İbrahim Genç

Bir Yanımız Halepçe / Bir Yanımız Bahar Bahçe

16 Mart 2014 Pazar 13:09

Dünya üzerinde süregelen hükmetme güdüsünün insanoğlunun vicdanı üzerine bir sis gibi çöken kokusu nasıl da canavarlar yetiştiriyor! Ahlaki ve vicdani olana dair her şey bu sisin içinde yitip gidiyor adeta. Gözlerin görme mesafesi, kulakların duyma yetisi kayboluyor bu öldüren sisin içinde. Vicdanlara giden yolları çığ tutmuş, ellere karanlık sular bulaşmış. Durmadan dayatılan bir yalnızlık rolüne karşı gösterilen direnç, zorbaların zorbalıklarına mağlup olmuş.

Ve yaşıyoruz diyorum… Diyorsunuz… Diyeceğiz de……

Yeryüzünün modern dünyasının uygarlık rivayetçileri süslerken caddeleri, her gün bir yerde kapitalizmin soyut canavarının dişlerinde öğütülüyoruz. Çağdaş dünyanın ilkel algılamalarının ruhsuz renklerine bulaşıyor aydınlığımız; fakat bunu fark edecek zengin bir farkındalık güdüsünden yoksunuz. Çünkü tek bir acı, tek bir ölümdür bizi ürküten ve düşündüren: KENDİMİZİN ÖLÜMÜ!

Rengi ve dilleri hiç de bize benzemeyen insanların ölümü karşısında oysa…Evet, işte bu anda çağdaş insanın ruhu bir ürpermeyle dolmuyor. Çünkü çağdaş insan, gözlerinin önünde cesetlerin kepçelerle taşınmasına şahit olabiliyor; gelişen teknolojiyle canlı yayında bir kentin misket, fosforlu bombalarla yok edilmesini izleyebiliyor. İşte bu yüzden katliamları kanıksayacak bir insan(sız)lığa doğru koşuyoruz. Televizyondan bedeni parçalanmış insanları ya da üzerine bombalar düşen bir kentin yok oluşunu izlerken nasıl da rahat ısırabiliyoruz bir ekmek parçasını!

ÖLÜR BİR JAPON ÇOCUĞU…

Tarihin en kirli yüzyılı 20. yüzyıl olsa gerek. Kendilerini var etmek ya da ebedi kılmak adına nice sistem, katliamlara girişti ve insanlar yerinden, yurdundan sürgün edildi. İnsanlık vicdandan el çekip kimyasal silahlar kullanmaktan geri durmadı. Bütün amaç, kısa yoldan iktidarı ele geçirmeydi. Bu amaçla ABD"nin 1945"te Japonya"nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı atom bombalarıyla yüz binlerce insan yaşamını yitirdi. Sokaklar çocukların, kadınların yanmış cesetleriyle doldu. O anda bütün aydın duruşuyla bir şair ağladı ve bir şiir volkanı patladı yüreğinde:

İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken ölü bir çocuk
Ölü bir Japon çocuğu Hiroşima"da
On iki yaşında ve numaralı
Ve ne boğmacadan ne de menenjitten
Ölür bin dokuz yüz elli sekizde
Ölür bir Japon çocuğu Hiroşima"da
Dokuz yüz kırk beşte doğduğu için

Nazım Hikmet"in Umut adlı şiirinden aldığım bu bölüm ne acı ama ne gerçek anlatır olanı! Kimyasal silahlar sadece o gün için öldürmekle kalmıyor. Yıllarca insanların sakat yaşamasına, sakat doğmasına neden oluyor; ama neylersin ki vicdanlar karanlık bir sisin dehlizinde hayat bulmuş.

VE HALEPÇE…

Tarihler 16 Mart 1988’i gösterdiğinde Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki Halepçe’ye idam edilen Saddam Hüseyin tarafından zehirli gaz atılmasıyla 6000 Kürt yaşamını yitirdi. Yakın tarihte insanlığın şahit olduğu en tüyler ürpertici katliamdı bu. Fakat başta İslam İşbirliği Teşkilatı olmak üzere tüm dünya sustu. Bir kınama metni çıkaramadılar… Oysa Srebrenitsa’ya, Hocalı’ya sahip çıkıldığı kadar buna da sahil çıkılmalıydı. Bu katliamın boyutları WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından hazırlanan raporlara da yansımıştı. WHO, bu kimyasal saldırının günümüze kadar 43.753 ölümüne, 62.200 kişinin sakat kalmasına neden olduğunu açıklıyordu.

Ve Şivan Perwer’in sesinde katliam tüm boyutlarıyla ruha işliyordu:

Dîsa nale nala birîndaran e
Dengê dayıka tê li ser lorikê wan e
Bavik bi keder xwe davêjine ser zarokan e
Lê zarok mane bê nefes, bê ruh û bê can e
Ax birîndar im Wey lo lo lo wey lo

HALEPÇELER OLMASIN!

Yıllardan bu yana insanoğlunun uzayda hayat aramasının nedenlerini sorguluyorum. Öyle ki insanlık uzayda hayat olduğuna dair minicik bir işaret bulmak için milyar dolarlık bütçeler ayırıyor. Normal şartlar altında yaşadığımız yeryüzü sathını bırakıp da başka bir yerde yaşayamayacağımızı düşünürsek bu bana saçma geliyor. Dünyayı, bizim olan gezegeni, kirletip yaşanmaz bir hale getiren kapitalizmin boşuna olan bu uğraşı nasıl bir sonuç verecek bilinmez ama dünyayı bundan sonra emperyalist güçlerin yaşanır halde bırakmayacağını kestirebiliriz. Hızla artan dünya nüfusu ve buna paralel olarak artan ihtiyaçlar; yok edilen veya ekolojik dengesi değiştirilen doğa ve daha birçok nedenden dolayı yaşanmaz hale geliyor her geçen gün biraz daha. Nazım Hikmet, 16 Mart 1958"de yazdığı Stronsium 90 adlı şiirinde bunu şöyle dile getirir:

Acayipleşti havalar,
Bir güneş, bir yağmur, bir kar.
Atom bombası denemelerinden diyorlar.

Stronsium 90 yağıyormuş
Ota, süte, ete,
Umuda, hürriyete,
Kapısını çaldığımız büyük hasrete.

Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm.
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,
Ya dünyamıza inecek ölüm.

Bu yazı toplam 4855 defa okunmuştur
halapçe
 // nazmo istanbul
iro disa bombeve barane dista mıjı dumane zarok mane bı ruhu bı cane...
amerikanın şımartığı elli kanlı barbar arap katil sadamın yaptığı
katliam Hiroşima"dan sonra ikinci insanlığın tükendiği vijdanların öldüğü tarih 1988...
insanlığın bittiği yerdir halepçe
sözün bittiği yerderi halepçe..
ne oldu kendiside asılarak gitti..
( dumayka kufrı heye dumayka zulmı tuneye ) kürdçe ata sözü.....
17 Mart 2014 Pazartesi 09:22