İrfan Sarı

Bulutlar ekşirken

02 Haziran 2008 Pazartesi

Sürü sürü bulutu önüne katıp gelmişti rüzgâr, bembeyaz tenleri, nem yükleriyle dağların doruklarında durdular.

Şehir, serin yayla havasından hüzünbaz ağırlığa girdi. Karnı beyaz balıkların suda yüzüşü gibi gökte duran bulutların pamuk teni yavaş yavaş grileşirken, vahşi doruklu dağlara karartı gölgeler halinde düştü.
Dağlar ve bulutların buluştuğu yerde kaldı gözlerim.

Dağlar, benekli yavruları andırıyordu kıştan kalan kar birikintileriyle. Anasından emiş alan kuzular gibi uysal ve ustaydılar.

Başı dik yalçın kayalıklar bulutların karnına dokunurken, gözlerim ordan dağılıyordu bedenime.

Bir beyaz ki; dilini dokundurup yalamak isteğini doğurur insanda ve elini verip uçmak masallara… Gelin heyecanı gibi bir beyaz bu…

Ve beyazın en üstünde mavi boncuk bakışlı bir gökyüzü, renklerin buluşma noktası.

Güneş bir tarafa eğrilmiş gidiyor artık.

Dere martıları, mor başlı güvercinler ve boz şahinler süzülüyor pencerenin görme alanına.

Bedenime saplanıyor topraktan filize düşen yeşil. Anlatırsam yeşilden bir yalnızlığın paylaştıkları güzellikleri, durmaz akar yukarıdan bereket tanrıları…

Gökyüzünün bedeninde ipek ipek duran beyazlığın karnı doluşur…

Metafor anlatıları çözüyorum bense bu iklimimde nedense.

Bu karnabahar bulutların altında, üzüm salkımına ulaşması mümkün olmayacak duruyorsam, nedir diye sormam gerekiyor kendime.

Anlıyorum ki doruklarda duran ipek bulutların bende duran bir yanı var… Anlaşılması o kadar zor geliyor ki biraz daha yoğunlaşsa bulutlar yağdıracaklar ya! Ben de ağlayacağım hesabı!

Bu daha nasıl anlatılır.

Tepemde yıllardır taşıdığım bu beyazların hüznünden demlenmişim bugün…

Diyorum ki, demlenmişim tavında hem de kederin çünkü rüzgâr, birazdan gelecek ve götürecek bu dağların başından beyazı. Bense taşımaktan aciz olmayacağım, sahte davranmayacağım ve yolumun en beyaz yoldaşı hiç ayrılamayacak benden.

Ayrılırsak eğer şehirden: ince, ılık, küçük damlalar birbiri ardında düşecek yanaklara belki.

Belki de sahte yüzlerde soğuk, çürük…

Birbiriyle didişen bulutlar gibi değil ki başımızdaki beyazlar. Yenilenirken bulutlar, biz bir daha olmamak üzere gideceğiz gözyaşlarında.

Şimdi bulutlar ekşimez demeyin bana…

Demli çayınızı alın ve bir pencerenin kıyısında bulutlara bakın bir, birde aynada kendinize… Yoğunlaşırsa karnınızda bir sancı ve göğsünüzde bir kalabalık dolaşırsa korkmayın siz. Yaşlanan benim çünkü.

Bu yazı toplam 6662 defa okunmuştur
yüreğine sağlık abii
 // nazlı
abii ellerin dert görmesin yüreğin kırılmasın
hayatta dilediklerin olsun temellisiyle yüreğine sağlık......
05 Haziran 2008 Perşembe 15:51
abim
 // elçii
abim yüreğin dert görmesin,gerçi hep güzel yüreği olanlar dert görürü çoğunluk öyle değilmi?

süper yazıyorsun abi ben okuyunca bambaşka diyarlara gidiyorum yazılarında...
sen oldukça yazılarını eksik etme......
02 Haziran 2008 Pazartesi 18:15
tutku ve hüzün
 // ali
ben anlarım keki, sulletini bilen anlar, sana merhaba diyen anlar, seni seven sevmeyen anlar, anlar ki.. ben gibi derinden hüzün mü hüzün yüklü bir ah çeker... özünde var demek keki, her mısran şiirane, her cümlede devasa mana, mısralarıda yaşamak gibi... yüreğine sağlık, sen yaşlanırken bile güzel... her halukarda beraberiz, yaşlanınca da...keki.......
02 Haziran 2008 Pazartesi 08:58