Silêman Feqiyanî

Bir orman gibi kardeşçesine

11 Kasım 2009 Çarşamba 17:21

Ülkemizin bu mevsiminde havaların sık sık sıcak-soğuk arasında sarhoş kafa ile kararsızca dolandığını biliyoruz. Aklı ve beyni zifiri karanlık görünen barış düşmanı ve de savaş kışkırtıcısı insanların bukalemun gibi devamlı renk değiştiğini de biliyoruz. Bundan hareketle bu beyinlerin mayasında barışa ne kadar zarar vereceği de bilinir.

Tabiatın insanlığa bahşettiği bu sonbahar mevsimi bölgemizde mutluluk ve sevginin yeşermesi gerekirken hüzün ve keder beyinlere nakşetmiş durumda. Hele şu günlerdeki havanın güzelliğini süzgeçten geçirerek insanın ciğerine çekmesi ile her yürekte barışa ulaşma sevinci filizleniyor olması gerekirken, bizim savaş ve gözyaşı konuşmamız hangi akla hizmettir.

Yirmi milyon Kürt’ün yüreğinde kopan barışa ulaşma özlemleri, bir çağlayan misali bu topraklara yayılırken, ülkeyi kendi emellerine göre kullanmaya çalışan çağ dışı zihniyetleri aydınlatmaya da yetecektir. Sadece herkes aklıselim düşünse yeter. Bunun başka alternatifi de olamaz. Çünkü her zaman insanlık onuru işkence ve zulme karşı galip gelmiştir. Bundan hareketle bu ülkede de barış kazanacaktır.

Evet, çünkü bu barış özlemi nice zorlukları yenerek bu günlere gelmiştir. Nice dehaları hizaya getirerek, nice yüreği kin, nefret ve inkâr tohumlar ile dolu kan emicilerin yüreklerine nêrgis ve beybûnleri ekerek onları barışın neferi haline getirmiştir.

Ödenen bedelleri kim hesaplayabilir. Milyonlarca ölümlerin olduğu, milyonlarca kayıpların olduğu, milyonlarca köylerin boşaldığı, milyonlarca insanların yerinden yurdundan edindiği, aç susuz kaldığı söyleniyor. Ama milyonlarca gözyaşını, milyonlarca yüreğin sızlamasını, milyonlarca anne ve babanın yüreğinin bir parçasının kopmasını, milyonlarca insanın ruhen ve bedenen çökmesinin hesabını kimse çıkarmıyor. İnsanların bunalıma girmesi, psikolojisinin bozulması sonucu, aklını yemesinin hesabını kimse çıkarmıyor. Genç sevdalıların, âşıkların birbirlerine olan aşk ve hülyalarının, özgürce kavuşamamasının hesabı ne olacak.

Milyonlarca Kürt’ün Kürtçenin önündeki engellerin kalkmaması sonucu, kendi ana dili ile okuyamaması, çocuklarına ve yerleşim alanlarına kendi anadilinden isim verememesi, kültürel zenginlik kaynaklarını, tarihini, folklorunu araştırıp geliştirememesini bile kimse söz konusu yapmıyor. Yapıyorsa da, o savaş taraftarı görünen, Kürt’leri yok sayan zihniyeti ikna edemiyor.

Bilinir ki bu barış sevdasından gelen özlem, annenin çocuğuna bakışı gibi yüreğe sevda ve sıcaklık verir, toprağın suya ihtiyacı gibi bir kavuşma duygusu, ağacın oksijene ihtiyacı gibi âşıkların kavuşma özlemidir.

Bölgemizde her Kürt’ün kalbindeki aort damarının, bir ses bombası edası ile infilak etmesi neticesinde, beynine musluktan akarcasına boşalan barışa özlem düşünceleri Türkiye’nin her santimetre karesine yayılmakta, ancak kin ve nefret tohumları ile beslenen bazı beyinlerin bunu hala idrak etmemesi ne kadar acı verici.

Ölümsüz şair Nazım Hikmet’in bir şiirinde “bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine” söylediği gibi yaşamak varken, içi fitne-fesatlıkla çalkalanan bu zavallı beyinlerin ülke üzerine nifak sokmasını doğrusu anlamak zordur. Bu beyinler ki para kazanma hırsı ile ülkenin çıkarlarını hiçe sayarak ülkenin kaynaklarını çalmaya, bankaların içini boşaltmaya, yetmiyormuş gibi çalışan bir insanın alın terine bile göz dikmede geri kalmıyor. Bu beyinler ki ülkeyi bir meteliğe muhtaç edecek kadar gözleri para bürümüş, ülkeyi çağdışı zihniyetlerle süslemeye, batırmaya uğraşan vatan düşmanı vatanseverlerdir.

Ülkenin ve bölgenin dünya coğrafyasında eşi benzeri olmayan bu toprakların üstüne yaşayıp da böylesi zehir zemberek nefret kusma isteği, yeni yetişen genç nesillere ne kadar kötü örnek olunuyor, o da bir başka tartışma konusu.

