İrfan Sarı

Çoğalana kadar insan!

29 Mart 2016 Salı 00:49

Sandığımızdan çok fazla büyük bir savaş bu.

Devletin stoklarındaki bombaları fütursuzca şehirlerin üstüne yağdırıyor olması bunun tek kanıtı değil elbette.

Kara kutu açılacak bir gün.

İşte o zaman etrafa saçılan, aşağılık savaş fotoğraflarının psikolojisini daha net anlayacağız.

Savaş psikolojisi yeni jenerasyonlar için ne ifade eder o zaman açığa çıkmış olacaktır.

Evine giremeyen insanların ve emeğinin nasıl bombalandığını gören tahribatı kimse hiçbir şekilde tamir edemeyecektir kuşkusuz.

Kuşkusuz hayat devam ediyor.

Ölümle, bombayla, sürgünle…

Korku kökeni üzerine kurulan politikaların iç tüzüğü de bu eksende yaptı yapacağını.

Yani insanlara mutluluğu çok gören politikaların nasıl canavar kesildiğini anlatmaya gerek yok.

O zavallı politikalar kendi egemenliğinin kalıcıcılığına dair canavarlaşabilir.

Ama er geç adalet kavramı da gerekliliğinin farkına varacaktır.

Belki geç gelen adaletin bir manası olmayacaktır. O adalet geldiğinde kocaman bir mezarlık içinde çocuklarımızın kemikleri toprağa dönmüş olacaktır belki de…

Şehirler enkaz yığını olacaktır o adalet gelene kadar o belli.

Yıkılmadan, eğilmeden, yıpranmadan o adaleti kovalamakta vazife olmalı bu da bu satırlarda kaladursun.

Parçalanmış ev enkazları kadar, parçalamış aile yaşamları da bu kalibresiz savaşın istemidir. İstiyor ki; bölük pörçük olmuş yaşamları kolay organize etsin ve biat etmeyi vazgeçilmez kılsın.

Savaş, bir ülkenin vazgeçilmezi olmuşsa bilin ki acı, gözyaşı, ölüm freni boşalmış kamyon gibi serserileşir.

Başıboş adamlar sahneye çıkar.

Artık vicdan son perdesini oynamış ve kin, öfke, nefret sahneleniyordur.

İzleyiciler bu daram ve zülüm karşısında ağlamayı bile unutmuş olmuştur.

Tıpkı bu gün Yüksekova’da sahnelenen savaş sahnesi karşısında bir solukta sessiz kalışımız gibi.

Dili dimağı kesildi herkesin.

Şehir, yıkım manzaraları içeriyor.

Ama biz bilmiyoruz nasıl bir yıkımdır. Nasıl bir yangındır.

Uzak şehirlerde, ülkelerde hayat sularından beş rekat kılınıyor durmadan.

Parıltılı hayatlar ışıltısından ödün vermiyor.

Trenler garlardan, otobüsler terminallerden, uçaklar havaalanlarından bir bir insan taşıyor gidecekleri yerlere doğru.

Ve politikalar bununla da yetinmiyor.

Yani umarsızlık, bana necilik, kulak kapatmak tüm bencilliği ile devlet politikalarında işlendiği gibi devam ediyor.

Devlet derslerinde öğretilenler hayata geçmiş çoktan.

Aileler tıklım tıkış, kafes kafes kimin umurunda.

Aç.

Perişan.

Çaresiz.

Soğuk gecelerde beden ısılarıyla kıvranıyor kimin umurunda.

Çocuklar hangi dersin kaçırılmış ünitelerine ne zaman ulaşır, ulaşabilir mi?

Üniversiteye bu psikoloji ile ve eğitim politikalarıyla girilebilinir mi?

Düşünen var mı?

Çek, senet, banka kredileri, kredi kartları kapanında, devlete gırtlağına kadar borçlanmış esnafın ruh halinden anlamak mümkün müdür?

Mümkün müdür kurşun yemeden, bombalanmadan sadece ve sadece stresle ölmek?

Borç batağında boğulmak…

Bu savaş sandığımızın çok üstünde büyük bir savaş.

Devlet politikalarında başlamış, devlet adamlarınca yürütülen insafsız bir savaş. Ne dersek diyelim bu gerçeği kimse değiştiremez.

Ama savaş duracak bir gün.

Ve kara kutu açılacak.

Zannettiklerimizin ötesinde kirlilik ortalığa dağılacak. Susmuş gecelerin sabaha uyandığı zamanlar gibi görünecek canilik. Suç mahallinde izler adalet tutanaklarına geçecek. O adalet ki halka sır olmayacak.

Ateş düştüğü yeri yakıyor olsa da.

Yani Yüksekova gür alevlerle, gri dumanlarla içten içe yanıyor. Ağlayıp bir damla yaşı o ateşleri söndürmek için damlatanlar çoğalana kadar.

Çoğalana kadar insan!

Çoğalana kadar vicdan!

Bu yazı toplam 7066 defa okunmuştur