İskender Kahraman

Çanlar ne için çalıyor?

09 Kasım 2014 Pazar 11:41

90'lı yıllarda dönemin iktidarları Kürt gerillalarına ‘bir avuç çapulcu, eşkıya’ diyordu, memleketin tek kanalı olan TRT de her gün ‘onlarca terörist öldürüldü’ diye haber veriyordu.

Fakat ne hikmetse bu ‘bir avuç terörist’ bir türlü bitmek bilmiyordu.

Hatta TRT'de verilen sayıları toplasak bu gün Çin nüfusunu rahatlıkla geçer o rakamlar!

Sudan bahanelerle sokakta, evlerinde, çocuklarının gözü önünde insanlar kaçırılıp karakollarda öldürülüyordu.

40 bine yakın insan bu şekilde kaybedildi, öldürüldü. Binlercesi işkencelerde, hapislerde çürüdü. Milyonlarcası göç ettirildi. 5 bin köy yakılıp yıkıldı.

Sonuç: Kürtler bitmedi. Ve Kürt sorunu çözülemediği gibi bu sorunu çözemeyen savaş hükümetleri de tarihin çöplüğüne gitti.

Şimdiki hükümet de geçmişten ders almak istemiyor, aynı hataları yapıp en ufak toplumsal muhalefeti ihanetle suçluyor, şiddetle boğup terörize ediyor.

‘Bir günde ‘savaş’ için teskere çıkarıyor fakat ‘barış’ için insanları 12 yıl oyaladı, kandırdı!’

Bir taraftan içerdekileri sokak ortasında öldürmekten imtina etmiyor, öte taraftan diğer Kürtlerin de toplu katliamlardan geçirilmesi için çeşitli manevralara, Jitemvari yapılanmalara başvuruyor.

Bir yıl önce ‘Kürdü Türk’ten ayıramazsınız, Şam’ın ağıdı bizim ağıdımızdır’ diyen Erdoğan bu gün Kobani düştü düşecek diyor, temennisini dile getiriyor.

Orada ‘teröristler birbirini öldürüyor’ diyerek dünyanın iğrendiği katilleri katledilen mazlumlarla bir tutuyor.

Kobani’deki akrabalarının katledilmesini dünyaya duyurmak için protesto gösterisinde bulunanlara dahi tahammül edilemiyor.

‘Artık polisimiz kalkan kullanmayacak, ne gerekiyorsa yapacak’ deniyor. Polise, ‘artık kalkan kullanmayın’ direktifini verebiliyor.

Akabinde üç günde 50 sivil, polis eşliğinde eli satırlı, pompalı ırkçılar tarafından infaz ediliyor.

Vesellam ‘Kürt sorununu çözeceğim’ vaadiyle gelen hükümet şimdi barışın önündeki en büyük engeli oluşturuyor.

90’lı yıllara geri mi dönülüyor?

Kobani için Kanada'dan Avustralya'ya, ABD'den Avrupa'ya hatta Afganistan’a kadar her yerde parlamentolar, havaalanları, TV binaları işgal edildi, inanılmaz gösteriler oldu ama bir kişinin dahi burnu kanamadı.

Demokrasilerde insanlar seçimle iş başına gelir, yanlış uygulama olduğunda da protesto edilir. Ve kimse kesilmez, öldürülmez.

Fakat Türkiye’de devlet terörü ayyuka çıktı.

Dikkat edilirse Suriye ve Irak gibi ülkelerde artık protesto yok. Ya bir kamyon dolusu bomba pazar yerinde patlar, ya birisi bir ibadethaneyi toz duman eder, ya da bir köye bir varil bombası atılır…

İşte baştaki ferasetsiz yönetici grubu Türkiye’yi böyle bir batağa sürüklüyor.

Herkesin ağzında 90'lı yıllara geri mi dönülüyor sorusu var ama kusura bakmayın o yılları çoktan geçtik. Hatta 12 Eylül’e, 55’lere gidiliyor.

Irkçıların eline pompalı, kılıç verilip Kürtlerin üzerine salınıyor.

Polis arabada, sokakta insanları sorgusuz sualsiz infaz ediyor.

Akademisyenler, bilim insanları, avukatlar, siyasetçiler darp edilip gözaltına alınıyor.

Kürtleri ve diğer farklılıkları şeytanlaştırma politikası hız kazanmış durumda.

Gezi ve Kobani olayları artçı depremlerdi. Belki iktidar bu iki olayla gitmedi veya Türkiye Suriyeleşmedi ama sonrakiler hem iktidarı götürecek hem de Türkiye’yi Irak ya da Suriye gibi yapacaktır.

