İrfan Sarı

Buz

27 Şubat 2008 Çarşamba

Buz gibi havada akan burnumuz donar, güneşte ise kururdu. Çünkü çocuktuk ve çocukluğumuzun üstündeki yük ağırdı. Bu ağırlık erken büyümemize vesileydi, ilkin ayakkabı sandığımızdan kurtulduk.

 

Çünkü;

 

Tırnağımızı toprağın yüzüne atacağımız çağlara dayanmıştı yaşımız.

 

Elifbayı ikimiz de ezbere biliyorduk ve ikimiz de kayışımızda muşta, boynumuzda kolye, yüreğimizde ateş taşıyorduk. O vakit, kaçak sevdamızın acı tütünle dövüldüğünü ciğerlerimize soluduğumuz duman bilirdi… Bir de dolunay!

 

Biz karanlıktan korkmazdık ancak hiç güvenmedik de…

 

Aydınlık yarınımız olurdu, aydın olmak kravatlı ağabeylerin işi. Onun için onlar aydınlattıkça biz bedenimizden siper olduk, sevdamıza aydınlığı derman bildiğimizden.

 

Yusuf cüsseliydi bana göre ve daha gözü kara, buzda yürümekti yaşamımız ve o buzda yürümeyi en iyi bilendi. Ne zaman güneş çıksa tedbiri daha arttırırdı. Yakıcı olan ve donduran ne varsa benden korkmalı derdi. Ben de bunu ebediyen karanlığa terk etmeli diye ilave ederdim.

 

Buzun mavi rengi, onun mutfağına döşediği fayansta çıktı karşımıza. Benim bildiğim mavi yaşamı simgelerdi. Oda aynen böyle derdi “her vakit gözlerimin önünde olacak ki aklımda hep taze dursun.”

 

Esasen buzun bir renginin olduğunu o zaman öğrenmiştik ikimiz de, yoksa kafayı böyle boktan bi işe asla yormazdık. Ne olacak canım, buz işte; önüne çıktığı vakit iyi basacaksın ki kaymayasın ve elinden geliyorsa kıracaksın. Buz işte; yerden bir karış sabun gibi kaygan beton gibi sert. Tutunacağın bir yer yok, düşersen ta ki kemiklerinden sorar hesabı.

 

Buz işte; dalgınlığını kollar, sinsidir.

 

Gerçi buralarda her şey buzdandı ve sinsiydi, arkanı dönsen canını habersiz alırdı. Güneşe dursan, adam demez tenini yakardı. Aya gülsen gözlerini kör ederdi. İnsana dönsen ayaklarının altını kazardı. Ne yana dönsen senin anlayacağın bir şeytanlık kokardı.

 

Biz durmadan büyürdük, buz durmadan vardı. Toprağın kilinde, suyun yüzünde ve insanın kalbinde gizliden gizliye hep vardı.

 

Ne zaman bir anne intihar ederse,

Ya da bir bebek doğarken ölürse,

Ve bir çocuk kurşunlara hedef olursa,

Bir babanın gözlerinde yaşam donarsa,

Bir kardeş, bir kardeşe düşerse,

 

Buraları buz bağlardı.

 

Sonra günler geçmeliydi, aylar.

 

Cemreler düşmeliydi çözülsün diye buzlar.

 

Yusuf, mavi gözlü, esmer tenli bir yangın sonrası buz oldu.

 

Kuran"ı, İncil"i, Zebur"u, Tevrat"ı ve Avesta"yı yolun yarısından sonra hatim etti. Alnı ensesine kadar açıldı sesi, suyun akışındaki şarkıyı söylerdi.

 

Ben duymazdım çünkü iki kulağımı ikimiz için bir karanlık gecede çığlık çığlığayken maviye olan aşkımız için buz ettim. Duymak istedikçe buzu katmerlendi yüreğime dek işledi 

 

Buzdan iki yaşam hikayesine dairdir bunlar…

Bu yazı toplam 7159 defa okunmuştur
Buz üzerine
 // Ercan TATLI
Yazıyı okurken nedense hiç sıkılmadım her bir cümlede başka anlamlar bulmak mümkün efenedim.Saygılar...
29 Şubat 2008 Cuma 18:54
cenk denen kişi
 // müslüman
"Ne zaman bir anne intihar ederse,

Ya da bir bebek doğarken ölürse,

Ve bir çocuk kurşunlara hedef olursa,

Bir babanın gözlerinde yaşam donarsa,

Bir kardeş, bir kardeşe düşerse,



Buraları buz bağlardı."

sizce bu anlatılan bişey ifade ediyormu. yuksa sen yazıyı ukumadın mı?...

yukarıdaki yazının neresi nmostalji allah rızası için biri anlatsın.......
28 Şubat 2008 Perşembe 12:56
nostaljiden vaz gecsek...
 // cenk
irfan bey nostaljiden vaz gecsen kalemini günün anlamına annnelerin yüreginin feryadını yazsan...barışı bir can daha ölmeden getirmek icin kendini parcalayanlara kaleminle bende varım desen aşiti yolunda...desen seni daha sempatik ve seni daha mutlu etmezmi.....
28 Şubat 2008 Perşembe 01:03