İbrahim Genç

Boykotla verilen mesaj

13 Eylül 2010 Pazartesi 12:58

Gelişen dünyanın demokratik alanlarında bir güç olabilmek, beraberinde bir saygınlığı getirir. Kendi özgüvenini yitirip öz değerler üzerinden yükselmemeyi hedeflemek ise kişiyi-toplumu çeşitli iktidarların yanaşması yapar ve bunun sonucunda da onursuz bir yaşamın inşası başlar.

Bugün referandum sonucunda gördüğüm ve okuduğum da Kürtlerin etkili bir boykot tavrıyla nasıl bir güç olduklarıdır. Öyle ki Kürtlerin kendi coğrafyalarında daha etkili uyguladıkları demokratik bir hak olan boykotun başarıya ulaşması, Başbakan Erdoğan’ın bile dikkatini çekti ve Başbakan bunu açıklamasında belirtti. Böylece Kürtlerin boykot tavrını saçma-gereksiz-önemsiz göstermeye çalışan çevrelerin de nasıl bir yanılgı içinde oldukları ortaya çıktı.

Kürtler açısından bakıldığında boykotun başarıya ulaşması Kürtlerin, medyanın objektiflerine girmesine ve ülke düzleminde kendini etkili bir aktör olarak ispatlamasına vesile oldu. Burada boykotu illa ki BDP’li olanların uygulaması gereken bir tavır olarak algılanması da yanlıştı. Çünkü boykot, Kürt ya da gerçek ve tam demokrasi isteyen yurttaşların bir çığlığıydı. İşte bu kitle boykotla, Hükümet’in değişimleri yapması için itici bir güç olarak dikkat çeken bir konumundalar. Bu anlamda sonuçlardan sonra BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın ilk açıklamasında “Kürt halkı daha çok özgürlük ve Türkiye demokrasi mücadelesinin lokomotifi olarak boykot tavrını ortaya koymuştur. Boykot olmasaydı bugün yeni Anayasa tartışılmayacaktı. Hayırcıların işi bitmiştir evet diyenlerin işi bitmiştir ama boykot diyenlerin işi bitmemiştir” şeklindeki sözleri de bu itici gücün varlığına yöneliktir.

İşte bu sebeple referandum öncesinde boykotu, demokratikleşmeye karşı bir tavır olarak görenler büyük yanılgıya düştüler. Öyle ki boykotu bir halkın duruşu olarak görmek istemeyenler, boykotu “hayır” demek olarak algılatmak için ellerinden geleni yaptılar. Oysa en temelde Kürtler, kendilerini aldatanlara karşı uyanık olmaları gerektiğinin sonucunda böyle bir strateji izlediler. Ki İspanya faşist dönemden çıkarken 1978’de yapılan anayasa değişikliğinde Basklıların boykot demesi kendilerine verilen haklar reddetmek anlamına mı geldi? Tabi ki hayır! Basklılar hem bir duruş sergilemişlerdi hem de daha fazla demokrasi beklentisi içinde olduklarını göstermişlerdi ve yine de özerklik başta olmak üzere birçok hakkı da alabilmişlerdi.

Kürtler özelinden çıkıp  ülkemiz genelinde konuşacak olursak yine ilginç bir mesaj var. Bilindiği üzere referandum öncesinde CHP-MHP bu referandumu adeta AKP’ye güvenoyuna çevirdiler. Böyle bir hava oluştu diyebilirim açıkçası. Ve bunun sonucunda da referandumda büyük bir farkla “evet” çıkması, bu iki parti için bir yıkım oldu adeta. Bu minval üzere sonucu değerlendirirsek AKP, CHP ve MHP’ye adeta bir ders verdi.

Bununla bağlantılı asıl meseleye dönersek eğer diyebiliriz ki Türkiye halkı, Kürtlere demokratik haklar verilmesine şiddetle karşı çıkan ve “Ülke bölünüyor, Kürdistan kuruluyor” paranoyasıyla halkı kışkırtan MHP ile “laiklik gidiyor, şeriat geliyor” paranoyasıyla milleti kışkırtan CHP’ye itibar etmiyor. Tabi bu anlamda değişimler ve demokratikleşme konusunda çekingen ve korkak davranan AKP’nin artık daha cesur olması gerektiği ve boykotla Kürt ulusunun bir beklenti içinde olduğu sonucu da çıkıyor. Muhalefet meydanlarda “AKP Öcalan ile görüşüyor” argümanını kullanmalarına rağmen bu kadar “evet” çıkıyorsa demek ki Türkiye halkı böyle bir şeyin olmasından rahatsız değil.

Sonuç olarak demokratikleşme ve değişim için hep bir sonraki seçimi bekleyen AKP, artık beklememeli. 2007 Temmuz milletvekili seçimlerinde de 2009 yerel seçimlerde de Türkiye halkı AKP’ye teveccühte bulunarak “demokratik adımlar atmaktan korkma” demişti. Madem muhalefet bu referandumu AKP’ye güven oylamasına çevirdi ve halkımız yine teveccühte bulundu; o zaman AKP, “bir ileri iki geri” tavrından vazgeçip başta Kürt sorunu olmak üzere başörtüsü sorunu gibi konularda dürüst, tutarlı adımlar atmaktan korkmamalı. Bu süreçte Kürtler de bir ulus olarak birlikte hareket edip Türkiye’nin ilerlemesi adına itici güç olmak için çalışmalıdırlar.

Bu yazı toplam 5072 defa okunmuştur
boykot.
 // HaLiL KıLıç
bence yanLıs duŞunıyorsunuz arkadasLar .ibrahim hoca tüm dogruLarı SergiLemiS ßunları neden haLa yok sayıyorsunuz ibrahım hocayı tebrık edıyorum..KutLuyorum.....
18 Eylül 2010 Cumartesi 04:12
yaaa
 // ben
gözlemci ; kürtler boykotu özgür olmak için tercih ettiler. galiba sen gözlemci ile gözlemeyi karıştırıyon he......
14 Eylül 2010 Salı 19:38
AYNEN KATILIYORUM...
 // mezopotamyalı
Hissiyattan uzak, mutlak akıl ve mantık hakim yazınıza aynen katılıyorum.
Kürt halkı bir BOYKOT, birde EVET dedi. "Hayır" ı ise Hayırcıların suratına çarptı adeta.
Demokratik düzenlemelerden ÇOK ÇOK EVVEL can güvenliği gelir. Kanın döküldüğü yerde hiçbir demokratik yaşam unsurundan bahsedilemez.
Bu yüzden AKP nin birinci görevi Kanı Durduracak düzenlemeler yapmak.
Artık HABUR KAPISI tekrar açılmalı.
Hükümet, "ben Habur'dan içeri soktuklarımı, Ergenekoncu hakimler tutukluyor bahanesine " sarılamaz..
KUVVETLER AYRILIĞI OLSADA aslında
Kanunu yapan meclis kendisi,
Kanunu Uygulayan kendisi,
Denetleyen kendisi...
Kısacası bahanesi kalmadı AKP nin....
14 Eylül 2010 Salı 11:22