İrfan Sarı

Bir sana…

12 Ocak 2011 Çarşamba 22:50

Aşk sancılanmış limonküfü rengindeyken, çatlamış bir dudağın ıslığı gibi korkak korkak dokunurdum hayaline. Çiy tutmuş bir âşıktı hep durgunluğum.

Bir sana diyesim tutardı içimin yükselen denizini.

Olmazdın.

O zaman başım yastıkta-kuyusundan çekerdi seni.

Şiir olurdun bazen, bazen ucu yakılmış bir eski mektup güncesi, bazen sokağa dalmış rüzgar esintisi, bazen tarumar savrulmuş yaprak tanesi.

Ama en çok gözlerimin aradığı olurdun.

Seni anlatırken kendime üşürdüm. Tuğlalı sobaların sıcağı söz geçiremezdi titremelerime.

İçinde evvelden senli zamanlar şarkısı.

Kara aksanlı cümleleri kurarken, gökyüzünden denizi tanımlardım. Deniz karayağız bir devrim delikanlısıydı oysa.

Kara aksanlıydık. Annemiz “sokaklarda oynamayın çocuklar derdi, erkenden eve gelin.” Derdi. Esmerdik. Zaman denize uzanıp iki kulaç seyretme zamanı değildi. Ama bir sana anlatabildim yüreğimin gam yükünü. Bir sana…

Aşkı Cilo dağlarının asi çiçeklerinden öğrenip bir sana anlatabildim. Terleyerek cümleleri oluşturmak onu bir şaire anlatmak ve bir kadına söylemek zahmetli utangaçlıktır çünkü. Parlak yıldızların göğünden denizin sesini duyan kadınlara şiir okurduk elbette ama aşk okumak zarı yırtılırcasına bir zahmetti inan.

Sen bir çiçeğin kokusunu yazamazdın: ben çiy tutmuş bir İstanbul gecesinin martılarını yazamadım. Milyon kere milyon bir şehrin; akarsular gibi yürüyen aşklarına yetişemezdim benim aksanım bir patika yolcusu…

Piyer Loti kahvesinden deniz, bir dağ filintası bakışını karşılamaya hazırlanırken göğsüne bir kardelen gelip sır açmış olduğunu sansam, kurulur bir dengbej divanına “delâlé malé / hey lo lo delâl.” Der tuzu, tütünü, hasreti, sevinci, heyecanı döverdim.

Ellerim yalnızlığın mektubu olmazdı böyle. Kırağı tutmuş olmazdı kelimelerim ve ben böyle yalnız bir dağın beyaz başı gibi durmazdım.

Bir kerede olsa gitmezdim. Gidenlere bütün istasyonlarda bütün terminallerde gitme derdim.

Etek boyu kısa bir kentin avlusunda kurşuna davetiye çıkarmış bir göğün atan tan yerini yazmaktı bu…

Şarap gibi kanayan gözyaşlarıdır bu anarken gamzeni, gözlerinin bal kıyısını.

Bir mısrada olsa; çevirip uykularımın tadını limon yaprağı kekreliğine! Gözlerini anımsamak istedim.

İstedim ki serçe parmağınla gösterdiğin dağları, kır düşmüş saçlarımın telleriyle cevaplayayım denizi süzeyim öyle…

Biraz kuyularımdan gençliğimi çekerek bakraç bakraç...

Belli mi olur kuyu derinliğinde saklı bir gençlik fotoğrafı doğrulur sabaha gün aralanmadan öğlene.

Şiirlerin bulaştı gençliğime anlıyor musun?

Masal bitmiş…

Mor tortu düşer kardelen çiçeğine.

Toprak gözlerine çeker yine; kahveden bala çalan yerde.

Bu yazı toplam 7295 defa okunmuştur
siir
 // bulut
genel bır kural vardır..derlerkı siir yazanın degıl okuyanınmıs..aynen öyle..bu yazıda herkes kendınden bır parca bulabılır herkes ıcınden bır parca kendısıne ayırabılırr..her sair demeyelımde saiirler özgürlükcüdür...ve her zaman ezılmısten horlanmıstan dıslanmıstan yanadır...bu onların yasam gerekcesıdır..ahkam kesmektense ahengıne kulak verın sesın ıcten bır cıglık duyacaksınız...eger icinden bunu hisetmeyen varsa insanlgından siphe etsın...süphe özgürlügün kapısını acar...teskkk yazı ıcın.....
14 Ocak 2011 Cuma 22:20
Şiraz, sen kendi kalıplarında dursan
 // kırÇİÇEĞİ
Başkalarını kurtarmak ve kendi kalıplarımıza dökmekten asla vazgeçmiyoruz.Sizde Sayın SARI'yı kendi istediğiniz kalıplara dökmeye çalışmışsınız. Bu insanın beynine ve ruhuna hükmetmeye çalışmak.Biraz da faşizan bir baskı. Eğer sizin istediğiniz gibi sizin kalıplarınızda olsaydı o bir İrfan SARI olabilirmiydi. insanları güzel yerlerde görmek isteriz ama kendi kalıplarımıza dökmek yanlışından da vazgeçmeyiz. Sizin bu isteminizde toplumları 'fikir sahibi eylemci olmaktansa, fikirsiz eyyamcı birey olarak yetiştirmek isteyen sistem yanlılarına benzemiş....
14 Ocak 2011 Cuma 13:53
onkoloji:
 // tertip
Bir hastane koridorundayım,
Hayatın bittiği ölüme açılan kapının en başında.
Ölümün soğuk nefesi sinmiş buralara
Kan kokusu sinmiş; silik nefesi...
Üşüyorum.
...Ellerim üşüyor içim üşüyor kalbim üşüyor
Gül yaprağına düşen bir kar tanesi gibi.
Çocuklarım düşüyor aklıma
Kuzey Kutbu gibi üşüyorum.
Az sonra bir haber alacağım
belki Bir kahveye gidip doktor,lara inat'' kendime bir türk kahvesi ısmarlayacağım
Olasılıklara tutunup küfürler savuracağım
Yaşayacağım belki de yaşamaya inat edercesine.

Sana kimselere göstermediğim bir şiir yazmıştım
ne demek istediğimi şaair''ler araştırıp bulsun."

Bir hastane koridorundayım;
Üşüyorum...
14 Ocak 2011 Cuma 11:38