İrfan Sarı

Bir tutkunun tanığı

23 Nisan 2011 Cumartesi 14:40

“Yenile gönül duvarını, korkma!” diyordu kadın; Israrlı bir dokunuşla yaşamı anlamlıyordu.

Nisan rüzgârları, yağmuru gökten alıp toprağa kavuşturana kadar sürecek yolculukta nasıl bir bağlılık içindeyse öyle bir bağlılıktı ondaki aşk bilmecesinin dokunuşları.

Onun yaşamında labirentlere, beklemeye, bekletilmeye, mazeretle isim konulamazdı. Sıkça kullandığı “Kapris duvarların var” ifadesini nasıl seçmişti diye düşündü adam. Özgürlüğün o kapris duvarlarının arkasında çürüyebileceğine vardı kanaatlerden sonra. Sır sekmeleri ortaçağ cadılarını anımsadı.

Bilge kadındı o; aldatılmış kelimelerden seçilen cümleler onun gerçek ve net ifadeleri karşısında evrensel dünyanın aşk pandorasında yerini bulmalıydı. Sözcükler cümlelerin içinde saklanmamalıydı. Arı, duru ve zahir olmalıydı çerçevesi bütün yaşanacakların, yaşanmışlıkların.

Israrlı ve çetin mevsimler gibi yüreğinin aynasını tutardı.

Dilinde toprağa düşmemiş tohum tanesi gibi sözcüklerle kadın; aşkın çelik damarına su veriyordu. Aynı zamanda, aynı koşullarda ve aynı yerde bu süzgeçten geçilmiş kelimelerin ocağında pişmeyi ve onlarla beslenmeyi kesin bir dille isterdi.

Güçlüydü.

Sonsuz bir ayrılığın mekanı dünyada varoluşunun kalbini kırmayanlardandı. Varoluş çimdiklenmeden yaşamaktı onun için. Kadın özgürlüğün içindeki en naif defineyi bulmuştu. En kızgın anında bir espri patlatıp aşk havası yaratmaktı bu define.

Dedi adam,

Kadın, sen güneşi tepelerden doğurup gökyüzünde gezdiren doğa ana adına; çıldıran güzelliğinin sedasında bahçıvan olsam açarmısın ellerime şafak çatlayınca, kırılınca karanlık açınca kent öpermisin serinliğimi? Çekermisin içimden yorgunluğu.

Sonra sustu;

Susamış kuşlar indi penceresinin dibindeki çeşmeye. Suyun sesiyle konuştular aşkı pır pır ederken kanatları ve adamın gözleri daldı suya…

İnceldi gün…

Kaç ağır yaralı havadis ve kaç geçmiş zaman hikayesi dolaştı havanın mavisinde kuşların kalbi kuşlardan büyüktü çünkü. Elini yolladı memesinin üstüne korkarak atan kalbini dinledi oracıkta öldü akşam kurduğu düşü.

faraza
yitik bir nisandır bu.
koparmış gibi damarından akan bu yağmuru
yaşamak kadar ömür diliyorum senden
ve ölmek kollarında dans edermişçesine
ölmek
nerden düştü ki bu çiselemelerden aklıma
olsun
değimlidir ki seni sevmek susmak
susmak…

Şiirin bütün harfleri heyecan katar ya şiire adamda öyle topladı kadının saçlarından öyküsünü. Rüzgardı çünkü saçları ve ıslaktı.

rüzgar da ıslanır
gözlerinin renginden eserken,
duvarları ıskalamayan bir rüzgar oldum
kafa kafaya, aşk çarpmışa dönmüşüm
aşk akıyor bak alnımın ortasından kırmızıyı kuşanmış
 
Oracıkta düşünün seyyahı oldu: bir feodal toprağın aşk çorağı yaprağını çevirdi ve yazdı. Cennetten kovulmak için buğdayın başağını koklamak yetmez. Yağmurun öz suyu aşkına bu beşinci mevsim de başağa dursun güneş dedi;
 
Kadın kitabına kadar bilirdi, kitabına kadar okurdu-yazardı. Yağmurlu bir gece pencereden sabahı beklerken son ateşini tutuşturdu. Anlardı. Gündüz ateşi sevmez.
 
Kim erkeğe yenilenmiş bir gönül duvarı ördürür kadından başka.
 
Direnişe, kavgaya, aşka çalınmış toprağın üstünde ve çaresizken.
 
Ölümün dizini kırmaz mı adam?
 
Yaşamanın tadına varırken.

Bu yazı toplam 5351 defa okunmuştur
anlalı
 // tertip
çook anlamlı teşekürler :...
25 Nisan 2011 Pazartesi 19:55
AŞK
 // Cihan DEMİR
Yağmurlu gecede bir ömür pencerede beklenen sevgili bir gün olsun çıkıp gelirmi be ABİ- YÜREĞİNE SAĞLIK...
25 Nisan 2011 Pazartesi 18:37
siirsel
 // cedric
İrfan abi sürekli yazılarını takip ediyorum. Ve hep şiirsel bir hava yakalıyorum kendimde şiirle ilgilendiğim için. Ama kadına tarih boyunca her seferinde harcı yenilenerek konulan duvarlar, senin yazında darbe almaya başlıyor. teşekkürler...
25 Nisan 2011 Pazartesi 13:00