İbrahim Genç

Bu av mevsimidir Şivan!

15 Kasım 2013 Cuma 13:46

Irak Kürdistan Bölgeseli Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani, Kürtlerin birleşmesi ve dünyaya ortak bir mesaj vermesi için 21 Temmuz 2013’te tüm Kürtleri ulusal kongreye davet ederken şöyle diyordu: "Halkımızın düşmanları zayıflamış durumda ve Kürt’ü inkar sürecini geride bıraktık. Karanlıklarla dolu 20’nci Yüzyılın tersine 21’inci Yüzyıl, Kürtlerin umutlarının gerçekleşeceği bir yüzyıl olacak. Bu kritik aşamada halkımızın haklı mücadelesini zafere ulaştırmak için birlik ve ortak çalışmaya ihtiyacımız var." Sayın Barzani, bu kongre çağrısını Celal Talabani ve Abdullah Öcalan’ı da referans göstererek yapmıştı ve Kürt Ulusal Kongresi hazırlık komitesinin seçimi için Kürtleri Hewler’e davet etmişti.

Bunun üzerine Radikal’den Murat Yetkin “Kürtler birleşiyor, dengeler değişiyor” demişti. Ne var ki buna müsaade etmeyeceğini Türkiye her şekilde gösterdi. Sırf bunun için Türkiye, bir taşla iki kuş vurmak için bir taraftan IKBY ile petrol antlaşmaları imzalayarak ekonomik fayda sağlarken diğer taraftan da Sayın Barzani ile Kürtleri kontrol altına almaya çalıştı. Ve bunda başarılı da oldu. Belki de AKP’nin etkisiyle Sayın Barzani bugün (14.11.2013) yaptığı yazılı açıklamada Rojava halkının mücadelesini ve PYD’yi yerden yere vurdu. Açıklama tamamen PYD karşıtlığı üzerine kurulmuştu. Sayın Barzani, Rojava’da bir devrim olmadığını ve Esad’ın bölgeyi bıraktığı için PYD’nin etkin olduğunu söylüyordu. Tabii Kürtler soracaktır: Rojava’da olan bir halk devrimi değilse o zaman PYD Eşbaşkanı Salih Mislim’in genç yaştaki oğlu Şervan Mislim neden cephede öldü? Burada halk için bir şey olmasaydı insan çocuğunu cepheye sürer miydi? Sağda solda bazı yorumlar okuyorum. Soruyorlar: Hadi Rojava’yı Kürtlere Esad bıraktı. Peki Irak Kürdistanı’nı Barzani’ye bırakan ABD değil miydi?

Kürtler bu hale gelmemeliydiler. Sayın Barzani, siyasi bir aktör olduğu ve bölgesinde etkin olmak istediği için Diyarbakır’a gelmesi normaldir. Ama onun bu PYD karşıtlığını, kendini Rojava’daki bazı tabela partileri üzerinden zorla Rojava halkına dayatmasını anlayamıyorum. Ve tabii Şivan Perwer… Yazıktır! 2-3 yıldır AKP’nin bazı Kürt değerlerine sahip çıkıp onları Kürtlerden koparmaya çalıştığı, bilinen bir politikadır. Kemal Burkay’la bir şey denediler ama başarılı olamadılar. Şimdi de Kürtlerin çok saygı duyduğu Barzani ve Şivan Perwer üzerinden Kürtleri birbirine düşürmek istiyorlar. Şivan, bu oyuna gelmeyeceğini birkaç yıl önce “Ancak halkım davet ederse dönerim” sözleriyle vurgulamıştı aslında. Ama şimdi, “süreç” demesine rağmen ortada bir sonuç yokken ve hâlâ Kürt dilini bölücü olarak gören bir zihniyet için şarkı söylemeye gelecek. Evet, değerlerimize sahip çıkacağız ama ortada bariz olarak bir saçmalık var. AKP iyi bir avcıdır ve Kürtler hâlâ keklik kuşlarının ruh halinde yaşıyorlar. Durumu, birkaç yıl önce yazılmış bir yazımı tekrar paylaşarak anlatayım:

AV MEVSİMİ

Keklik kuşlarının güzel sesi yankılanıyor yurdumun geniş ovalarında. Desen desen gölgeleri var şimdi toprağın sırtında keklik kuşlarının. Tüylerinin yumuşaklığında rüzgarlar şarkı söylüyor dört bir yönden. Ve bıldırcın kuşları… Ürkek bakışlarından dökülen telaş… Tüylerinin altında saklanan üşümeler… Tedirginlik… Çünkü her an  dokunulabilir bir tetiğe ve ansızın bir mermiye hedef olabilir. Ya da çok ince ve kurnazca düşünülmüş bir tuzağa düşebilir.

Ki zaten av “çeşitli yöntemlere başvurarak yaban hayvanlarını vurma, öldürme yakalama eylemi” değil miydi? Yine avcı da “avlanan, avlanmayı bir alışkanlık haline getiren kişi” değil miydi? İşte bu yüzden yeryüzü, av ve avcının savaşımında avcının türlü oyunlarına ve amaçlarına şahitlik ediyor. Çünkü avcı ya güçlü olmakla ya da kurnaz olmakla avını kolayca avlayabiliyor. Zavallı av, aslında ihtiyaç duyduğu şey az birazcık akıl-düşünme; ama gel gör ki doğanın kanunu bu, herkeste aynı düzeyde onur olmayabileceği gibi bazılarında hiç akıl da olmayabilir.

