Özgür Amed

Cizre'de estetize edilmiş faşizm...

20 Ocak 2015 Salı 13:47

48 yaşında yaşamına son veren Walter Benjamin, “Estetize Edilmiş Yaşam”(1930) kitabında “Alman Faşizminin Kuramları” alt başlığı ile faşizme odaklanır! Özellikle Ernst Junger’in denemeleri üzerinden “savaş ve savaşçı”yı neşterinin altına yatırır. Walter Benjamin’e göre faşizmin bu kadar geniş kitlelerce benimseniyor oluşu, koşullarının topluma kendini kabul ettirebilmesi de modern toplumların kültür yaşamının kendi işleyişinden ve işlevlerinden yararlanarak olmaktadır. Başka bir deyişle, faşizm, modernleşmeyi "tutuklamış" bulunan modern dönemindeki toplumların beklenmedik bir anda karşılaşacağı dıştan gelen bir tehlike değil; modern toplum yaşamının kendi oluşturucu öğelerinden kaynaklanan, bir olgudur. Yine bu kavrama değinirken “savaşçı/cengaver” kavramı üzerinden anlatı kurar. Ve ilginç bir şekilde başka bir noktaya dikkat çeker: “Savaş ve savaşçı imgesinde her zaman bir geçmiş ve yaşanan gün ilişkisi var” der.

Bugün Türkiye kamuoyunun da gündemi “16 Türk devletinin savaşçısı” üzerinden giden bir tartışma ile yol alıyor. Savaşı gizli(Ortaya çıkan tır belgelerinde de ispatlandı ki El-Kaide/DAİŞ ile resmi ilişkisi var) savaşçıyı ise alenen gündemleştiriyor. Erdoğan’ın savaşçı imgesi üzerinden sürekli bir şeyleri ifade etme, hareket halinde olma hali boşuna değildir. Geçmişin gün ile ilişkisini ise Cizre tamamlıyor. Cizre’de aylardır ve aralıksız devam eden faşizm, topluma aktarımı ve anlatısı, örtbas edilme halleri ile siyasetin nasıl estetize edildiği ve faşizm maskesi altında nasıl aklandığına dair derslerle doludur. Yarattığı organik aydın topluluğu, medya ve bilumum çevresi ile göz önündeki gerçekliği unutturma yarışına girmiş durumdalar. Kürt Hareketi açısından “olmayan” savaşı bir kült olarak yüceltmektedirler. Her gün bir genci katlederek halkın öfkesini/kinini ayakta tutmaya çalışarak savaşa çekiyorlar. Benjamin’in deyimi ile yazılı kâğıdında yazdığı yanlış yanıtın üzerine, sınavdan çıktıktan sonra, bir şeylerin dökülmesini, örneğin mürekkep dökülmesini isteyen bir çocuk gibi, PKK’nin çöküşünü isteyen hükumet, faşizan sağ blok ile tam bir uyum içindeler. Her gittikleri yerde bu çöküşün/tasfiyenin olması için ahaliyi duaya çağırmakta; etrafa, boyuna, çöküşün tohumlarını serpelemek istemekteler. Var olan müzakere sürecinde yitirilmiş/yitirilecek olanın ne olduğunu anlayıp kendilerine tutunacak sağlam bir dal bulmak yerine, inatla, savaş yüzünden yitirilmiş şeyleri anlamaktan kaçınıyorlar. Sınır üzerinden barbar ordusuna hala yardım edip, Kürtlerin kazanımlarını boğma hevesleri de buradan kaynaklanmaktadır. AKP demokrasi getirdiğini, yeni bir devir başlattığını, her şeyi güllük gülistanlık kıldığını ve büyük sessiz devrimlere imza attığını söyleyerek, artık başını yastığa rahat koymak istediğini söylüyor. Uykuya daldıktan sonra görmeyi umduğu en güzel düş ise, başının altındaki eski ve bildik yastığının yerine, bir yenisinin konulmuş olmasını hissetmekten ibaret!

Cizre’de estetize edilen siyaset ve onun sığındığı vahşet hala can almaya devam ederken siyasi partiler, kurumlar, demokratik kamuoyu ve muhalif tüm yapı, ezilenler bu duruma yeterince ses çıkaramıyor! “Görüneceği” kadar sesini yükseltebiliyor. Şiddete/ölüme uğraması geleneksel bir ritüel imiş gibi kanıksanan Kürdün, direniş pratiğinin bir “anlamı” olmamasının anlamı nedir? sorusu şimdilik tamamen havada asılı! Sorun sadece Kürtler ve onların kaderleri ile ilgiliymiş gibi okunuyor. Yas hiyerarşisi var! Judith Butler’in meşhur “Şiddet, Yas, Siyaset” makalesinde “yası tutulmayanlar” üzerinden bazı belirlemeleri var. “Kim insan sayılır? Kimin yaşamı yaşam sayılır? Son olarak da bir yaşamı yası tutulabilir kılan nedir?” diye sorduktan sonra şöyle devam ediyor: “Kayıp vermemizin ve yaralanabilir olmamızın kaynağında toplumsal olarak kurulmuş bedenler olmamız, başkalarıyla bağlarımızın bulunması, bağlarımızı kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya olmamız, başkalarına maruz kalmamız, maruz kalma nedeniyle şiddet tehlikesi ile karşı karşıya olmamız yatar… Söylem düzeyinde ilk olarak kimi yaşamların yaşam sayılmadığını, insanlaştırılamayacaklarını, hiçbir egemen insan olma çerçevesine sığmadıklarını ve önce bu düzeyde insanlıktan çıkarıldıklarını söylemek gerek. Bazı yaşamlar destek görmeyecek ve hatta yası tutulabilir olma niteliği bile kazanamayacaktır”…

Kürdistan’da demokrasi yoktur! Demokrasi, burada estetize edilmiş faşizmin adıdır. 

Yasını tutamayanların coğrafyasında demokrasi yoktur! İfade edilen, söylenen her şey bir kurşun ya da gaz kapsülüne sarılı olarak düşüyor ailelerin önüne! Bu öne düşüşte canlar gidiyor! Ve her can almada toplumun payı var. Çünkü faşizm kültür yaşamının kendi işleyişinden ve işlevlerinden yararlanarak yol alıyor! Faşizm esas itibari ile toplumlar tarafından arzu edildiği için herkesin gözü önünde bir katliam provası yapılabiliyor… Cizre’de olan bitenler, devletin hoyratlığından önce toplumun onayı ile olmaktadır. Bu böyle okunmalıdır… 

Bu yazı toplam 8673 defa okunmuştur