Bedri Çallı

Bu Ateş Herkesi Yakacaktır

30 Ocak 2016 Cumartesi 10:21

Hani her olumsuzluk karşısında deniliyor ya “susma sustukça sıra sana gelecek”  benim bu söylemeye çalıştığım sözün muhatabı, bu ülkede yaşayan 80 bin insanın tamamıdır. Bu ülkede yaşayan tüm halklar ve tüm inançlara mensup insanlara hitaben yazıyorum.

Çok uzak değil sadece geçen yüzyılda halkımızın çektiği acıları göz önüne aldığımızda, ne kadar tecrübeli  bir toplum olduğumuzu göreceğiz. Peki ama geçen yüz yılda halkımızın çektiği acıların ülkemizi yönetenlere kazandırdığı bir şey var mı acaba? Koskoca bir hayır.

Bütün bunlar hepsi iktidar hırsı, ırkların üstünlüğü, geçmişte kalan Osmanlı şöhretinin özlemi ve çoğunluğun azınlık olarak gördüklerini ezme sevdası sebep oluyor.

Sonuç hep kan, göz yaşı, zulüm ve bütün bunların sonucunda yaşanan dramlardan başka ne kaldı.

Dikkat edin, bakın öldürülen her sivil vatandaşın, her gerillanın veya her güvenlik görevlisinin geride bıraktığı aile dramlarına, her birinin gerisinde çok acı dramatik bir ize şahit olacaksınız. Yazıktır, günahtır, zulümdür. Etmeyin, yapmayın demekten başka elimizden ne gelir.

Bunun sonucunda sevdiğini kaybeden anne, baba,kardeş, eş, çocukları, akrabaları  ve sevdikleri, yaşadıkları bu büyük kayıp karşısında nasıl bir psikolojiyi, kin ve nefreti ömürleri boyunca taşıyacaklarını hiç tahmin edebiliyor musunuz? Bu her iki taraf için de geçerlidir.

Bunu, bu ülkede yaşanan çatışmalarda kaybettiğimiz tüm insanlar açısından düşündüğümüzde ne kadar büyük bir olaydan söz ettiğimiz görülüyor.

Peki gelecek için ekilen bu kin, acı ve nefretin telafisini siz kaç yılda giderebileceğinizi hiç düşündünüz mü?

Bütün bu yaşanan olumsuzlukların ana kaynağı iktidar hırsından başka bir şey değildir.

Bu ülkede geçen 32 yıl boyunca, her cenazede kahrolsun sözcüğü, vatan sağ olsun sloganı yerine, bu kaybın bir daha yaşanmaması için, bu kayıp son olsun demek ve ardından son olması için ne yapılabilirin peşinden koşmak daha akıllıca bir yol olmaz mıydı?

Halkı kin ve nefrete teşvik ettiğiniz zaman, bu kez siz kendinizi bağlarsınız. Artık siz kan ve göz yaşının son bulması ve barışın sağlanması için adım atamaz duruma geliyorsunuz. Çünkü bu kez bunu halkınıza anlatamazsınız ve kabul ettiremezsiniz.

Türkiye halklarının en büyük sorunu sorgulamama sorunudur. İnsanlar televizyonda haberleri, açık oturumları izlemiyor, yada karşı düşüncede bir kanalı izlemediği, gazete okumaz yada tek gazeteyi okur. Durum böyle olunca gerçekleri öğrenemez,olaya küçük bir pencereden bakar ve sempati doyduğu aynı kişilerin kötü emellerine ve iktidarlarına alet olur.

Çünkü ülkemizde basın ve yayın özgür değil. işittiğiniz yada okuduğunuz her olay ve haber mutlaka çarpıtılarak sunuluyor.

Bu gün Türkiye de yaşadığımız sorunların tek nedeni, ülkeyi yanlış yöneten ve iktidarlarını sürdürmeye çalışan politikacıların kötü niyet ve basiretsiz yönetimidir.

Özellikle son yıllarda bizi yönetenlerin dindar görünüp, siyaseti tamamen yalan temellere oturtmalarını ibretle izliyoruz. Bunlar sadece ülkemize değil, İslam dinine de en büyük kötülüğü ediyorlar. İnsanların İslam dinini sorguladığına ve  soğuduğuna hepimiz şahit oluyoruz.

Bu ülkede farklı dil, din, milliyet, kültür ve gelenekler büyük bir zenginliktir. Tabi ki bunu avantaja çevirme niyet ve kabiliyetine sahip bir ülke yönetimi var ise.

İran, Irak ve Suriye ülkelerinin tüm sınır boylarında yaşayan insanları, bizim ülkemizde yaşayan Kürt halkı ile aynı milliyetten olmaları, ülkemizdeki halkımız ile akraba olmaları ve aynı dili konuştuğumuz, ülkemizin bir zenginliğidir.

Türkiye’yi yöneten iktidarın bu ülkelerde yaşayan soydaşlarımızla iyi geçinmeleri bu ülkenin bir zenginliği olacaktı, ama ne yazık ki biz bunu avantaja çevirecek iyi niyetli ve basiretli bir iktidara sahip olmadık. 

Bunlar nasıl ki Almanya’da Nazilerin, Alman’ların tüm insanlığın efendileri olduğunu düşündükleri gibi bir hevese kapılmışlar. Tekrar Osmanlı zamanına dönme istekleri var.

32 yıl boyunca bu ülke kaybettiği binlerce canlarının, kaybolmamaları için hiçbir çaba göstermemiştir. Ölümlerin her geçen gün artması bizi yönetenleri rahatsız etmemiştir.

Çünkü istisnasız,  gerek devlet güvenlik güçleri, gerek sivil vatandaşlar ve gerekse gerillaların tamamı fakir, fukara, emekçi veya köylü çocuklarıdır.

Böyle değil ise siz kaç tane, cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, milletvekili, general veya holding sahibinin çocuklarının öldürüldüğünü şahit oldunuz.  Söyleyemezsiniz, çünkü yok ve siz halen kullanıldığınızın farkında değilsiniz.

Bu savaş kesinlikle bu halkın savaşı değildir. Yani yapılması gereken bir savaş değildir. Müzakereye açık, eğer üstünlük ve ezme kompleksi  bir kenara konulursa, bu savaş bitecektir.

Bu savaşı bitirmenin bir yolu da, vatan sağ olsun veya kahrolsun sözcüklerinin yerine, ey iktidar neden bu insanları öldürtüyorsun diye büyük bir tepkiye ihtiyaç var.

Bir başka yolu da güvenlik güçleri veya korucuların ben kendi halkıma silah doğrultmam, hayatına son vermem diye karşı sıkması ve gerekirse kendi halkıma kıyacağıma, gider bir inşaatta amelelik yaparım demesiyle mümkündür.

Lütfen kim elinden ne geliyorsa bu savaşın son bulması için yapsın.  Sayın Cumhurbaşkanı ve hükümete çağrım, hatanın neresinden dönülse kardır.

Cizre, Sur, Silopi üzerindeki sokağa çıkma yasağının ve bölgemizdeki ablukanın kaldırılmasını istiyoruz. Ardından hendekleri açanların bu hendekleri kapatarak hayatın normale dönülmesinin sağlanmasını istiyoruz.

Ortada kardeşlik, mardeşlik kalmadı ama ben yine de iyimser olmak adına “akan kardeş kanının son bulması” umuduyla yazıma son veriyorum. 

Bu yazı toplam 6320 defa okunmuştur