Kin ve nefretle zehirlenen yürekler artık kan yerine mermi ve barutu beyinlerine pompalıyorlar. Bunlar güneşe zehirlerini kusabilirler, düşünce ve duygularını karanlığa hapis edebilirler, ülkenin üzerini karanlıkla kaplayabilirler ama barış meşaleleri, ay ışığı ile onların karanlıklarını aydınlatacaktır.

Güzelim ülkenin, güzelim insanlarının refahı, mutluluğu ve de insanca yaşamı için barış adımlarının sıkıca yere basılmasının gereğine inanarak yürekleri sıcak tutmak lazım. Artık bundan sonra sudan bahanelerle barışa atılan adımın önünü tıkamamak lazım, halkların kardeşliği temelinde ülkede demokratik cumhuriyeti kurma anlayışı beyinlere çivi gibi çakmak gerek.

Barışın tesisinde, birbirilerinin haklarına saygılı halkların gönül gönüle, yürek yüreğe barış mücadele vermesi varken Kürt’leri yalnız bırakmaya gerek yok. Barış gruplarının ülkeye girmesi ile sadece Kürt’lerin sevinmesi değil, Türk’lerin de Kürtler kadar sevince eşlik etmesi gerekmez miydi?

Diğer tarafta son günlerdeki futbol sahalarında görünen çirkinlikler ne kadar kirli. Ben o futbol sahalarında avazı çıktığı kadar gol diye bağıranlara, gelin sokaklarda barış diye bağırın diye seslenmek istiyorum. Şayet binlerle gol diye bağıranlar sokakta barış diye bağırsalar o zaman görülür ki barış ne çabuk gelir, savaş, nefret gözyaşı durur.

Ülkenin kışa girdiği bu günlerde geçmişe oranla soğuk olması gerekirken barış çığlıklarının dağlarda, vadilerde ve ovalarda yankı bulması sonucu bölgenin halen bir bebeğin yüreği kadar sıcak olması hiç kimseye bir şeyiler hatırlatmıyor mu?  Halen mi Van gölü canavarı gibi ağzından ateş püskürenlerin yüreği yumuşamıyor?

İnanıyorum ki bir yeraltı kaynak suyu kendine yol bularak yeryüzüne çıktığında nasıl ki kum zerreciklerini yukarıya doğru harekete geçirir ve insan o kum zerreciklerini seyrederken dinleniyorsa, barış geldiğinde insanları da öyle özgürleştirir.

Yeter bu kadar gözyaşı, bu kadar işkence, bu kadar inkâr ve imha politikaları, bu ülke insanı barışı çook özlemiştir.

Buna ulaşmak için de yeter ki bu ulaşılması zor olan barış suyunu, içmesini bilelim. Barışın yolundaki bu çıbanbaşı nitelikli vatansever görünüp de asıl vatan düşmanlarını ikna edebilelim.

Bir orman olan Türkiye’nin kardeşçe yaşanabilir bir hale gelmesi için; bu orman içindeki barışı, kardeşliği, beraberliği, özgürlüğe olan özlemi önlemek ve savaşı körüklemek isteyen ağaçları budamak veya kesmek gerek.

Bu ülke, bu ülkede yaşayan herkese coğrafi güzellikleri ile yeter, yeter ki ölümsüz Nazım’ın dediği cümlesinden hareketle, bir orman gibi kardeşçesine yaşamasını bilelim.  

Bu yazı toplam 6609 defa okunmuştur
biraz empati
 // emine akbaba
Barışa duyulan özlemi,samimiyeti çok güzel ifade etttiğinizi düşünüyorum.Ama bu güzellikleri içtenlikle, gerçekten isteyen bu ülkede çok insan olsa da bi noktada,empati kurma noktasında başarısız oluyoruz.
Ben empati kurmayı başardım.Güzel duygularınıza,düşüncelerinize yürekten katılıyorum.Anlatımda bazı hatalarınız var, imla olarak bunu da belirtmek istedim....
14 Kasım 2009 Cumartesi 15:52
Çok güzel , çok iyi...
 // İhsan KALENDER
Duygu ve düşüncelerinizi TÜRKÇE olarak gayet mükemmel ifade ediyorsunuz. Kürtler zaten sizi okuyup anlıyor. Ama TÜRKLER anlamıyor. Çünkü KÜRTÇEYİ ve KÜRTLERİ anlamanın zorluğunu sıkıntısını çekiyorlar. Sizin TÜRKÇE açılımınız da BARIŞ açılımı gibi anlamlı geldi bana. Değerli yazar NURETTİN AYDIN'ın * KUCAKLAŞALIM KARDEŞİM * başlıklı makalesiyle , yine değerli yazar İRFAN SARI'nın bir yazımı içinde * DOĞUM SANCISIZ OLMAZ * cümlesi zihnimde çağrışım yaptı. KUTLARIM sayın YAZAR....
14 Kasım 2009 Cumartesi 15:05
newed
 // bargiri
eline yüreğine sağlık mamoste. kürtçede ki ustalığını türkçede de gördük. ayrıca bu yazınızı türkçe yazarak inanıyorum ki kan üzerinden rant sağlayan bir kaç kişi de olsa bazılarının suratına iyi bir tokat olmuştur ......
14 Kasım 2009 Cumartesi 11:07