İbrahim Genç

Bir garip Başbakan hali

27 Mart 2010 Cumartesi 00:02

Türkiye’de sorunların çözülmeyişinin sebeplerinden bir tanesi de “tutarsız insan” hallerinin çokluğudur. Bu “tutarsız insan” halleri, kişinin bilinçli bir tutumuyla (ideolojik saplantılarla) ortaya çıkabileceği gibi cehaletle de ilgili olabilir. Ama her iki sebepte de “tutarsız insan”, belli bir süreden sonra toplumda “güvenilmez” bir karakter olarak algılanır. Kimi zaman komik duruma düşmesi de kaçınılmaz bir sonuçtur.

Bu bakımdan “tutarlılık” insanoğlunun kişiliğinde bulunması gerekli olan temel özelliklerdendir. Çünkü “tutarlılık” beraberinde “dürüstlük”ü getirir. Bunun sonucunda ortaya çıkan “tutarlı dürüst insan” hali, insanı insan yapan “düşünebilme” niteliğinin “vicdan”a ulaşmasını sağlar ve “adalet” duygusunu bütün benlikte hakim kılar.

Ülkemizde buna çok ihtiyaç duyuyoruz. Kendisi için istediği bir şeyi başkası için isteyebilecek erdeme sahip insanlara… Kendi dili, kültürü, toplumu için istediği şeyleri başka halklar için isteyebilecek insanlara, yöneticilere…

Bütün bunlar üzerinden düşündüğümde Başbakan Erdoğan’ın siyasal fikirlerinin yıllar içinde yaşadığı gel-gitler fazlasıyla sırıtıyor. Oysa bir ülkenin başı, duruşuyla halkına örnek olmalıdır. Çünkü atalar “Balık baştan kokar” demiş. Eğer baş kokarsa, kuyruk ne yapsın? Eninde sonunda o da kokar.

Başbakan Erdoğan’ın siyasi geçmişine bakıyorsunuz yığınla çelişki var. Hani birçok siyasetçinin doğuda farklı konuştuğunu, batıda farklı konuştuğunu biliyoruz. Buna Başbakan Erdoğan da dahil. Nabza göre şerbet verme pragmatist tutumu…

Başbakan Erdoğan, özellikle Kürtler söz konusu olduğunda birçok defa çelişkiye düşmüştür. Kimi zaman “Düşünmezsen Kürt sorunu yoktur” derken kimi zaman da “Kürt sorunu benim sorunumdur” diyebilmiştir. Diyarbakır’da “Geçmişte Kürtlere yönelik yanlışlıklar yapıldığını” söylerken “Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılır” diyebilmiş ve Kürt göstericilere pompalı tüfeklerle saldıranları destekleyebilmiştir.

Bir dönem “Müslümanlık” üst kimliğini daha çok vurgulayan Başbakan, yıllar içinde yaşadığı gel-gitler neticesinde önceleri “Kürt” sözcüğünü kullanmamaya, sorunu inkar etmeye çalışırken zamanla “Kürt sorununu” kabul edip “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı” üst kimliğini vurgulamaya başladı. Tam da bu süreçte yer yer “tek dil, tek millet” vurgusuna sarılıp tekleyebilmiştir de.

Aslında bunlardan daha önemli olarak Başbakan Erdoğan’ın ‘90’lı yılarda Refah Partisi üyesiyken hazırladığı rapor çok ilginçtir. Gündem gazetesinde yayımlanan (1 Mayıs 2005) raporda yer alan şu maddeler dikkat çekicidir:

●Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçenin öğretilmesi için yasal düzenlemelerin hazırlanması

●Türkiye’de dileyen herkesin kendi anadilinde eğitim-öğretim yapabilmesini, kitle iletişim araçlarından yararlanmasını savunmak

●Türkiye’nin resmi ideolojisi gibi ırkçı, asimilasyoncu ve baskıcı olmayan, Türkiye’de yaşayan herkesin eşit siyasal, sosyal ve kültürel haklar temelinde gönüllü bütünlüğünü bu gönüllü kardeşlik temelinde savunmak

Tabi bunları ifade edebilen Başbakanımızın tek başına iktidarda olduğu bunca yıl bunları savunmamasını anlamak zor. Ki Başbakan Erdoğan bu raporu hazırlarken ülkemiz için doğru olduğuna inandığı tespitleri vermiştir raporda. Yukarıdaki bir maddede yasal düzenlemelerden bahsediyor Başbakanımız ama bugün yapmaya çalıştığı anayasa değişikliğinde dillerin yasal güvenceye alınması gerektiğini gündeme getirmiyor.

