Ümit Yazıcıoğlu

Biz Kürdlerin sözcüleri!

01 Şubat 2012 Çarşamba 02:53

Kürt Meselesi yıllardır kanayan bir yara durumunda. Doğru bilinen yanlışları görmek, bilinmeyen gerçeklerle yüzleşmek, barışın yollarını keşfedebilmek için göz ardı edilmemelidir.  Bu bağlamda toplumun ortak yaşama iradesini doğrudan etkileyip, Kürt meselesinin kalıcı çözümü, bugüne kadar uygulanan stratejilere alternatif yeni stratejiler geliştirmekten geçmektedir. Kürt sorununu tek bir cümlede özetlemek mümkün olmadığı gibi, Kürtleri tek bir kategori altında ele almak da mümkün değildir. Ta Cumhuriyet’in kuruluşundan beri var olan ve son otuz yıldır başka bir evreye geçtiği malum olan Kürt Meselesi’nin artık yeni bir kavrayış modeli ve yaklaşımla ele alınması, çözülebilmesi için yeni bir siyasi anlayışa ülkede gerek duyuluyor. Dolayısıyla Kemal Burkay gibi bazı Kürt siyasetcileri görüşlerini Televizyon ve basın aracılığıyla dile getiriyorlar.

Bu bağlamda değerli Selim Çürükkaya ’’Burkay ve Güçlü’nün Alçaklığı!’’ başlığı altında       28 Ocak 2012 tarihinde önemli bir makale yazdı.  Makalesinde  İbrahim Güçlü ve Kemal Burkay’a karşı yazılar yazılıyor? Bu insanlar neden tehdit ediliyorlar? Neden bu insanlara “şerefsiz, haysiyetsiz” diye hakaret ediliyor? Ne yaptılar ki bu insanlar? Hangi arı deliğine çomak soktular? Hangi gerçeği dile getirdiler? Kimlerin nasırına nasıl bastılarda böylesine hakaretli saldırılara maruz kaldılar? sorularına cevap aramaya çalışıyor. Bu soruları sormada tabidirki kedisi çok haklı.  Avrupada belli bir dönem PKK Avrupa merkezinin yaptırdığı iddiaedilen  olayları makalesinde dile getirmesi, onun demokrasi acısından göstermiş olduğu önemli bir mücadeledir.  Hakikaten tekrar buradan sormak gerekir  Resul Altınok’u , Mehmet Şener’i, Çetin Güngör’ü, Enver Ata’yı, Mehmet Tunç’u, Mehmet Çimen’i ve isimlerini sayamadığım bazı insanlarımızı kimler ve ne maksatla ve ne için fiziken imha ettiler? Bu sorulara cevap bulabilmek için yapılması gereken bağımsız hareket eden bir hakikatleri araştırma kurumu kurup bu ve buna benzer kapalı olayların aydınlatması gerekir, kanaatindeyim.

Hakikatleri araştırma kurumunun kurulması  zaruridir diyorum,  zira bazı açıklamalarında ‘’Burkay, ‘’’Ergenekon’un Kürt ayağı olduğuna vurgu yapıyor. Abdullah Öcalan’ın bu işin içinde olduğunu savunan Burkay, “Nasıl Hizbullah oluşturuldu, daha sonra defteri dürüldü. PKK olayı da benzerdir. PKK 1970’lerde ortaya çıktı. PKK’nın kuruluşunun bir derin devlet projesi olduğunu geçmişten beri söyledim. PKK, Ergenekon’un Kürtler içindeki bir ayağıydı. Bugün de Ergenekon ile ilişki içinde olan bir ayaktır. Abdullah Öcalan başta olmak üzere PKK’nın kuruluşunda rol alan birçok insan bu işin içindedir. PKK derin devlet tarafından oluşturulan bir örgüttür.” şeklinde konuşuyor.

O zaman insan ister istemez Burkaya sormak mecburiyetinde kalıyor. Sen bunları nereden biliyorsun? Ola ki senin bu söylediklerin doğru, niçin Bekaa Vadisine gidip orada  Sayın Öcalan’la görüştün? Niçin Öcalan’ın  misafiri oldun? Ayrıca benim başka bir sorum daha var, Burakay’ın veya PSK’nin 1965’den 1989 yılına kadar Bulgaristan ve Polonyayla olan siyasi ilişkileri neye dayanıyordu? Bulgaristan ve Polonyayla olan siyasi ilişkiler açıklanırsa, benim gibi tarafsız düşünen Kürdler aydınlanmış olur. Diğer taraftan batı Berlinde Protestan Kilisesiyle olan ilişkiler 1989’a kadar ne düzeydeydi? Protestan papaz Manfred Richter’ile Burkay ve  (Sivasılı H.....Y....z. bu şahsın adı soyadı bende mevcut) vasıtasıyla görüştüklerinde, ne gibi kararlara vardılar. Kürd halkının bunlarıda Burkay’dan öğrenmesi gerekir kanaatindeyim. Burkay’ın dış ilişkileri ve finans kaynakları Kürdler tarafından bilinmelidir. 

