İbrahim Genç

Çocuklar Ölürken Barışı Düşlemek

17 Ocak 2015 Cumartesi 10:14

Türkiye’de son aylarda yaşanan acı olaylar neticesinde çocukların katledilmesi, sözde devletin büyük önem atfettiği barış sürecine (gerçi devlet süreci “Terörün sonlandırılması” olarak kayda geçirdi) yönelik heyecanı söndürüyor. Çünkü çatışmalı süreçlerin uygulamaları bugün de ortaya çıkıyor. Bu da barış sürecinin kendi zihinsel dönüşümüne kavuşmadığını gösteriyor. İnsanların hâlâ polis kurşunlarıyla katledilmesi, katillerin ortaya çıkarılmaması, 90 yıllardaki gibi plakasız polis araçlarının varlığı ve üstüne üstlük Cizre örneğinde olduğu gibi tartışmalı-sabıkalı emniyet müdürlerinin hassas yerlerde görevlendirilmesi kuşkulara neden oluyor. Tüm bunların sonucunda 90’lı yıllarda olduğu gibi Cizre’nin çatışma için özel bir bölge olarak seçildiği izlenimi uyandırıyor. 

i-1-035.jpg

Bunca ölümden kim sorumlu? 

İlginçtir; 21-24 Aralık’ta YDG-H’nin de yer aldığı Komalên Ciwan yaptığı toplantıda yüz kapatma, otobüs yakma vs. gibi konularda önemli karar alırken Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Hüda Par ile görüşmeler sürdürüyordu. Tabii sadece birkaç gün sonra 27 Aralık’ta Cizre’de çıkan olaylarda Yasin Özer (19) ve Barış Dalmış (15) katlediliyor. Olaylardan sonra Arınç, Hüda Par’ın mazlum ve mağdur olduğunu belirterek Hüda Par’ı daha da cesaretlendiriyordu. 

Yapılan diplomatik girişimlerle Cize’nin Nur, Sur ve Cudi mahallelerinde kazılan hendeklerin kapatılmasına karar veriliyor. Fakat önceki olaylarda yaralanan Zeki Alar’ın (32) hastanede öldüğü haberi geliyordu. Bu yetmezmiş gibi hendeklerin kapatılmasıyla mahallelere polisin girmesiyle Ümit Kurt (14) katlediliyordu. Bunu protesto etmek isteyen kitleye gaz bombası atan polis, 12 yaşındaki Muhammed Soğat’ı gözünden vuruyordu, belki de kör ediyordu bir aydınlığı… 

Ve 14 Ocak 2015… Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Başkanı Hatip Dicle ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Selma Irmak ile Faysal Sarıyıldız Cizre’de yeni provokasyonların önüne geçmek ve Cizre halkıyla dayanışmak için sivil toplum örgütleriyle görüşüyor. Ama aynı gün 12 yaşındaki Nihat Kazanhan katlediliyor. Veriler bir araya getirildiğinde bunca yaşanana tesadüf mü demeliyiz yoksa manidar mı demeliyiz? 

İnsan Hakları Derneği’nin verilerine bakıldığın 1988’den bu yana 580’nin üzerinde çocuk katledilmiş ve bunun yaklaşık olarak 200’ü de AKP döneminde katledilmiş. İHD Şırnak Şubesi Cizre’de yaşananlara ilişkin hazırladığı raporda “Kürtlere yönelik aşağılayıcı ve küçültücü ifadeler kullanılarak vatandaş tahrik edilip olaylara zemin hazırlanmak istenmektedir” diyor. Dolayısıyla şeffaf bir şekilde bu olayların üzerine gidilmezse, var olan provokasyon zemininde birçok acının yaşanmaya devam edeceğini söyleyebiliriz.

Bir çelişki harikası: Erdoğan 

Tüm bu yaşananlara karşı AKP Hükümeti’nin iki yüzlü çifte standart politikalar sergilemesini de sorgulamak zorundayız.  Cumhurbaşkanı Erdoğan da, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Paris’teki yürüyüşüne katılmasını “Soruyorum Gazze’de 2 bin 500 kişiyi katletmek suretiyle bir devlet terörü estiren bu zatın el sallamasına siz nasıl bakıyorsunuz? Sanki tribünde insanlar çok heyecanla onu beklemişler gibi onlara el sallıyor. Hangi yüzle oraya gitti onu da anlamakta zorlanıyorum. Bir defa siz katlettiğiniz yavruların, kadınların hesabını verin. Aynı şekilde bakıyorsunuz Suriye’de 350 bin insan öldürülmüş. Dünyanın kılı kıpırdıyor mu? Hala ‘öldürsün devam etsin’ diye seyrediliyor. Bu da manidar.” Sözleriyle eleştiriyor. Bu sözlerden bir gün sonra Cizre’de Nihat Kazanhan katlediliyor. Bu da çelişki midir, manidar mıdır, tutarsızlık mıdır varın siz karar verin… 

Erdoğan, Başbakan olduğu dönemde de birçok çelişkiye imza atmıştı. Ki Davos’ta 29 Ocak 2009 günü düzenlenen Birleşmiş milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon, dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres’in de katıldığı "Gazze: Ortadoğu'da Barış" panelinde Peres’e dönüp “Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” diyordu ama Türkiye’de Kürtlere baskının en çok şiddetlendiği yıl yaşanıyordu. İHD verilerine göre sadece 2009’da 21 çocuk katlediliyordu. 

Barış, çocukların yarınıdır…

Sonuç olarak; evet, bu ülkede halklar arasında bir çatışmanın yaşanmaması için bir barışın tesis edilmesi gerekiyor. Bunun için herkes elini taşın altına koymalıdır. En kötü barış, en iyi savaştan bile daha iyidir ve hayırlıdır. Ama barış, bir taktik ya da strateji  meselesi değildir. Bunların ötesinde barış, insani bir değerdir. Bunu yaratmak için öncelikle zihniyetin değişmesi gerekiyor. Kürt sorununun demokrasiden koparıp polis devletine giderseniz eğer, Kürt sorunu kısmen çözülse de anlamsızlaşır. Bu yüzden radikal bir demokrasi ekseninde özgürlüklerin önü açılmalıdır. İnsanların sokaklarda demokratik haklarını kullanması her defasında polisin kurşunlarıyla çocukların öldürülmesiyle sonlanmamalı, gaz bombalarıyla gençlerin gözleri kör olmamalıdır. Çünkü barış, çocukların yarınıdır. Çünkü çocukların gördüğü ve görebileceği düştür barış…

Not: Kürt ve Türk edebiyatının ortak değeri, bu toprakların aydınlık yüreği üstat Yaşar Kemal’e acil şifalar diliyorum.

Bu yazı toplam 7167 defa okunmuştur