Mehmet Dinç

Bu dağ aslan yatağı

07 Mayıs 2014 Çarşamba 11:16

“Bir dağ geçidini tutmuş tutmuş Alişêr”

Dağlara sarılarak göğe doğru yükselen dumanlar arasından ağıtlar yükseliyor. Rengi kızıla döndükçe saçını başını yolan bir ana gibi çıldıracak gibi semah tutardı Munzur. Köprüler yakılırdı, evler talan edilirdi… Mevsimlerden bir av mevsimiydi; avı insan, avcısı insan olan. Çıplaktılar, açtılar, boyunları zincirli, elbiseleri eprimiş, yüzleri tozlu, gözleri yorgundular…

Sazı tutan el yorgundu, şiir yorgundu, türkü yorgundu, Cem tutacak kollar yorgundu… Bir çığlık, başka bir çığlığa karışıyor, dağlarda hep aynı isim yankılanıyordu.

“Alişêr” “Elî Şêr”

Koçgiri’den bu yana yıllardır dağ başlarındasın Alişêr. Esaret içinde yaşamaktansa, kalemi kırmış, yoldaşın Zarife’yi yanına almış, namluları uzun tüfeklerinizi sırtınıza çapraz asmışsınız… “zulüm varsa, isyan var,” diyecek kadar Şair’sin, ozansın, âşıksın. Adın eşkıyaya çıksa da bakmazdın söylenenlere. Çünkü bilirdin, canını seven hiçbir mavzer bulunduğun mıntıkaya yaklaşacak kadar cesur değildi.

İnsanın kulağını sağır edecek her patlamadan sonra dağlar titriyor, sesler yankılanıyordu… Yankı sadece hüznü doğasını somurtkanlaştırmış kayalardan dönmüyordu elbet… Sesin yankısı kartalların bile dalmaktan imtina ettiği ıssız vadilerin derinliklerinde, bir efsun gibi iz saklar patikalardan geçiyor, bir yaşam alanına dönmüş mağaraya da ulaşıyordu.

O anlarda diviti hokkaya her batırışında kulaklarında çınlayan sesin yankısı bir itki yaratıyor, sese kulak kesilmek için başını dikiyordun; gözlerin bir şeyler yapamamanın çaresizliği içinde yaşarıyordu çoğu kez.

Cesur olmanın zor iş olduğunu da bilirdin; kundaktaki bebekten, bir ayağı çukura düşmüş insana kadar katledilirken bir halk ve sen bu halkın kalbinde bir efsaneye dönüşmüşken yükün daha bir ağırlaşıyordu. Her ölümden sonra yürek parçalayan sesler kulaklarında tekrar yankılanıyordu sanki.
“İmdadıma neden yetişmedin Alişêr”

Sorumluluğun arttıkça ruhun dara düşerdi. Böyle anlarda oturduğun yerde, mürekkebi bitmiş kalemin elindeyken, başın önüne düşmüşken, bir el gelir şefkatle omuzlarına konardı. Kadife sesiyle “ umudunu kaybetme,” derdi Zarife; saçları beline kadar uzanan iki örgü, helalin, amcakızın, yoldaşın Zarife…

O anlarda yeniden umut yüklenirdin. Bir mermi çekirdeğinden daha ucuz olan süngülü ölümler çoğalırken uyku da haramdı sana. Gözün gibi sakladığın kitapları taşımıştın ya yanına, bu defa da gözlerin karanlıkta iki kıvılcım, şafak sökümlerine kadar bilimden medet umardın.

Kitaplarda bulamadığın çareyi başka yerde aramak için üç beş dostun bildiği patikalardan, dikenli yollardan, temmuz ayında tadı kaçmış dağların serinliğinde ilerlemiştin; hep ağaçların gölgelerine sığınmıştın. Sonra Pîrê Welat’ın dergâhına varmıştın. Yüzün eteğine sürmüştün, “Pîrîm demiştin, derdimize bir çare…” aslan yelesi sakallarını sıvazlamıştı; uzun, derin düşünmüştü Pîr. Sonra sana dönüp, “Bu zulmü dünyaya anlatmalısın Alişêr,” demişti. Başım gözüm üstüne demiştin; gerisin geri dağlara dönmüştün…

Gecenin örtüsü tüm doğayı kaplamıştı. Ay, karanlıkta yere dökülmüş kireç misali sadece yolları aydınlatıyordu. Mağaranın kapısında her an aslan avlayacak gibi elleri tetikte bekleyen yoldaşlarını daha fazla bekletmek istemiyorsun. Yol uzun, yük ağır, ölüm çoktu çünkü.
“Gidelim,” dedin.

O an bir mavzer patladı. Yaran sıcaktı, hissetmedin. Düşman baskın yaptı sandın “Saklanın,” diye bir panikle bağırdın yoldaşlarına. Sonra bir mavzer daha patladı; bir mavzer daha... Gözlerin şaşkın bakarken olanlara yere düşmüştün artık. Kan gözlerinin perdesini kaparken, yoldaşlarının sana doğrulttukları mavzerler eşliğinde gülüşlerine de bir anlam vermedin. Sonra okuduğun kitaplar geldi aklına; bu coğrafyanın ihanet tarihi… Sonra yiğitleri yere serenin dostun hayınca fırlattığı gül olduğunu o an sende kavradın.

Bu yazı toplam 9970 defa okunmuştur
aslanın nesli çoktan tükendi
 // yusuf
Yazar Anadoluda aslanın nesli tükeneli yıllar oldu o senin dediğin fare dir fare...
08 Mayıs 2014 Perşembe 01:42
kahramanlık ve ihanet
 // Şükran
savaşçı ve sanatçı(şair) bir kişiliğin birlikte cisimleştiği kahraman Alişér ve Zarife'nin Munzur'un coşkusundan daha coşkulu sevdaları ve onurlu kavgaları; hain Reyber'leri ve binlerce ardçılarını tarihin karanlık ve dipsiz kuyularında boğmaya muktedirdir.Yüreğine sağlık mamoste......
07 Mayıs 2014 Çarşamba 13:18