Mehmet Dinç

Bunu bilmez birçok insan

05 Mayıs 2013 Pazar 17:07

Misafirin var dediler. Kim olduğunu sormadım bende. Sadece nerede olduğunu sordum. "İçeride seni bekliyor,” dediler. Odaya girdiğimde pala bıyıklı iri cüsseli, yüzüne felç vurmuş gibi ağzı sağa kaymış bir adam ile karşılaştım. "Neredesin yav, seni bekliyordum,”dedi. Buna karşın “geldim, geldim," dedim.

Bu adamla daha önce hiç karşılaşmamıştım. İnsana, hikâyesini merak ettiren bir enerjiye sahip… İlginç bir insana benziyordu. Daha önce karşılaşmamış olduğuma da hayıflanmadım değil. Gözlerimin içine baktı: “Sen beni tanımıyorsun,” dedi. “Evet,”dedim. Sonra başka bir konuya atladı. “Kaç saattir buradayım, şiirimi dinleyecek birini bulamadım,” dedi. “Herkesin işi var, he kesin acelesi var bu dünyada. Bu insanların haline acıyorum,”dedi. Patlak gözlüydü.  Denizin içine doğru girinti yapmış bir yarım ada gibiydi saçları. Yanlardan dökülmüş, ön kısmı bir dil gibi uzamıştı ön tarafa doğru.  Bir şiir okudu; Sonra bir şiir daha, bir şiir daha… Şiirleri okurken, çok dikkatli bir şekilde dinliyordum onu.

 "Düşman kafalarda yürür

Bunu bilmez birçok insan

Biri sana bahsetti mi düşmandan

Bil ki düşmanın ta kendisidir o"

Tabi ki yazıldığı gibi ruhsuz bir şekilde okumadı şiiri.  Sesli harflerin her birini bir santimetre uzunluğundaymış gibi uzatarak okuyordu. Gecenin karanlığını delen bilge insanlara mahsus davudi bir sesle okuyordu

"Bu şiir sana mı ait,” dedim.  "Nasıl yani?" dedi. "Sen mi düşünüp yazdın?" diye bir daha sordum. “Ne fark eder ki,” dedi. “ şiir okunduktan sonra herkese aittir,” dedi. Cevabı felsefi bir söz gibi geldi bana. Bulunduğu ilçede hep şiirler okurmuş. Kahvede, parkta, sokakta, dinleyici buldu mu fırsatı kaçırmazmış. “Şairler şiirlerimi kıskanıyor,” dedi. “O yüzden okudukların şiir değil,” diyorlar. “şiirlerim hakkında sen neler söylersin, “dedi. Benim için zor bir soruydu. Zorluğu bir insanı kırmak istemediğimdendi.

Şiir kolay yazılmaz dedim. Sokaktan, kitaptan, sözlü söylemlerden kelime çalarak şiir yazılmaz dedim.  Yazılsa da çok da sahipleneceğin bir şey olmaz. Şiir biraz kapalı olmalı, derinliği olmalı, imgeler olmalı, söylenmek istenen konuya dair metaforlar yüklenmeli, dedim.

“Herkes bu dünyada var olan kelimelerle şiir yapmıyor mu,” dedi. Öyle dedim. Ama o kelimelere ulaşmak kolay olmamalı. O kelimelere ulaşmak için şair, ateşi çıplak elle taşımalı, ejderhalarla çarpışmalı, tuzlu çöllerden susuz geçmeli, dikenli yollarda çıplak ayakla yürümeli, hiçbir insanoğlunun geçmeye cesaret edemediği korkulardan geçmeli, dedim. Ondan sonra bulunacaksa bulunmalı o kelimeler.  Anlayacağın günlerce, gecelerce o düşünceye doğru yolculuk yapmalı, dedim. Tepkisini ölçmeye çalışıyordum.

