İbrahim Genç

Cemaat Halk Partisi (CHP)

25 Ocak 2014 Cumartesi 11:04

Türkiye gibi kompleks ve girift bir yapıdaki ülkelerde siyaset, sadece siyaset değildir. Dolayısıyla böylesi ülkelerde siyaset, elinde uzun çubuğuyla ipte durmaya çalışan cambazın ta kendisidir. Çünkü çok dilli ve dinli bu coğrafyada sadece ağır basan yöne yüklenmek de diğer tarafa yüklenmek de kaybettirir. İşte böyle bir kısırdöngü için devreye siyasi akıl girer. Yani açık veya gizli bazı oyunlara başvurmak; var olanı sansürleyip bir nevi bir ilizyonla paçayı kurtarmak…

Türkiye’de bu tür bir siyaset öyle bir güzel işliyor ki para da ediyor. İktidar için her şey yapılabilir ya da iktidarı devirmek için de… Bir ayarı yoktur ülkenin. Din, millet ve bayrak adına her şey suistimale açıktır bu coğrafyada. Daha masallar diyarından çıkmamış, ninnisinden kesilmemiş halk da her zaman bunlara inanmak zorundadır. Çünkü korkutulmuştur; fetiş siyasetinden bir türlü kendi ideal düşüncesini bulamaz. Bulsa da reddeder bunu…

Cemaat’in Kapitalist Politizmi

Dolayısıyla Gülen cemaatinin yıllardır zaten bildiğimiz ama son haftalarda iyice deşifre olmasıyla ortaya çıkan gerçeği, halkın dini ve milli duygularının sömürüldüğünü kanıtlar niteliktedir. Oysa Cemaat ısrarla siyaset ve para işlerinden uzak olduğunu dile getirip “euzübillahimineşşeytanirracim ve'siyase” çekiyordu.

Buna rağmen ortaya çıkan ses kayıtlarında bizzat Fethullah Gülen’in şirketleri okyanus ötesinden nasıl yönettiği ve olumsuz durumları dengelemek için güç odaklarına nasıl yaklaşılması gerektiği gerçeği ortaya çıkıyordu. Aynı şekilde Gülen’in Amerikan The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinden Joe Parkinson’a verdiği röportajdaki üslubu da tam bir siyasetçi üslubuydu. Olayları ele alış biçimi ve AKP’yi değerlendirmesi bir siyasetçinin tüm stratejik hamlelerini içinde barındırıyordu.

Bu röportajda öne çıkan nokta Gülen cemaatinin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile ittifak yapıp yapmayacağına dair soruydu. Muhabir, Gülen’e “Medya içerisinde birçok destekçiniz son haftalarda CHP ile ilgili daha pozitif bir tutum sergiliyor – gelecek seçim sürecinde CHP ve Hizmet arasında bir ittifak olabileceğine inanıyor musunuz?” sorusunu soruyor. Bu soruya karşılık Gülen’in açıklamalarından klasik tarzda bir ittifakı reddettiği anlaşılıyor. Ki Gülen, AKP ile de bir ittifakları olmadığını ve sadece demokrasi, özgürlük vb. değerler temelinde bir destek sunduklarını söylüyor. Tabii Gülen üslubundan AKP’yi desteklemeyeceği anlaşıldığı gibi birçok basın organı da Gülen’in yaklaşımını “Gülen CHP’ye hayır diyemedi” manşetiyle gördü. Ki röportajın sonunda Gülen’in kullandığı “Fırsatlar sunulduğunda Hizmet üyeleri diğer vatandaşlar gibi kendi değerleri çerçevesinde kararlarını verecektir.” ifadesi de Cemaat’in bir ittifak arayışı içinde olduğu şeklinde yorumlanabilir.

CHP’yle İttifak Mümkün müdür?

Türkiye siyasetinde her şey mümkündür. Özellikle CHP ve Cemaat’in siyasal tarihi de bu tür bir stratejik ittifakın olacağını bize söylüyor. Çünkü siyasette her ne kadar zıt uçlar gibi görülseler de “Erdoğan’ı devirme” planında ortaklaşarak bir araya gelebilirler. Cemaat bu yöntemi, ayakta kalabilmek ve üzerindeki baskıyı azaltabilmek için darbeleri destekleyerek kullandı. CHP de hiç hazmetmemesine rağmen Kürt coğrafyasında tutunmak için Kürt hareketinden gizli saklı taleplerde bulunmuştur. BDP’li vekil Sırrı Sakık’ın “CHP bizden 20 militan vekil adayı istedi” sözlerini sanırım hatırlıyorsunuz. Bunu geçtim, daha geçen haftalarda İstanbul belediye başkanlığı için CHP’nin HDP ile yaptığı görüşmede CHP’nin gizli bir ittifak teklif ettiği ortaya çıktı.