Doğanın kanunlarına göre şimdi av mevsimi kapanmış olabilir ama insanlık için her an “av mevsimi” yaşanıyor. İnsanlık, gücü ve kurnazlığı nispetinde kendi çıkarı için bir savaşımın içinde. Kazanan daha fazlasını istiyor; bir hırstır almış başını gidiyor. Kimi sadece kendini düşünüyor. Diğer tarafta insanların dillerinin yasaklanmasına hatta öldürülmesine ses çıkarmıyor. Bu bencillik duygusunun kaynağını nerede bulacağız? Hadi bulduk diyelim, nasıl yok edeceğiz ey insanlık?

Bugün av, mecazi anlamıyla “kendisinden yararlanmak, çıkar sağlamak amacıyla tuzağa düşürülmeye çalışılan kişi”dir. Avcı ise “büyük bir istek ve ısrarla bir şeyin peşinden koşan, onu elde etmeye çalışan kişi”dir. Yeryüzü de mekan… Zamansa tüm zamanlar… Bu bir av mevsimidir ve başlamıştır ve ne zaman biteceği kestirilemiyor. Gücü olan, güçsüzü bertaraf etti, ediyor ve edecek. Kurnaz olan, iyi niyetli olanları kandırdı, kandırıyor ve kandıracak. Av mevsimidir, dört bir yandan savunma yapmak gerek. Av mevsimidir, bu seferlik daha dikkatli olunmalı.

Benim av mevsimi dediğime bugün “seçim süreci” diyorlar. Varsın desinler, yapılanın kendisi bir av-avcı ikilemi olduktan sonra…

Ama bu av mevsimidir. Bu mevsim en yırtıcı şekilde Mezopotamya’da, Kürt diye bilinen halkın topraklarında hüküm sürüyor. Önümüzdeki bu süreçte ise av mevsiminin daha çetin geçeceği öngörülüyor.

Av mevsimidir; benim Başbakan’ım uluslar arası toplantılarda asimilasyonun insanlık suçu olduğunu söylüyor. Kendi kimliğinden olanlara, ana dillerini korumalarını tembih ediyor; Gelin görün ki kendi topraklarında Kürtler bunları isteyince buna karşı çıkıyor.

Av mevsimidir; benim Başbakan’ım ve ekibi bir zamanlar dillerini ve türkülerini yasakladıkları ve hatta sürgüne mahkum ettikleri Kürt sanatçı ve aydınlarının peşine düşmüşler. Kol kola girmeler ve objektiflere yayılan –hangi maksatla olduğu bilinmeyen- gülücükler… Dedik ya, av mevsimi bu; kim bilir avcı ne tür bir kurnazlığa başvurdu ya da neler vaat etti.

Bugüne kadar Kürtler, her türlü baskı ve şiddetle yola getirilmek ve avlanmak istendi ama Kürtler buna direndiler. Yani av için gerekli olan “güç” koşulunu Kürtler devre dışı bıraktılar. Şimdi sırada av için gerekli olan bir şey kaldı: kurnazlık. Bugün ülkemizde özellikle AKP tarafından bu politika canla başla sürdürülüyor. Bu politika sonucunda tuzağa düşen Kürtler var muhakkak. Ki bunlar sadece tuzağa düşmekle kalmayıp Kürtler için sembolik anlamı derin olan keklik kuşları gibi diğer Kürtleri de bu tuzağa çağırıyor. Kürtler buna direndikçe de “kötü Kürt” oluveriyorlar birden.

Ama şu bir gerçek ki Kürtler son aylardaki tutumlarıyla iktidarın bütün kurnazlıklarını bozmaya başladı. Gerek sivil itaatsizlik eylemleri ve gerekse sivil Cuma gibi duruşlar, sistemi fazlasıyla tedirgin ediyor. Aynı şekilde seçim sürecinde BDP’nin Kürtlerin her kesiminden bağımsız aday göstermesi de oyunu bozan ve Kürtleri birleştiren durumlardır.

Bu yazı toplam 40117 defa okunmuştur
Sorun Hala Olduğu Yerde Duruyor
 // Serdar Merdan
Mesele; sayın Barzani'nin büyüklüğü veya Şıvan'ın sesinin güzel olup-olmaması değil arkadaşlar. Mesele; devletin, atması gereken adımları atmadan, politik taktik, vaaz, şenlik ve curcuna ile Kürt Halkını oyalamasıdır. Ne anladık, neyimize merhem oldu şimdi bu ziyaret? Hükümet ve devlet üstüne düşen sorumluluğu yapıp, Kürtlerin insani taleplerini, yasal düzenlemeler yaparak karşılasa da, bizi birbirimize düşürmeden sorunu halletse daha doğru olmaz mı? Yada sayın Barzani; neden tam da hükümetin bu şüpheli girişimi esnasında, Rojavadaki mücadeleyi, hem hükümetin ve hem de elkaideci barbarların ağzıyla kötüler?...
17 Kasım 2013 Pazar 07:31
Değerlere hakaret etmeyelim.
 // Serhat
Kürd halkının sevgisini kazanmış insanları böyle basite almak, sizi sadece basitleştirir. Allah aşkına siz Şivan veya Kak Mesut'a akıl vermeye mi çalışıyorsunuz, oturduğunuz yerden....
16 Kasım 2013 Cumartesi 09:44
gercekler acidir
 // destaxane
sayin ibrahim genc yazarimiza yuzde yuz katiliyorum cok yerinde ve isbetli bir degerlendirme ama bazi yorumcu arkadaslar saha sola cekeblilrler onemlili degil onemli olan dort parcadaki kurd halkinin cikarlarini savunmak amaciyla haraket etmek.
saygilar...
16 Kasım 2013 Cumartesi 04:47