İrfan Sarı

Çehre’ye gizli gizli

04 Ocak 2010 Pazartesi 00:11

Biraz üşüyorum şimdi. Sobanın içindeki odunların ateşi gürleşince daha ısınırım. Malum aylardan ocak oldu mu buza kesiyor buralar. Gökten cam kırığı gibi düşmeye başlıyor kristali buz pulcukları. İşte o zaman teneke bir sobanın içinde yanan odunların yakıcı sıcaklığına sığınıp düşler diyarına gitmek ister insan.

Hele unutmak istemediğinize kavuşmak için bir an önce gözlerinizi kapar çekilirsiniz kalbinizin huzuruna. Kim dokunabilir artık bu düşünüzün sabırsızlığına. Koy verirsiniz avuçlarınızı koltuklarınıza artık bütün kapılarınız düşlerinize açıktır.

Tam da bunları yazarken kirpiklerime su kanatlı bir kuş kondu. Uzak çırpmalardan gelmiş belli. Irayıp ırayıp yıldız gülünün koynunda serçe parmağını gördüm.

Nasıl da özlemişim...

Çehrem,

Bu mektubu yeni bir yılın ocak ayında yazıyorum. Evrenin bütün belalarına tanık olduğumuz o netame ay. Kentin kuyularında uyuyanların bile kulak kabarttığı zaman fırtınaları işte.

Küçük kentlerde aşk kuş yuvasına benzer. Sen bilirsin.

Haylaz çocuklar saçak diplerini didik didik eder kuş yumurtasını çalmak için ve sapanı elinde kuş nöbetinde geçirir artan zamanlarını. Kuşlar aşıklara benzer küçük kentlerde kanatları tez kırılır. Tez göçer, yalnız göçer avcısı çok olur.

Küçük kentlerde aşıklar zamparaların hedefidir. Örtünmek için aşıkları heba ederler. Kalpsizlerin, yalancıların, uyduruk falcıların kötüye yorduklarıdır aşıklar.

Onun için tez büyür aşklar, aşıklar ise tez ölür.

aşklar büyümekle başlar küçük kentlerde
sonra mücavir alandan ihlale gider
ihlal suç unsuru
suç, ölüm...

Onun için öldü sanılan aşıklar ölürken arkalarına unutulmazı bırakırlar. Kimi Zühre olur kimi Tahir. Kimi şiir satırlarında ve okul defterlerinin arasında kaybolur gider. Kimi alır başını yolların uğursuzluğunda unutulur. Kimi de şarkıların sözlerinde dillere yapışır.

Ama aşk bitmez Çehrem...

Küçük kentlerde aşk bitmez, çünkü aşk en çok düşmanı olan ve en çok isteyeni olandır aslında. Durmadan büyür; çünkü büyülüdür, çünkü belalıdır.

Onun için küçük kentlerde aşık olup ölmekte güzeldir.

Eğer aşk büyüyecekse onunla ölmek güzeldir. Onun uğruna sakınılacak bir şey olmamalıdır.

Her rüzgara göğsünü açmak, her fırtınaya kapılmak, her yağmurun altında ıslanmak, her kar yağışına yürümek gibi değil. ruhuna, kanına değecek aşklara ölünür ancak.

İşte oda bizim kentlerde var ancak. Kavuşması imkânsız, yaşanması karabasan, özlenmesi kolay, işte böyle bir şey bizimkisi.

Yıllardan iki bin on ve aylardan ocak.

Ocaklardan yalanların kavrulduğu ve bacalardan kokusunun yayıldığı o geçmiş yalancı ocak ayının kaç zaman sonrası. Aşk hala ölmedi. Ama aşıklar öldü.

Mektubu da koynuma gizli gizli muska ettim. Yüreğimde bir yol var getirir sana.

iki sitemkar şiir dinlerken ağlamaya kalmaktır sön söz
saçlarına dokunduğu elleri yanıktı
sokaklara hırsını bıraktı
ama kalbini avutamadı

ölmek gibiydi sevmek
sokağa tekme atmak gibi
 

Bu yazı toplam 8643 defa okunmuştur
tadında bir yazı
 // bışar-e çeto
baharlarımızın ve aşklarımızın ertelendiği bir zamanda ve bir mekanda gizli ve ürkek bir aşkın dramatik satırları ancak böyle ifade edilir.İrfan kardeşim bana mehmet uzunu tadında yaşatman sevindiriyor.tebrik ediyorum eskilerden bir kadeh sundun........
06 Ocak 2010 Çarşamba 15:12
..............
 // hatice özyanık
yine güzel ,yine güzel. yine büyük bir zevkle okudum.tebrikler İrfan Sarı.Devam ediniz bu tür yazılara .size çok yakıştığını düşünüyorum. emeğinize , ellerinize, ruhunuza sağlık....
05 Ocak 2010 Salı 21:00
//yaşam
 // havin
tebrikler gerçekten güzel olmuş bir insan duygularını ancak bu şekilde ifade edebilirdi başarılarınızın devamını dilerim...
04 Ocak 2010 Pazartesi 23:02