İbrahim Genç

Birand da güneşi gördüyse…

13 Ekim 2010 Çarşamba 23:30

Ülkemizde yaşanan acılar karşısında bazı menfaatçi yöneticilerin ve yarı aydınların sessiz kalması, kan ve gözyaşının bu topraklarda oluk oluk akmasına neden oldu. Öyle çıkar peşinde koştular ki bazıları, mazlumun kanını içmekten bir gün bile tiksinmedi. Devir onların devriydi, güç onların gücüydü… Bu saltanatın yalakacılarına ve yanaşmacılarına büyük vaatlerde bulunuluyordu. Çünkü “ya onlardan olup kandan saraylar yapacaklardı ya da onların zulmüne ortak olmayıp bedel ödeyeceklerdi” bu sahnede.

Öyle ki hayat, durmadan bir seçime zorluyordu insanları. Cepleri ve vicdanları arasında sıkışanlar… Güç hırsı ve onurlu bir gelecek arasında sıkışanlar…

Gücü elinde bulunduran iktidar, kendinden olanın “terör”üne bile tolerans gösterebilecek kadar işi götürmüştü. Bu anlayış o kadar yerleşti ki bugün faili aslında belli olup da belli değilmiş gibi gösterilen binlerce cinayet işlendi. İnsanlar infaz edildi hiç sorgusuz… Cenazeler yerlerde sürüklendi, tekmelendi, linç edildi…

Bunları son yıllardaki itiraflar da somutlaştırıyor. Özellikle emekli olan askerler, iyice yaşlanan yarı aydınlar ve gazeteciler bugün bir bir anlatmaya başlıyorlar Türk halkını nasıl kandırdıklarını. En önemlisi de dolaylı olarak Türk halkı ile Kürt halkını birbirine nasıl düşman etmeye çalıştıklarını itiraf ediyorlar. Daha geçenlerde bir Orgeneral halkı galeyana getirmek için Kıbrıs’ta camii yaktıklarını ağzından kaçırıyor. Yine geçen yıllarda emekli bir Oramiral, Doğu ve Güneydoğu’da 1993-1997 yılları arasındaki faili meçhul cinayetlerin bir devlet politikası olduğunu dile getiriyordu. Buna benzer şekilde emekli bir Korgeneral de korkutmak, hizaya getirmek amacıyla bazı yerlere bomba attırdıklarını söyleyebiliyordu.

Ve daha neler neler…

Bugün Ergenekon ile aslında ortaya çıkarılması gereken de ülkenin Kürt coğrafyasında yaşanan-yaşatılan acılar olmalıydı. Ki itiraflar, ses kayıtları, Jitem üyelerinin ifadeleri her şeyi bir bir ortaya çıkardığı halde yöneticilerin ve yarı aydınların bu konuda çok ciddiyetsiz ve samimiyetsiz davrandıklarını görüyoruz. Oysa ülkemizin yıllardan bu yana gelen yanlış politikalarıyla hesaplaşması ve bu hesaplaşma sonucunda yurttaşlarıyla barışması gerekiyor.

İlk önce ülkemizi yönetenler ve yarı aydınlar eğer geçmişin hatalarını dürüstçe dile getirip yaptıklarından dolayı halktan özür dileseler, onurlu bir davranış sergileseler çok şey değişebilir. Tabi halkın da uyanık olması ve kendilerini kandırmak isteyenlere karşı sorgulayıcı-kuşkucu bir tutum geliştirmesi gerekiyor. Ülkemizde Kürt halkına yapılan eziyetler bir bir sıralanmasına rağmen Kürt halkının acılarına ortak olmak amacıyla Batı’da herhangi bir kitlesel çabanın olmayışı bir eksikliktir. Çok geniş yığınlarla sokaklara barış için çıkılmaması da toplum olarak “özgür yurttaşlığa” geçilememesinin bir sonucudur. Eskiden şahları, padişahları her şekilde koruyan kollayan tebaa vardı. Şimdi ise iktidarların peşinden gide gide kendi benliğini silikleştiren modern tebaalar var.

Ama özgür yurttaşlar olacaksak eğer bunun yolu da gerçekliği görüp tutkularımıza aldırmadan yanlışların yüzüne tükürmektir. Çok açık ve net bir şekilde anlaşılıyor ki ülkemizde bazı ideolojilere ve iktidarlara sunak edilmiş bu ülkenin insanları. İnsanlar dini-milli unsurlarla motive edilerek ideolojilerin bekçisi yapılmış.

Medya da bunun için vardı işte. İktidarın korunup kollanması için bilinç yıkama ve tahrik etme, medyanın üstlendiği önemli psikolojik görevler oldu yıllarca. Bugün medyadakiler de itiraflarda bulunuyorlar işte. Yıllarca yalan haber yaptıklarını, ama zamanla yalan haberleri yapa yapa kendilerinin de bu yalana inandıklarını söylüyorlar. İşte bugün Mehmet Ali Birand da bunu itiraf edebiliyor artık. Geç olsa da Birand da güneşi gördü. Bütün bu itiraflardan sonra Türk halkı da sorgulamalar yapsa sanırım sorunların çözümü daha da kolaylaşacaktır. Çünkü bir empati ortamı oluşacaktır.

Sonuç olarak ülkemizde yaşayan insanların tek dileği birlikte aynı ülkede eşit yurttaşlar olarak yaşamak. Ki bu isteği Kürtler yıllardır dile getirdikleri için görmedikleri eziyet kalmadı. Yine bu ülkede birlikte yaşama arzusu var. Bu erdemli tutumun anlaşılması ve karşılık bulması gerekiyor. Öyle ciddi problemler ki bugün yaşananlar, artık ikiyüzlülüğü ve samimiyetsizliği kaldırmayacak düzeye geldi. Bu yüzden ülkenin birliği ve dirliği adına kompleks davranmadan ve paranoyalara mahkum olmadan somut adımlar atmaktan korkulmamalı. Türk halkı ve Kürt halkı da birbirine jestler yapmalı ve bunun sonucunda oluşacak sempati ile de birlikte çözümü zorlayabilirler.

Bu yazı toplam 5138 defa okunmuştur
ne macerası//
 // kurdo//
mmacera değil arkadaşım bi halkın onur kültür dil mücadelesidir öyle bağımsızlık mücadelesi değildi bilmeden konuşuyorsun bağımsız bi kürdistanın zaten yaşama şansı yoktur bunu bil bizler onurlu bi yaşam için mücadele etttik bunu bil...
14 Ekim 2010 Perşembe 11:35
JET JESTLERE İHTİYAÇ VAR....
 // mezopotamyalı
Yıllarca her gün haberlerinde ve şimdide dizileri ile üzerimize kan ve barut kosuyorlar. Tv ekranlarında aşağılanıyoruz. Kimimiz Allah korusun, "Ey Allahım aşağılanma ve imhasına izin verdiğin bu kavmin içine beni niye gönderdin..." serzenişinde bile bulundu.
İnsanları yaradanına dahi isyana teşvik eden bu A dan Z ye guruh Günah çıkarmaya devam etsin. Fakat kurtuluşları yok:Vicdanları her daim ruhlarını dövecektir.
Çektiğimiz kadar onlarda bu yönü ile muzdarib olacaklar..
tek kurtuluşları ise jet jestler yapmalarıdır....
14 Ekim 2010 Perşembe 09:17
wwww
 // havin
özür dilemesi gereken biri varsa o da tc zihniyetidir.Sen kürt halkının yaşadıklarını bir macera olarak algılıyorsan sana diyecek söz bulamıyorum.yazık etmişsin kendine...
14 Ekim 2010 Perşembe 09:13