünümlü, Mars’tan beyin nakli ile, uçuşan fil-fikir korelasyonunda yaşayan son sevgi savaşçısı arkadaş, zırhlı aracını beğenmedi diyelim? E ne olacak şimdi? O sevgi evleri varya! Onları bile yıkar yeminle…

* * *

Gözyaşlarından sorumlu bakan, duygusal terminatör Bülent Arınç’ın “Bizim partimizde biat inancı ve kültürü yok" diyerek ortaya attığı tezi Oxford’a havale ediyorum. İnsan kendi partisinin absurdistan bahçelerini de bilmez mi? AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin, partililerin Ankara ziyaretinde "Arkadaşlarım Sayın Başbakanımıza yakınen sorular sordular, elini sıktılar. Sayın Başbakanımıza dokunmak bile inanın bence ibadettir.” deyişini ne çabuk unuttu…

Hele ki “Siyaset insanı terbiye eder" tespitine de bayıldım. Bizde NASA'dan arkadaşlarla "Olan biten terbiyesizliğin sebebini" araştırıyorduk. Demek ki sebep, terbiye'nin kendisi imiş. Algoritma kurarsak. Bu açıklama bile terbiyesizlik taşıyor... Valla bak!

Bu yazı toplam 8356 defa okunmuştur
kara leke
 // yasin partizan
akp olduğu günden beri kara bir leke gibi duruyor. yaptıkları söyledikleri ters zıt tıpkı isimleri gibi ak denip kara olan akp...
12 Aralık 2011 Pazartesi 19:25
supersin
 // urfali
kalemin
super
anlatmis
tc
sistemini
tabi anlayana...
07 Aralık 2011 Çarşamba 23:48
ellerin dert görmesin Ö.Amed
 // Mesude Hevsel
Sabrimiz!yillar süresi doldugunda-uzatilan olaganüstü hal yasasina-döndü.Uzattikca ölüyoruz.Öldükce uzatiyoruz.-Üstelik kendimiz onayliyoruz,suskunlugumuzun mühriyle bütün fermanlari.Ufak tefek gibi görünsede insanin özek dertlerini!-dert edinmesi,yaziya dökmesi kimilerince garipsesede kendi yaralarimi sarmayi ögrenmekten geciyor baskalarinin yaralarina el uzatmanin yolu.-Yalnizca tek bir yüze sahip olmanin yoluda ikinci yüzleri kursuna dizmekten geciyor.---- kimin yazdigini bilmedigim bu siiri yillar evel not etmisim yazardan özür diliyerek burada sana Ö.Amed ilk yorumumla göndermek istedim.Ö.Amed bir bilsen tarifi olmayan zulümun yarattigi tarifi yapilamayan acilarimiza nasil su serptigini.seni seviyoruz.avrupadan kurdi selamlar....
07 Aralık 2011 Çarşamba 19:24