Bunların yanı sıra 17 Aralık operasyonundan önce CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Gülen’e yakın kuruluşlar tarafından ABD’ye davet edilmesi, orada kendisine basına kapalı olarak verilen brifing acaba neyin nesi? 17 Aralık operasyonundan birkaç gün sonra Kılıçdaroğlu’nun ABD’nin Ankara büyükelçisiyle görüşmesi acaba bir CHP-Cemaat işbirliği için yapılan bir aracılık mıydı? Bütün bunlar tartışılabilir; ama görüldüğü üzere Cemaat, bu baskıdan kurtulmak ve devlet içindeki omurgasının kırılmaması için ve CHP de AKP’den ebediyen kurtulmak için bir işbirliğine gidebilirler.

Tüm bunların sonunda Gülen cemaati, herkesin kendisine tavsiye ettiği üzere siyasete girip farklı bir parti de kurabilir. Belki de bu partinin adı “Cemaat Halk Partisi (CHP) olur. Seçimlerde iki tane CHP olur ama Gülen’in CHP’si de Kılıçdaroğlu’nun CHP’si de ancak AKP’yi zayıflatır.

Bu yazı toplam 5281 defa okunmuştur
02:30
 // Reçete.
Eksende insan, yönetimde adalet, tavırda denge, tasarrufta ihtiyaç, paylaşımda hakkaniyet. İşte kurtuluş reçetesi...
29 Ocak 2014 Çarşamba 02:30
02:24
 // Dünyaya ve Evrene Adalet
Bu ülkede geçmişten bu güne Kürtlere,Alevilere,Solculara,Müslümanlara,Azınlıklara çok yoğun olarak "öteki"muamelesinin yapıldığı,dönem dönem katliamlar,kıyımlar,işkenceler,sürgünler,aşağılamalar,ayrımcı politikalar,ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıldığı hep söylenir.özellikle darbe dönemlerinde kritik süreçlerde her nevi haksızlık,hukuksuzluk ve zulümlerin katmerleştiği ise yaygın bir kanaattir.Aslında yüzölçümü büyük,nüfusu oldukça kalabalık,çok dilli,çok dinli,çok etnik kökenli,çok mezhepli,çok değişik ideolojik katmanların olduğu Türkiye gibi ülkelerde,hele de Ortadoğu gibi jeopolitik önemi olan bir yerdeyseniz ,ülkeyi huzur ve istikrar adasına çevirerek birlik içinde kardeşçe-dostça barış içinde bir arada tutmanın tek bir yolu vardır: Herkesi ve herkesimi tatmin eden,adil,demokratik,insan haklarına dayalı,emeği ve nimetleri,fırsatları ve zenginlikleri hakça bölüştüren,tüm farklılıklara eşit mesafede olan ileri hukuk normlarına dayalı bir siyasal düzeni ve en tepeden en aşağıya kadar bu inşa edilecek soylu siyasal düzeni uygulamalara ve yönetime topyekün yansıtmaktır. Ne cunta idareleri,ne tek parti düzenleri,ne oligarşik yapılar,ne otoriter vetotaliter yönetim anlayışları,ne tek tipleştirici faşist uygulamalar ,ne sindirme ve ezme politikaları,bunların hiçbiri çeşitlik gösteren Türkiye ve benzeri toplumlara kalıcı huzuru ve asayişi getiremez. Görece bir yatıştırma sağladığı zannedilse bile patlamaya hazır problemler hep devam eder. O sebeple ne Cunta ve derin yapı vesayetleri,ne örgüt vesayetleri,ne cemaat vesayetleri,ne oligarşik zümre vesayetleri,hiçbirinin nihayetinde ülkeye hayrı dokunmaz.Kuşatıcı,kapsayıcı,tüm vatandaşları tatmin edici bir şemsiye olamazlar.Herkes Ortadoğu ülkelerinin içinde bulunduğu durumdan ibret almalıdır. İskandinav ülkelerini,dünyanın en ileri demokratik ülkelerini de aşan örnek bir siyasal sistem ve yönetim anlayışı son tahlilde tek çaredir. Yoksa nesiller boyu birbirimizi yemeye devam eder dururuz.Sonuçta mahkeme nasıl kadıya mülk