Yine geçen yıllarda Almanya’da yaşayan Türklere hitaben “Asimilasyon insanlık suçudur, asimile olmayın, anadilinize sahip çıkın” diyen Başbakanımız söz konusu kendi yurttaşları olan Kürtlerin anadilde istemleri olunca kılı kıpırdamamakta.

Başbakanımız dün de bir Alman gazetesine verdiği demeçte Almanya’da Türk okullarının açılmasını talep ederken “İnsanlar önce kendi anadillerine, yani Türkçeye hakim olmalı” diyor. Bunu söylerken kendi ülkesinde Kürtlerin kendi yurtlarında, ülkelerinde anadilde eğitim alamadıklarını unutuyor mu? Yoksa bu klasik bir “Türk-İslam sentezi” çizgisi mi?

Değerli Başbakanımız, anadili konusunda söyledikleriniz çok doğru. Ama ülkenizde 20 milyon Kürt yurttaşının dillerinin anayasal güvenceye alınması konusunda kılınız kıpırdamıyorsa, hatta birçok insan soruşturmalara uğruyorsa durup bir daha düşünmeniz gerekiyor. Kendi “ırkınız” için istediğinizi başka “ırklar” için de istemelisiniz. Yine aynı şekilde Filistinli çocuklar için gösterdiğiniz hassasiyeti Kürt çocukları için de göstermelisiniz. Ki bu, “tutarlı dürüst vicdanlı insan” halinin yaratılması için zorunludur.

Bu yazı toplam 4194 defa okunmuştur
Tafo mahlaslıya (devamı)
 // Mehemedé Paloyé
Bundan başka, Türkçe konuşma, yazma hangi gün yasaklandı Almanya da? Hem Almanya ya göçmen işçi olarak gelin, hemde artık yerleşin ve mal mülk sahibi olun, sonrada Kürdlerin her türlü milli hakkınıda göçmen kanunu ile kıyaslayın , Bırakın bu kadarda saçmalık olmaz ! Kürdler bir milletdir.Toprakları 558.000 kilometre karedir.Dörde bölünmüş ve her türlü hakkıda gasp edilmiştir.Bu nedenle eğer kıyaslayacaksan, Cezayir-Fransa, Vietnam-Amerika, Rusya-Çeçenistan, Sırbistan-Bosna gibi benzerleri ile kıyaslasan ve ondan sonra tartışsan belki bir nebze bir şeye benzesin....
29 Mart 2010 Pazartesi 00:15
Tafo mahlaslıya
 // Mehemedé Paloyé
Saçlamadan yazamazmısınız ? Almanya ya Türkler ne zaman geldi ? 50 yıl önce ve misafir işçi statüsü ile değilmi ? Peki ya Kürdler ? binlerce yıldır ve kendi öz topraklarında yaşıyorlar.İlk önce bu farkı bilelim.Türkler Almanya da göçmen oldukları halde, her türlü türkçe dernek açma, camii açma haklarına sahipler.Tüm dükkanlarının üstüne türkçe yazı yazma hakkına sahipler, Türk bayrağı asma hakkınada sahipler.Bu dernekler , dernek teşviklerindende faydalanıyorlar.Peki Hakkaride Kürdler göçmen olmadığı halde , kürdçe dükkan ismi ve tabelasınada Kürt bayrağı yapıştırsınlar.Bakalım ne olacak ? Bu en basit kıyaslama, birde Türkçe nin burda seçmeli ders olduğunu ve ayrıca eskiden beride türkçe derse verildiğini biliyorsun herhalde.......
29 Mart 2010 Pazartesi 00:08
hangi özgürlük
 // tafo
şiddetin esiri olmuşsun,gözlerin şiddetten başka bir yol görmüyorken özgür olsan ne yazar güzel kardeşim,bu özgürlük sana bir yarar getirmez....
27 Mart 2010 Cumartesi 22:18