Özgür Amed

Cehşê Spî

27 Şubat 2014 Perşembe 11:59

Kendisi ile geçen yıl tanıştım. Adını duymuş, çektiği ilginç ve takdire şayan belgeselini de iki üç defa izlemiştim.  Hatta derste de arkadaşlar ile beraber analiz edip tartışmıştık.

Geçen yıl arkadaş onu gösterip “Taha Kerîmî bu” dediğinde direk yanına gidip hal hatırını sormuş, Amed’e gelişinden ve başarılı belgeselinden duyduğum mutluluğu ifade etmiştim. Kısa sohbetimiz sonrası FilmAmed festivali boyunca belli aralıklarla görüşme şansımız olmuştu.

Taha Kerîmî İran Kurdistan’ı, 1976 doğumlu. İran’da sinema okudu. İlk çalışmaları kısa filmler ile ilgili oldu. Bildiğim kadarı ile 5 kısa filmi var ve ilkini 2002’de çekti(Marzeh Zendegui).

Üç tane de uzun metraj çalışması var. Çiyayên Qendîl(2010), Cehşê Spî(2012) ve 1001 Sêv(2013)

Son filmi “1001 Elma” şuan uluslar arası dolaşımda ve geçtiğimiz günlerde !f İstanbul’da gösterildi. Ne yazık ki Taha filme katılma şansı bulamadı. Geçen yıl en son Amed gelişinden 1 ay kadar sonra Kurdistan’ın Süleymaniye kentinde trafik kazası ile yaşamını yitirdi. 37 yaşında, gencecik gitti… Kerîmî verdiği bir röportajda Kurdistan’ın dört parçasını sinema ile buluşturmak istediğini vurguluyordu.

Çiyayên Qandil ve Cehşê Spî filmleri Amed’te seyirci ile buluşma şansına erişen iki yapım. Kerîmî’nin sineması ayrı bir yazı konusu olduğu için burada amacım özelde Cehşê Spî’ye değinmek. Biraz bu yapım ve içeriğinden bahsetmek, tanıtmak.

Cehşê Spî(Beyaz Korucu) ilginç bir yüzleşme belgeseli. Film “ben bir korucuyum yani cehşê spî’yim” diyen Saîd Jaf ile açılıyor. Daha sonra marangozda yaptığı çerçeve ve isimler sayan köylüler ile devam ederek açılışını tamamlıyor.

Teknik olarak çıtanın üzerinde bir film. Kurgusu başarılı ve yer yer canlı bir kavganın içine çekilme hissi veriyor. Filmin kendisi bir tarafa, sinemasal en önemli başarısı görüntü yönetmenliğinde ulaştığı yer. Birbirinden güzel kareler, sahneler mevcut. Estetik kaygıların filmin önüne kesinlikle geçmeyip tam tersine tamamlayıcı öğe olduğu bir yapım. Özellikle finaldeki sahneler Taha Kerîmî’nin kendi çapında nasıl bir gelecek vaat ettiğinin açık göstergesidir. Gerçek suçlular filmde kodlar, serpiştirmelerle verilmiş. Göze sokulmadan ve tarafını belli ederekten seyircinin görmesini istiyor.

Saîd Jaf, Saddam’ın paralı askerliğini yapmış biri. Enfal katliamı sırasında görev almış. Ama Saîd ona atfedilen “cehşê spî”liği kabul etmeyip köy köy mezra mezra dolaşarak öyle olmadığını anlatmaya çalışıyor. Bize tanıklar gösteriyor. Savaş sırasında herkese yardım ettiğini, aileleri kurtardığını kayıtlara alarak bir CD yapıyor ve herkesten bunun çoğaltılıp dağıtılmasını rica ediyor.

Yani benim bir suçum yok. Tamam savaşta yer aldım ama yardım ettim, hayat kurtardım diyor. Japonların ünlü Nanking katliamında 20.000 civarı insanın hayatını kurtaran Nazi partisi üyesi meşhur iş adamı John Rabe misali ya da yine ABD’li peder John Miller(Bknz: “Jin líng shí san chai” filmi) tarzı bir kutsiyet arayışında. Saîd suçsuz olduğunu ve işlediği hatayı kısmen kabul etmekle beraber cehş olarak adlandırılmayı hak etmediğini iddia ediyor. Tanıkların hepsi onu aklıyor, sadece 1 kişi dışında. Ve o kişinin karşıt argümanları ister istemez sizi de bir iç hesaplaşmaya, filme dair söz söylemeye itiyor. Tabi filmde yaşamını yitirenlerle görüşme şansını olmadığı için kendilerinin onu affedip affetmediğini bilemiyoruz.

Tanıklık ve yüzleşme üzerinden içine çekildiğimiz hakikat arayışında filmin bize net olarak sorduğu sorular var: Kurdistan’da bunca suç işlenirken ve içimizde bunlara katılanlar da yanı başımızda iken aradaki hukuk ne olmalıdır?

Özellikle mezarların açıldığı ve faili hesapların halen tüm yakıcılığı ile sorulduğu günümüzde gerçekten geçmişi ile yüzleşebileceklere dair tavrımız totalde yani toplumsal tahayyülde nasıl olmalıdır? 
Affetme sınırımız nedir? Geçmişi gelecek ile yoğurma yöntemimiz nedir?

Vicdanın ölçütü ve sınırı nedir? Nereye kadar ona yaslanabiliriz, onu nasıl harekete geçirebiliriz?
Yüzleşme ile yaralar sarılabilir, tedavi uygulanabilir mi? Saîd Jaf’lar iyileşebilir mi?

Film, Kurdistan’da savaşın yarattığı tahribat üzerinden girişilecek bir hesaplaşmaya dair tüm soruları sormamıza olanak veriyor.  Böyle yapımların çoğalması ve tartışılması önemli. Kendine, gerçeklediğine dönük çalışmaların olması ise çok daha önemli… 
Kürt sinemasının gerçek sınavı da bu noktada olacağına/vereceğine inanıyorum.

Taha Kerîmî ve kısa sürede bıraktığı değerli çalışmalarını tekrardan saygı ile anaraktan…

Bu yazı toplam 7942 defa okunmuştur
nerde kaldı
 // wanÎ
ma nerde bunun mizahı walahi gına geldi biraz mizah yaz biliyorsun gündem yoğun mizahi tepkini bekliyoruz saygılar......
03 Mart 2014 Pazartesi 17:20