değilse dünya da hiçbirimizin ebediyyen tapulu malı değil,bizler de ebedi değiliz.Nesillerimizi,insan kuşaklarını bu geçici dünyada ve kısacık ömrümüzde gereksiz ihtiraslara,anlamsız menfaatlere ve lüzumsuz amaçlara kurban etmenin anlamı yok. Eksende insan olmalı,her şey insanoğlunun,topyekün insan ırkının huzuru,refahı ve selameti için olmalı. Canlı ve cansız olan bütün unsurları ile beraber evreni korumamız gerekir. Anlayışlarımızı yeniden gözden geçirerek başlayabiliriz yola....
29 Ocak 2014 Çarşamba 02:24
17:43
 // ADALETİN BU MU DUNYA
On bir yıllık iktidar. 800 milyar dolarlık milli gelir,tüm zamanların kat kat üstünde ihaleler, tüm zamanlardan dsha fazla dış ticaret ve yatırım. Ancak bu büyük pastadan en fazla nasiplenenlerin AK Parti'ye,bakanlarına,vekillerine,il ve ilçe teşkilatlarına yakın çevreler ile Gülen cemaatine yakın iş çevreleri,holdigler,firmalar,şahıslar olduğu izlenimi fazlasıyla yaygın. TUSKON denilen iş adamları teşkilatının da bu pastafan fazlasıyla pay aldığı ve kayırıldığı düşüncesi de toplumda dile getiriliyor. Yüzelli civarındaki üniversitede rektöründen temizlikçi kadrosuna kadar yoğun bir kadrolaşmanın Ak Parti ve Gùlen cemaati referansı ve kayırmalarıyla yapıldığı idfiaları toplumda yaygın. Yine adliyeden,polis teşkilatına, Milli eğitimden Sağlık teşkilatına kadar diğer resmi kurumlara kadarhatta özel sektörde bile yoğun olarak parti ve cemaat mmmreferansı,imkanı ile-yine iddia-torpiliyle kadrolaşmalar olduğu söylenip dduruyor Eğer ki Türkiye'de 75 milyonun hakkı birilerince kendisine hak olarak görülmüşse bunu her şeyden önce Cenab-ı Allah kabul etmez. Sodes projeleri,yurtlara,özel okullara ve özel dersanelere bakıldığında çok fazla ön açıldığı,imkan sağlandığı ve pozitif ayrımcılık-torpil yapıldığı yaygın olarak iddia edilip konuşuluyor.Bir ülkenin servetleri ve nimetlerini,kadrolarını,imkan ve fırsatlarını kendine hak,kendine vacip görmek diğer çevreleri bundan daha az hak sahibi görmek her medeni ülkede,hukuk nezdinde,halk nezdinde ve Hakk nezdinde kabul görmez. Parti ve cemaat çevreleri toplumdaki endişeleri,şüpheleri,belki de pratik vakıadaki olumsuz izlenimleri hiç dikkate almazlar mı?Yoksulların,yoksunların,geri plana itilenlerin,ehliyet ve liyakat yerine falan yere aidiyet veya falan yerden referanslı şekilde bir yerlere getirilenlere mukabil ayağı kaydırılan mağdurların,karın tokluğuna geçinen milyonlarca zavallı vatandaşın âhı tutmaz mı?Bu yazıya konu olmuş tüm bu sözler toplumdaki algı ve konuşmalardır.şu halde Hz. ömer'n devlet mumu menkıbesinden dem vurup "hep bana Rabbena" mantığı içinde olmak hiçbirimize uymaz ve hak değildir. özeleştiri,tövbe,itiraf,pişmanlık ve hatalarından vazgeçmek herkes için erdemdir. Herşey toplum içinde ve toplumun gözü önünde yaşanmıştır.Allah Teala da her şeye şahit,herkesten haberdardır. Helal haram,hak hukuk, habbeden kubbeye her şeyde gözetilmelidir.Partinin,cemaatinin,derneğinin,yakınlarının,nefsinin,makamının namına değil; halk namına,hak namına,Hakk namına her meseleye bakılmalıdır. Hepimizin,herkesin unutmaması gereken bir hakikat var:"Alma mazlumun áhını, çıkar aheste aheste."...
28 Ocak 2014 Salı 17:43