Bir an geçmişe dair bir şeyler anımsadı gibi. Donuk gözlerle suskun kaldı öylece. Zihninde geçmişe dair bazı bilgileri kurcalıyor gibi bir hali vardı. Üzmüştüm onu galiba... Sadece , “sende şiirimi beğenmedin galiba,” dedi. Yine de teselli etmek istedim. “Benim söylediklerime takılma,” dedim. Ne de olsa her şiirin bir okuru vardır, dedim. Senin şiirinin de okuru olur, dedim.  

 Şiiri unutup tartışıyorduk. Fakat savunmaları tuhaftı. Tartıştığımız konularda ürettiğim tezleri çürütüyor, fakat kendisi bir çözüm üretmiyordu. Ucu sonsuza açılan bir belirsizlikti onun fikirleri.  Toplum içinde “uyumsuz birey” denilebilirdi ona. Tartışma uzayıp gidiyordu. Fakat yine tartıştığımız konudan bir anda çark edip, başka konuya atladı. Beklide başta söyleyeceğini en sonda söyledi. “Adımı biliyor musun? Dedi. “ Hayır, “dedim.

* * *

İsmi Aslan Alp, On yıl öğretmenlik yaptıktan sonra malulen emekli olmuş. Çok yer dolaşmış öğretmenlik yaptığı yıllarda. Kahraman Maraş, Muş-Bulanık, Hatay-Samandağ, Urfa-Viranşehir olarak diziyor öğretmenlik yaptığı yerleri.  “neden bıraktın,” dedim. Psikolojik sorunlarım vardı,” dedi. “Fakat okumayı kesmedim,” dedi. “Evde yirmiye yakın sözlüğüm var. Her gün açıp açıp kelime ezberliyorum,” diye ekledi. Şuan Nusaybin’e bağlı bir köyde yaşıyor. “Qesra” köyü. Sıkıldıkça köyden çıkıp bir iki gün kent merkezlerinde kaldığını söylüyor. Bazen bir arkadaşının yanında, bazen bir otelde, bazen de hava güzelse parklarda uyuyormuş. “Neden şiir okuyorsun,” diye sordum. Sağa doğru hafif kaymış dudakları arasında ince bir tebessüm etti. Dünyaya güzellik katmak için. Sonra bir dize okudu:

"Her kes kötü olsa da ben kötü olmak zorunda değilim. Bütün olumsuzluklar gübre, ben bir tohumum."

Bir anda ayağa kalktı. Dalyan gibi bir adamdı. Gidiyorum dedi. Sonra nasıl olduğunu anlamadan silik bir gölge gibi kapıda kayboldu.

Aslan Alp!  Çöl tozuna bulanmış ayakkabılarınla, açlık, yorgunluk, uykusuzluk ve gam nedir bilmeden uzun mesafeler yürüyüp, şiirlerini okurken, tuttum bir gün seninle tanıştım. Sen, silik bir gölge gibi ortadan kaybolurken, tuttum insan sevgisi ile dolu yüreğin için bu yazıyı yazdım. 

Bu yazı toplam 6562 defa okunmuştur
Derîn bîr felsesfesî var
 // Ezûez
Aslan Hoca diye de taninir.Genelde parklardadir.donanimli biri.Parkta halkla konuştugnda deli derler bazen.Kimse anlamaz onu, anlayabilmek icin insanin biraz temeli olmali.....
06 Mayıs 2013 Pazartesi 18:55
Aslan Alp
 // NUSAYBİN
Aslan alp'i tanırım. çok güzel tarif etmişsiniz. bazen hissedip de bulamadığımız kelimeler le tarfi etmişsiniz. teşekkürler...
06 Mayıs 2013 Pazartesi 10:42
Aslan Alp
 // NUSAYBİN
Aslan alp'i tanırım. çok güzel tarif etmişsiniz. bazen hissedip de bulamadığımız kelimeler le tarfi etmişsiniz. teşekkürler...
06 Mayıs 2013 Pazartesi 10:42