İbrahim Genç

CHP’nin sonu

10 Mayıs 2013 Cuma 20:15

Türkiye’de CHP’nin dönüştürülebilmesinin ya da etkisizleştirilmesinin demokrasiye geçişle yakından bir ilgisi var. Çünkü CHP, Türkiye’deki olgusal statükoyu temsil ediyor. Bu sebeple de dönüşüp gerçekten yenilenecek bir CHP, statükonun kırılması ve geçmişle yüzleşme anlamında büyük bir kapı aralayacaktır. Bunun için CHP’nin halk oylamasıyla yola getirilmesi ve geçmişin bir muhasebesinin yapılması büyük bir zorunluluktur. CHP’nin kodlarının deşifre edilmesi ve CHP’nin demokratik kodlanmasının sağlanması gerekiyor. Belki işte o zaman, Dersim katliamının da anıldığı bugünlerde, dönemin tek gücü olan ve bu katliamdan sorumlu olan CHP de tarihiyle yüzleşir. Tabi göründüğü kadarıyla bakacak olursak ve CHP içindeki bazı Dersimlilerin hallerinden memnun durumlarına bakarsak bunun biraz zor olduğu söylenebilir.

Yine de kendini dönüştüremediği için bugün itibariyle CHP’de çözülmenin yavaş yavaş başladığını görüyoruz. Eskinin statükocu, jakoben tavrını sürdüren CHP; milenyum çağının evrensel değerlerini yakalamakta zorlanıyor. Her ne kadar kendi içinde yenilikçi bir grup çıksa da bunlar da etkili olamıyor. Çünkü CHP, karmaşık algıların partisidir. Bugün devam eden barış süreciyle ilgili ortak bir algı yaratamamalarının nedeni de budur. Öyle ki kendi taraftarlarından başta olmak üzere birçok kesimden “CHP, MHP’lileşiyor” eleştirisi yükseliyor. Oysa 2011 Haziran seçimleri öncesinde bizzat Kemal Kılıçdaroğlu tarafından bir “Yeni CHP” algısı yaratılmak istenmişti. O dönemde AKP müthiş bir milliyetçi savrulma yaşarken, daha önce Kürt sözcüğünü bile ağzına almakta çekinen Kılıçdaroğlu “Kürt sorunu vardır ve ben çözeceğim” diyordu. “Yeni CHP”nin seçim bildirgesinde bol bol barışı vurgulayarak %10 seçim barajını kaldırılacağı, Yerel Yönetimler Özerklik şartlarının aynen kabul edileceği, ana dilde öğretim yapılacağı, faili meçhul cinayetleri araştıracak komisyonun kurulacağı, askerlik süresinin indirileceği, Dersim arşivlerinin açılacağı gibi kayda değer şeyler dile getiriliyordu. Tabi çok geçmeden bunların sözde kalan ve milliyetçileşen AKP’ye karşı bir seçim pozisyonu olduğu çok geçmeden anlaşılmıştı.

Bugün de CHP, kendini devletin yegane sahibi gibi görüyor hâlâ. Çünkü eskiden devlet CHP’ydi, CHP de devletti. CHP, statükonun korunmasını sağlayarak kendisi iktidarda olmasa da zihniyetinin başta olmasını arzuluyor. Bu yüzden de özgürleşmeden çok korkuyor. Çünkü özgürleşme, CHP’nin varlık sebebi olan ulus-devlet anlayışının zayıflaması demektir. Daha Kasım 2009’da barışa dair bazı görüşmeler başladığında CHP, geçmişinden aldığı feyizle buna şiddetle karşı çıkıyordu. Öyle ki o dönemde CHP Genel Başkan Yardımcısı olan Onur Öymen, Meclis kürsüsünden “Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı?Bir tek kişi Türkiye’de çıkıp da ‘Analar ağlamasın’ diye, bu mücadeleyi durduralım dedi mi?” diyordu. Bugün de başlayan yeni barış sürecinde CHP’nin kafası çok karışık. Ama içlerinde hâlâ CHP’nin parti programına dayanarak Birgül Ayman Güler’in “Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit değildir” fikrinde olanlar var.

CHP’yi eteğinden tutup geçmişinin karanlığına çeken anlayıştan dolayı bugün CHP çözülmeye başlıyor. Ki barış süreci için kurulan Meclis Araştırma Komisyonuna üye vermemesi, son grup toplantısında (30 Nisan) Kılıçdaroğlu’nun Türklük vurgusu, barıştan yana bir tavır sergileyen CHP genel başkan yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun kendi partilileri tarafından Amerikan ajanı olarak suçlanması da CHP içindeki çatışmayı gösteriyor. Barış sürecine ve Kürtlere yönelik tutumundan dolayı CHP’nin son aylarda nasıl çözüldüğünü şu kronolojik veriler gayet iyi gösteriyor:

24 Ocak’ta CHP Adıyaman Milletvekili Salih Fırat; Birgül Ayman Güler’in Kürtlere ilişkin sözlerinden dolayı istifa edip AKP’ye geçti. 28 Ocak’ta Mardin’in Ömerli ilçesi Belediye Başkanı Yılmaz Altındağ; CHP’nin Kürtleri ikinci sınıf olarak gören yaklaşımından dolayı istifa etti. 12 Nisan’da Bingöl’ün Solhan CHP ilçe başkanı ve yönetim kurulu üyeleri; CHP’nin barış sürecine destek vermemesinden dolayı istifa etti. 18 Nisan’da CHP genel başkan yardımcısı Gülseren Onanç; CHP barış sürecine destek vermeli deyip partisinin politikasını eleştirerek istifa etti. 18 Nisan’da CHP Konya’nın Beyşehir ilçesi başkanı Sinan Özdemir ve yönetim kurulu üyeleri; CHP’nin MHP’lileşmeye başladığını ve parti içinde hoşgörüsüzlüğün olduğunu belirterek istifa etti. 29 Nisan’da Şanlıurfa’nın Halfeti CHP’li belediye başkanı Mahmut Özdemir; CHP’nin barışa destek vermemesi ve Kürtlerin sesine kulak tıkamasından dolayı partisinden istifa etti ve BDP’ye geçeceğini duyurdu. 2 Mayıs’ta Şanlıurfa’nın Suruç CHP ilçe başkanı ve yönetim kurulu üyeleri; CHP’nin barış sürecine destek vermemesinden dolayı istifa etti.

CHP’li seçmenin de barış sürecine hiç de küçümsenmeyecek bir desteğinin olduğunu geçen haftalarda yayımlanan anketlerde gördük. Bütün bunları göz önünde bulundurursak sanırım CHP’deki çözülme artarak devam edecektir. Yakın zamanda CHP’nin içindeki yenilikçi kanattan bir atak görülebilir ve bunun sonucunda da başta Dersimliler olmak üzere Sezgin Tanrıkulu’nun  CHP’den istifasını duyabiliriz. Hani boşuna söylenmiyor: Barışa sürecine destek vermeyenler çözülür!

Bu yazı toplam 6768 defa okunmuştur
KEMAL BEY GEÇEN SENE OMUZLARDAYDI
 // tomtom
Kemall Kılıçdarlığı Hakkariye gelirken davul zurna ve alkışlarla ile karşılandı. Ama o günkü CHP ile bugünkü CHP ve 80 yıl önceki CHP de hep aynı CHP dir.

Dolayısyla insan geçmişte yaptığı hatalarıda hatırlaması lazımdır.....
10 Mayıs 2013 Cuma 22:19