Ümit Yazıcıoğlu

Çankaya tartışmaları

2006-01-05 17:24:58

AKP Antalya Milletvekili Mehmet Dülger’in, “Emine Hanım Çankaya’ya çıkmak istiyorsa başını açar” açıklaması, beni üzdü. Dülger, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı adayı olmaması gerektiğini ima ederken, siyasi nezaketsizliğin ötesinde ciddi bir ayrımcılık yapıyor, kanaatindeyim. Dülger'in bu açıklamalarını ben örf adet ve ahlakikurallara uygun bulmuyorum. Onun bu açıklaması aynızamanda  anayasa´nın eşitlik ilkesine aykırı bir tavırdır. Demokrasi ve İnsanhakları düşünce geleneği ve deneyimi ile bence bağdaşmamaktadır. Kadınlara karşıda yapılan bir haksızlıktır.  Ne yazık ki "antidemokratik geleneklerimiz"den bir türlü vazgeçemiyoruz. Doğrusu, şu aşamadan sonra bir "üçüncü dünya ülkesi" gibi davranmamalıyız.

Türkiye Cumhuriyeti anayasasın’da kimlerin Cumhurbaşkanı olacağı, şartları  yazılıdır. Anayasadaki  bu şartları taşıyan ve işinde ehl olan  her Vatandaşımız Cumhurbaşkanı olmayı haketmiştir. Öte yandan, belli bir politik geçmişe dayanması sebiyle Sayın Başbakan Recdep Tayyip Erdoğan ciddi bir birikime de sahiptir. Meclis içinde ve dışında bulunan muhalefet liderlerinden hiçbiri bu durumda onun kadar  şanslı da değildir.  Ülkemizde hakikaten “demokrasi var” diyorsak ve Sayın Başbakan Erdoğan da Çankaya’ya çıkmak istiyorsa, Parlemento´da kendisini Mayis 2007´de seçerse, buna kimsenin demokraside  mani olma hakkı yoktur. Ayrıca, şu ana kadar Sayın Erdoğan'ın böyle bir açıklaması yok, belki niyeti de yok.

Doğrusu, Mehmet Dülger´ ise bildiğimiz gibi Adalet Partisi ve Dogru Yol Partisinde Demirelin siyasi cantasını uzun yılar taşıdığı halde Milletvekili olamadı. Babasının 1960 darbesinde yaşadıgı zülmü Erdoğan´a anlatabildiği icin  Erdoğan sayesinde AKP den 2002 de  Milletvekili oldu.

Sayin Dülgerle 4 Aralık 2002 tarihınde Berlin Eyalet Parlementosunda bir Ramazan günü yakınen görüşmüştüm. Oruclu olduğum icin kendisini  dinlemeyi daha uygun buluyordum. Sözde kendisi ve İsmet Inönün torunu Türkiye´nin Avrupa Ortak Topluluguna girebilmesi için lobi çalışması toplantıları yapıyorlardı. Toplantıda kendisine ve İsmet İnönü´nün torununa İnsan Hakları Ihlalleri konusunda bazı sorular soranlar oldu. Baktım ki  hem Sayın Dülğer hemde İsmet İnönü´nün CHP Ankara Milletvekili olan doktor ünvanlı Torunu Berline hazırlıksız gelmişler. Türiyenin dişpolitikasını savunaçak siyasi bilgi ve tecrübeden mahsurlar.

Toplantıya araverildiğinde Masaların üzerinde alkollü ve alkolsüz içkiler ve bunların yanında yiyecekler vardı. Ben bir Portakal suyu içtim birazda uygun birşeyler yiyerek kendisiyle konuşuyorum, söz başörtüsü meselesine takıldı. Kendilerinden Sayın Dülger iktidara geldiniz,  başörtülü öğreciler için bir af cıkarmayı düşünmüyormusunz diye  soru sordum. Yanıt olarak bana, aynen şunları söyledi. „Hocam AKP  başörtülü öğrencilerin üniversiteye gidebilmeleri icin herhangi bir yasa cıkararak onlara yardımcı olamaz”,  dedi. Nicin diye sorduğumda. “Laiklik buna izin vermez dedi”. Ben ise kendisine özgürlüklerden yana olduğumu, eğitimde bir vatandaşımız başörtüsü örttüğü icin, üniversiteden atılarak cezalandırılmamalıdır, diye cevap verdim.

Cumhurbaşkanı olabilmek için, "baş açma"yı şart koşan Dışişleri Komisyon Başkanı Dülger in yaklaşımının temel hak ve özgürlükler açısından kabul edilemez bir dayatma içinde olduğu anlaşılmaktadır.  Türkiyenin Avrupa Birliği  sürecinde demokratik uyum yasalarıyla ilgili çalışmaların bir parçası olan Dışişleri Komisyon Başkanı'nın böyle bir "hak dayatması"na gitmesi üzüntü verdmektedir. Evet Mehmet Dülger, bu konuşmayı niçin yaptı, doğrusu ben de merak etmiyorum ve soruyorum, Sayın Dülger Siz demokrasiye nasıl bakmaktasınız? Şimdiye kadar nasıl bir performans sergilediniz? Anlayışınızda Milletvekili olmanıza yardimci olan Değerli Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´a böyle mi teşekkür ediliyor? Bilakis kırk yıl birlikte siyaset yaptığınız Demirel bile "türbanlı Cumhurbaşkanı eşi niçin olmasın" dememişmiydi.?

Bu bağlamda ben, 3 yıllık AKP iktidarı boyunca Başbakanın çeşitli vesilelerle kimsenin gelip göreve talip olmamasını, kendilerinin göreve kimin layık olduğunu bulup çağıracaklarını ilan ettiğini anımsıyorum.

Bence herkes tüm haksızlıklara karşı sesini çıkarmalı ve duyarlı olmalıdır. Bu çerçevede, liderlik pozisyonundaki kişilerin de, etrafındakilerin telkinine açık olmaları ve onların güvendiği bir şeye güvenmeleri gerekmektedir. Bir diğer nokta da, etrafındaki işinin ehli  olan kimselerin göreve buyur edilmeleri karşısında “hayır” demelerinin  doğu-tipi liderlikle bağdaşmayacak olmasıdır. Tam tersine, göreve talip olma değil, görece çağrılma esastır.  

Bu yazı toplam 2539 defa okunmuştur