PKK de eleştirilmelidir, yanlışları dile getirilmelidir, bu eleştirilerden dolayı da kimse kimseden gocunmamalıdır. Bugün Kürt sorunu bir “Kürdistan sorununa” dönmüştür. Böyle bir ortamda Kürdler birlikte hareket etmelidirler. Gerçekleri ellerindeki ispatlarla dile getirmelidirler. Aksi başkalarının işine yarar, Kürd meselesinin çözümüne faydası olmaz.

Kürtlerin sözcülüğü iddiasıyla yaptığı açıklamalar ile kamuoyunun dikkatini çeken Kemal Burkayın bazı televizyon kurumlarında yapmış olduğu acıklamalarda, ‘’TC mahkemelerini sanki adil karar veren merciler olarak göstermesi veya buna işaret etmesi’’ ise eleştirilmesi gereken konudur.  Çünkü ülkedeki mahkemeler Kürd sorununu irdelediklerinde ne dün nede bügün objektif karar vermediler. Her ne kadar 2002 yılından itibaren bazı önemli gelişmeler olduysa da, bu iyi gelişmeler Kürd meselesinin çözümü için yeterli değildir. Dolayısıyla kendisi de bir eski hukukçu olan Kemal Burkay’ın ’’mahkemeler KCK konusunda karar verecekler demesi de’’, doğru kabul edilmesi gereken bir siyasi tavır değildir. Bu cümleleriyle Burkay kendisini bir hukukçu olarak sevimsiz bir duruma düşürmüştür. Hukuki süreçte peşin yargıda bulunmak veya yarğıyı etkileyebileçek cümleler sarfetmek doğru değil, çünkü zanlı bir şahsa ”suçu ispat edilinceye kadar o zanlı hukuken suçsuzdur”. PKK’nin hataları, benimsenmeyen yanları eleştirildiği gibi, Kemal Burkay’ın siyasi veya taktiksel hataları da eleştirilmelidir.

Kürd siyaset ve düşünce hayatının yükselen değeri "Öfke" ve Kin olmamalıdır.

Bu yazı toplam 10870 defa okunmuştur
mam celal
 // salıh
sayın yazıcı sizler bu soruların yanıtını almanıza ragmen gündeme taşımanızıza şaşırıyorum,ama gene de kamoyu birkez daha kemal burkayın bekada neden protokol imzaladığını ve hangi sebeple bunu gerçekleştirdiğini açıkladı;protokolün mam celal şuan ırak devlet başkanının aracılığıyla buna güvenerek yapıldığını söyledi ve şartların kürtlerin hak ve özgürlükleri çerçevesinde aynı zamanda hiçbir kürt hareketine saldırılmaması gerektiğinin şartını dile getirerek imzalanmıştır.fakat derin yalçın küçükler buna izin vermemiştir....
24 Şubat 2012 Cuma 10:46
Öcalan , MİT ve PKK 05
 // Kereme Hakkari
Bu süreçte Kandil’e ovadaki bazı Kürt siyasetçiler de ortak oldu. MİT örgüt içinde güç merkezinin İmralı’dan Kandil’e geçmesini sadece izledi. Bu örgüt içi darbe sürecinde MİT, Kandil’den yana durdu; bunu MİT’in KCK içindeki ajanlarının yaptığına da bence şüphe yok....
17 Şubat 2012 Cuma 09:27
Öcalan MİT ve PKK 04
 // Kereme Hakkari
Öcalan’a “savaşa hazırız” mektupları yazıldı. Öcalan öyle bir noktaya vardı ki, örgüt yöneticilerine karşı “yapmazsanız şerefsizsiniz, ama benim üzerime yıkmayın” diyerek çileden çıktı. Örgütün bu yöndeki mesajını Öcalan’a götüren bir avukatın, bizzat Öcalan tarafından kovulduğu ve bir daha görüşe gelmemesini istediği de biliniyor. Öcalan’a savaşı başlatma talimatı verdiremeyen örgütün, Öcalan’ın “devrimci halk savaşını bitiriyoruz”, dedikten birkaç gün sonra Silvan’da 13 askeri öldürmesi tesadüf değildi elbette; 14 temmuzda Öcalan’a karşı örgüt darbe sürecini tamamladı. İmralı görüşmeleri bitti....
17 Şubat 2012 Cuma 09:26