Uygulanan politikalar Ortadoğu’yu ateşe attı. Şimdi ise Kürtleri de Türkleri de ateşe atıyor.

Yani Türk halkı bu iktidarın sadece Kürtlere düşman olduğunu zannetmesin. Kürtler sindirildikten sonra sıra onlara da gelecektir.

Henüz devletin tüm birimlerini ve sistemi ellerine almadıkları için hala zamana ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlar.

Yarın seçimleri kaldırdıkları ya da parti kapatarak halka kendilerini seçmekten başka seçenek bırakmadıkları zaman kimse şaşırmasın.

Birincisi onlara karşı çıkan herkes düşmandır. İkincisi bunlar iktidarlarını kaybetmemek için eleştirdikleri Saddam’dan, Esed’den geri durmayacaklardır.

50 kişi, 250 bin kişi ölmüş bu zihniyet için çok da önemli değil yeter ki iktidarlarını korusunlar.

Bilirsiniz Amerikalı yazar Ernest Hemingway’ı, ‘Çanlar kimin için çalıyor’ adlı kitabını da…

Amerikalı kitap kahramanı Prof Roberto Jordan İspanyol iç savaşı sırasında gerillalara katılmıştır.

Emrine de bir takım insanlar verilmiştir. Fakat Roberto Jordan bu görevin emrindekilerin ölümlerine sebep olacağını düşünmekte, ne için öleceklerini ve ölmeleri halinde neyin düzeleceğini sorgulamaktadır.

Kısacası, savaşın tam anlamıyla bir yıkım, ölene de öldürene de bir felaket getirdiğini belirtmek için ‘çanlar kimin için çalıyor’ diye soruyor.

Şimdi, Türk halkının tam da kendi yöneticilerine ‘neden savaşta ısrar’ diye sorma zamanı gelmiştir.

Çanlar ne için çalıyor diye sorgulama zamanı gelmiştir.

Kürtlerin kaybedeceği bir şey kalmadı!

Kobani protestolarında tepeden aşağıya kadar, cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri sivil

Kürtlerin infaz edilmesini kürsülerde zafer olarak haykırdı.

Ve hala ‘sabrımızın sınırını aşarsanız olacakları aklımdan geçirmek istemiyorum’ diyorlar.

‘Dünyayı Kürtlerin başına yıkarız’ diye tehdit ediyorlar.

Fakat bu zihniyetin anlamak istemediği şey bu: Özellikle 90 yıldır Kürtler her türlü katliamlardan geçirildi.

Tehditle, öldürmekle Kürtler sindirildi mi, bitti mi?

Öldürmek zaten kolaydır. Bunu tarihin her aşamasında yaptığınız.

Şeyh Sait olayında 80 bin insan öldürüldü. Ağrı, Dersim, Sason, Koçgiri olaylarında hakeza öyle.

Modern çağımızda da çeteleriniz Şengal’de bir günde 10 binin üzerinde mazlum insanı katlederek gösterdi.

İleride de yapacağınızı dünya âlem biliyor.

Fakat zor olan barıştır. Kültürünüzde olmayan ve başaramadığınız barış yapmaktır.

Kürtler yakın tarih boyunca dili dâhil her şeyi yasaklanmış ve soykırım uygulamalarına maruz kalmıştır. Buna rağmen son evlatlarını feda ederek gerilla hareketi başlatmış bir halktır.

Kaybedeceği bir şeyi kalmayan bir halkı ölümle, hapisle korkutmaya çalışmak barbarlıktan öte cehalettir.

Bu yazı toplam 14850 defa okunmuştur
Pkk-pyd
 // Kürt kardeş
Öncelikle şunu söyleyim.
Tayyip erdoğana 1 kere bile oy vermedim. Işidin kanlı bir terör örgütü olduğunu ve cia -mossad işbirliği içinde kurulduğunuda biliyorum.

Şimdi sana soruyorum:
Suriyede 300 bin insan ölürken siz neden esedle işbirliği yaptınız?
Irakta abd 1.5 milyon insanı öldürürken neredeydiniz?
Sokaklar avrupada yakılmadı türkiyede yakıldı diyorsun,avrupada 1 tane dükkan,araba.. yakılsaydı topunuzu sürerlerdi,ayrıca sizin avrupaya neden düşmanlığınız olsun ki?...
24 Kasım 2014 Pazartesi 23:48