Özgür Amed

Bir İŞİD masalı ve masala itiraz...

17 Aralık 2014 Çarşamba 10:30

Eski bir masal vardır:

Bir gün, uyuyan bir adamın ağzından içeriye bir yılan girer ve midesine yerleşir. Adam uyandığında büyük bir korkuyla anlar ki, o zamana kadar özgürce sürdürdüğü yaşam sona ermiştir. Artık varlığı, tamamen yılanın keyfine bağımlı olmuştur. Yılan ise, kötü ve baskıcı bir varlıktır. Adam, korkunç eziyetlere uğramamak için, yılanın bütün buyruklarını hemen yerine getirmek zorundadır. O insan, artık kendisi değildir, tek başına hareket edebilme yeteneğini kaybetmiştir. Onun özgür irade, bildiriminin yerine, despotça buyruklar yağdıran efendisinin kötü niyetleri almıştır. Adam için yaşam, her yönü ile mutlak bir uşaklığa dönüşmüştür. Öyle ki, bundan daha kötüsü düşünülemez.

Aradan zaman geçer. Ancak, kahramanımızın trajik var oluşu üstüne çökmüş bulunan kâbusla, dakikalar saat, günler yıl olmuştur. Ama güzel bir sabah adam uyandığında, birden yılanın gitmiş olduğunu fark eder. Adam, özgürlüğüne yeniden kavuşmuştur. Şimdi, eskisi gibi, istediğini yapabilmektedir. Önce, benliğini büyük bir sevinç sarar; bu, yeniden kazanılan özgürlüğün verdiği sevinçtir. Oysa hemen sonra onlar ki, ne yapması gerektiğini artık bilmemektedir. Yılanın kesin egemenliği altında geçen uzun zaman içinde, iradesini onun iradesine, isteklerini onun isteklerine ve gücünü onun gücüne bağımlı kılmaya alışmıştır. İsteme, çaba gösterme, tek başına hareket edebilme yeteneklerini kaybetmiştir artık. Kölelik koşullarında kazanılan yeni, “nitelik”, yılanla birlikte çekip bitmiştir. Adamın içinde bir yer boşalmıştır. Özgürlüğün yerini boşluk almıştır…

Bu mini masal/anlatı Kobanê’nin değerini ortaya koymada iyi bir metafor olup, yol gösterebilir bize. DAİŞ denen terör örgütünü anlamlandırma ve bugün ile geleceğinin neye denk düşeceğini daha net kavramaya bir araç yapabiliriz masaldaki adamın durumunu. Yılan İŞİD’tir. Girdiği yer Ortadoğu’dur…

Bugün bir vahşet paranoyası ile Ortadoğu’da her şeyini “siyaha” büründürmüş bir katil sürüsü, olabildiğince devletin/topluluğun karnına girmeye oradan da kanına karışmaya çalışmaktadır. Buna karşı ses eden, itiraz koyan yok! Hal böyle olunca yılan ilerliyor. Irak ve Suriye başta olmak üzere korkunç eziyetlere uğramamak için, yılanın bütün buyruklarını hemen yerine getirmek zorunda kalıyorlar, kendilerini öyle hissediyorlar. Bu noktada olan biten ise mutlak uşaklığın meşruluğu. Hızlıca gelen meşruluk üzerinden her şeyin efendi-köle çerçevesinde hemencecik kabulü…

Yılan kendini var ettiği zaman ve mekan boyutu ile orada ilk ele geçirdiği şey benlik ile iradedir. İradenin teslimiyeti ile tüm isteklere boyun eğme kaçınılmaz olur. Bu istekler bir süre sonra doğal davranışlara yerini bırakır. “Normal”ın kimyası artık değişmiştir. Yılanın despotluğu, yıkım politikası teslim aldıkları üzerine kendini normalize etmiş, etmeyi başarmıştır. Kölelik halinin getirdiği bu bağımlılık ile birey/toplum artık çıkış yolu görmez. Hayat öyle devam edecektir…

İşte tam da böyle devam etmesi söylenen, dilenen hayata ve en önemlisi masala itiraz etme halidir Kobanê. Masalın en önemli eksiği “direniş” eden kimsenin olmayışıdır. Hayır diyen yoktur. Ses etmeme, erteleme, geçiştirme vardır. Bu şuan içinde bulunulan Ortadoğu’daki cinnetin genel ruh-î haliyetidir. Yılanın sızması ve yaratacağı etki fark edilmiş, girişe dinamit kurulmuştur. Senin evin, miden yansa da bunu göze almışsındır. İşte bunu alanların armağanıdır Miştenur tepesi…

Kobanê ile özgürlük bir anlam kazanmıştır. Bir forma bürünmüştür, umutsuzluk yoktur, moral bozukluğu, teslimiyet yoktur ve içinde gülümseme vardır. Boşluğa kimsenin düşmemesi için neye mal olursa olsun kendini siper etme gerçekliği açığa çıkmıştır. Köleliğin dogmatik tüm tarihi, dört cepheden bir kente virüs gibi sokulmak istenen bulaşıcı zehri, yılanın zehri, kendini akıtacak bir alan, içine girecek bir karın boşluğu bulamamanın acısı ile şimdi sağa sola çarpmakta, sendelemektedir. Biliyoruz ki çok geçmeden düşecektir. 

Bu yazı toplam 7734 defa okunmuştur