İskender Kahraman

Cahil cesaret ve aday stratejisi

30 Mart 2015 Pazartesi 14:44

Dunning-Kruger Sendromu, Cornell Üniversitesinde J. Kruger ve D. Dunning adındaki iki psikoluğun tanımladığı bir algılama yanlılığı eğilimidir.

Bu iki psikologa Nobel Ödülünü kazandıran ve ‘Cahil Cesareti’ olarak adlandırılan bu eğilime göre ‘cehalet,’ gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.

Bilim insanları Cornell Üniversitesi’ndeki öğrenciler arasında bir test yaptı. Öğrencilere test ‘Nasıl geçti?’ sorusu soruldu.

Soruların yüzde 10’una bile doğru yanıt veremeyenlerin ‘kendilerine olan güveni‘ hat safhadaydı. ‘Testin yüzde 60’ına doğru yanıt verdiklerini, hatta iyi günlerinde olmaları halinde daha iyi olacaklarına inandıkları ortaya çıktı.

Öte taraftan soruların yüzde 90’ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise ‘mütevazı ve alçakgönüllü’ deneklerdi. Soruların yüzde 70’ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.

İşte bu veriler bir araya getirilerek Dunning-Kruger (Cahil Cesareti) Sendromu metni yazıldı ve şu sonuçlara varıldı:

Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler. Niteliklerini abartma eğilimindeler. Gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.

‘İşinde çok iyi olduğuna’ yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!

Doğrusu, bu kişilerin kendi yetersizliklerinin farkında olmamaları onlara bir avantaj olarak geri dönüyor. Çünkü bu kişiler gerçekten iyi olduklarına inanmışlardır. Bu yüzden de öne çıkmaktan, yaptıklarıyla gurur duymaktan sakınmazlar. Bunu bir hak olarak görür ve uyanık olduklarını düşünürler.

Çevrenizde görmüşsünüzdür bu tipleri. İçinizden düşünürsünüz, ‘bu kişi bu mevkilere nasıl geldi diye.’ ‘bu kafayla nasıl bu pozisyonda olabilir diye’ hayıflanmışsınızdır. Etrafınızı gözden geçirin. Mutlaka böyle kişileri fark edeceksiniz.

Fakat gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘alçak gönüllü’ davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler…

Beklerken de kırılır, kendilerini daha geriye çekerler… Üstelik ‘ihtiras eksikliğiyle’ suçlanırlar.

Yani, nitelikli ama kendini ortaya koymayan, kendi başarılarıyla övünmeyen insanlar var. Bu insanlar maalesef nitelikli oldukları halde geri planda kalıp yüksek görevlere talip olmuyorlar. Olsalar da zaten kıymetleri bilinmiyor.

 

 

Şimdi, Türkiye’de herkes için hayati önem taşıyan çok kritik bir seçim var. AKP ‘mutlak diktatörlük’ kurma peşinde olduğu için de bu, son seçim olabilir.

Zaten1. Dünya Savaşı’ndan bu yana Ortadoğu’daki suni otoriteler (Türkiye, İran, Irak, Suriye) Kürtlerin bölünmüş, parçalanmış,  her parçada statüsüz bırakılması ve haklarının gasp edilmesi üzerine yürüyor.

Bütün emperyalist Dünya devletlerinin de Kürtler için kör, sağır ve dilsiz oldukları biliniyor.

AKP de devletin tüm birimleriyle beraber bunu sürdürmek için Kürtleri parlamento dışında tutmak istiyor.

Ama Kürt hareketi, bu gidişata HDP ile dur diyebilir. PKK’nin yükselişi ve Kobani zaferiyle Kürtlerin kötü kaderini değiştirerek ispatladığı gibi…

Yani ‘PKK’nin Kobani zaferi Türkiye’nin Ortadoğu siyasetini ve Kürdistan üzerinde sürdürmek istediği egemenlik politikalarını yerle bir etti. DAİŞ’in arkasındaki kirli hesapları düşürdü.

Açık ki HDP’nin iyi bir oy alması, iyi adaylar çıkarıp iyi siyaset yapması da tüm hesapları düşürecektir. Kobani nasıl tüm hesapları düşürdüyse HDP de tüm hesapları kırıp atabilir, bu zaferi ve gidişatı taçlandırabilir.

Aksi durumda Türkiye’nin olacağı gibi Kürtlerin durumu belirsiz ve karanlık bir döneme girecektir.

Hali hazırda Türkiye’de zayıf bir muhalefet mevcut. Özellikle, AKP’nin gücünü dengeleyemeyen ve ona alternatif olamayan CHP’nin zayıflığı, HDP’nin toplumsal destek tabanını genişletiyor.

Öte taraftan DAİŞ’in saldırıları, Kobani zaferi, Şengal direnişi Kürtler arasındaki milli duyguyu artırmış durumda.

Ve seçim yaklaştıkça HDP'nin kilit önemi toplumun farklı kesimleri tarafından da anlaşılıyor.

Dolayısıyla, Kürt hareketinin şapkasını önüne bırakıp bir daha düşünmesi ve önceki tecrübelerden yola çıkarak aynı hataları tekrarlamaması gerekmektedir.

Kürt hareketi ya da partilerinin kendi içerisinde sorunlar yaşadığı bilinmektedir. Bu sorunlara, engellemelere ek olarak Kürt hareketinin kendi önünü niteliksiz ve halkta karşılığı olmayan bireylerin seçilmesiyle kesmesi kırılma yaşatacaktır.

Daha önce yanlış ya da yetersiz adayların ‘bir takım arkadaş ya da kafa kol ilişkileriyle, küçük olsun benim olsun’ mantığıyla seçilmesi hareketin yeterince ilerlememesine sebep olmuştur.

Bilindiği gibi belirlenen isimler üzerinde halka sormak üzere ön seçim yapılırdı. Güya nabız yoklanır ve öne çıkan isimler karar mercilerine sunulurdu. Fakat ne hikmetse üzerinde karar verilen, bu listelerde öne çıkan ve halkça benimsenen isimler değil de listeyle alakasız isimler aday olarak gösterilirdi.

Dolayısıyla her seçim sonucunda istenilenin altında oy alınmıştır.

Öcalan’ın ’20 yıldır yetersiz, donanımsız kadrolarla işi götürmeye çalıştık. Ama artık işin bu yetersiz ve donanımsız kadrolarla yürüyemeyeceği anlaşılmıştır’ demesi bu anlamda önemlidir.

Onun için halkı temsil yetkisine talip olanların seçiminde yukarıdaki hususların gözden geçirilmesi önemlidir. Bunların yanında, dışarıdan aday (ithal aday) getirilmemelidir.

Muş’takini Van’a, Van’dakini Bitlis’e, Siirt’tekini Ağrı’ya atamamalıdır. Her yerin kendine özgü özelikleri ve bu görevi üstlenebilecek değerli insanları vardır.

Yani her bölgenin sosyolojik, psikolojik ve demografik özgünlüğü vardır. Bu özellikler, farklılıklar göz önünde bulundurulmalı, daha çok; her bölgenin emek vermiş, kendini yetiştirmiş, sevilen kişilerin seçimine dikkat edilmelidir.

Yararlanılan kaynaklar:

Dr. Muammer Değer

Psikolog Pınar Özgüren

Fuat KEYMAN Radikal

Haluk Gerger. DİHA 29.01.2015

A.Öcalan. Görüşme notları 14. 11. 2014 

Bu yazı toplam 10743 defa okunmuştur