Ümit Yazıcıoğlu

Bilal Çınar, Mîrê Tatosê

21 Kasım 2011 Pazartesi 22:47

Bilal amca,

Çocukluğumda o senin temiz ellerinde kaynattığın karanfil kokulu çayını Bülent’le birlikte çok içtim.

Seni her gördüğümde beni evladın Bülent gibi bağrına bastığın için sana saygı duydum.

Benle Bület arasında hiç ayrım yapmazdın. Kahvende ikimizinde  senin yakmış olduğun o Lüxs lambanın işınları altında ders çalışmamızı gayretle sağladığın için, hep sana teşekkür borcluyum. Biz bir köşede ders çalışırken, sen bizleri kontrol de ederdin. Bizler ders çalışırken yanımıza başkalarının gelip bizi rahatsız etmesini de hep önlerdin, bunları unutmak mümkün mü.

Sen hergün gazete okurdun, dünya siyasetiyle ilgilenirdin. Birgün Ali Beyköylünün bana vermiş olduğu Rızgari başlıklı dergiyi, ders masasında okuduğumu görünce hemen beni yanına çağırdın.

-’’Ümid ben sana Bülendle ders çalış diyorum, ev ödevlerinizi yapın, daha sonra Rızgari dergisini okursunuz’’ diyip, dergiyi elimden alıp o çay ocağının yanında dergiyi okumaya başladığını görünce hayretler içerisinde kalmıştım.

Aradantakriben iki saat gibi bir müddet geçtikten sonra yine yanımıza geldin, bu kez yanında Karabey (Mehmet Ali Üner) vardı. Ona Fizik ödevlerini doğru yapıp yapmadığımızı kontrol ettirdin. Karabey aferin doğru yapmışlar dedikten sonra, Karabayi yanımızdan taktiksel uzaklaştırıp başka bir masaya oturttun, o na çay ikramettin, bize de dergiyi bir gazetenin içerisinde geri getirererk, ’’hadi gidin bunu da arkada sessiz okuyun, içinde iyi şeyler yazıyor, ama okula öncelik verin. Kimse bu dergiyi okuduğunuzu görmesin’’ cümlelrini kulağımıza sessizce dediğini hiç unutmadım.

Evet, Karabey Tortumluydu, Türktü, tabidir ki onun o dergiyi okuduğumuzu bilmesini istemiyordun, biz o dergiyi o zaman okuduktan sonra tarih kitabının içerisinde sakladık, daha sonra Ali Beyköylü’nün evinde akşam derginin içeriğiyle ilgili tartıştık.

Ertesi günü tartışmayı sana anlattığımızda, hatırladığım kadarıyla Cemal Dudi’nin otobüsüyle bize Erzurum’dan günlük gazete getirttiğini söyledin. Bize gazeteyi kahvede sesli okuturdunki, müşterilerde dünyada olup bitenlerden haberdar olsun. Okuma alışkanlığımız yükselsin. Bunları unutmak mümkün mü hiç?

Bilal Amca,

Hatırlıyor musun,  bamamla sizin beyler sebepsiz nedenlerle 1971 yılında kavga etmişti. Babam bu kavgada haksızdı, eline bir kazma sapı almış, Lütfü amcanın üzerine yürüyordu. Hacı Şabdin bastonuyla Lütfü amacanın koluna vurdu, kavgayı önledi.  Babama da toplumun içerisinde bağırdı, ’’Bakın Reisimizin Sobasına bakın’’ diye. O zaman sen babamın yanına geldin, kavgayı yatıştırdın, daha sonra akşamüzeri Lütfü amca ve İhsan amcanın (Gamişonun Babası)  cayırlarından babamın o günlerde Tekelden satın aldığı Şırıkın Atı ve Diğer Atlar için ot verdin. Kahveye Babamı da çağırarak o dürüst dostlarımızla tekrar barıştırdın, bu insani duruşunu unutmak mümkün mü Bilal amca?

Bilal Amca,

Atlarımız meşhur Firar Şırıkın atlarıydı, daha sonra Babamı ikna ettin, Babam Şırıkın atına Bülent ve beni bindirerek garmışkan mevkiinde Şırıka geri gönderdi. O devletin yıllarca aradığı ama bir türlü yakalayamadığı meşhur dağlar kıralı eşkıyalar eşkıyası Şırıkı garmışkanda gördüğümde, hayretler içinde kalmıştım. At bizi o meşhur gerillanın yanına kendi götürdü, Şırık Gözlerimizi öperek, bizlere hemde küçük bir harclık vererek atını teslim aldı. O zaman Şırıka da çok saygı duydum.

Bilal amca,

1975’li yıllarda babamdan küskündün, İlhami ise aniden çok rahatsızlaşmıştı, hastaydı. Belediyenin makam aracından başka hasta taşıyacak araç Tekman’da yoktu. Babam hemen sana benimle haber gönderdi, İlhami’yi hazırlasın, Erzurum’a Hastahaneye götürüyoruz diye. Sen ve ben arabanın arkasına İlhami’nin yanına oturduk. Sırrı amca da arabanın önüne oturmuştu. İlhami’yi gece saat 23’te hastahaneye kavuşturduk. O gece hiç unutmuyorum babama dedin ki “Reis bey dost bu günde belli olur, İlhami’yi sırtına alıp buraya kadar getirirdin, bunu hayatım boyunca unutmam mümkün değil’’.

Bilal amca,

Tekman’da seni en son 2007 yılında görme olanağına sahip oldum. Ben senin elini öperken bana sarıldın, sen de benim için Bülent’sin, Bülent’ten farkın yok dediğinde, ikimizin de gözleri Hasan Sarıka’nın kahvesinde dolmuştu.

Bilal amca hakkını helal et, benim okumam için bana çok örnek oldun, akıl verdin.

Değerli okuyucularım bu dünya kimseye kalmıyor. Baba dostum, değerli büyüğüm Mîre Tatosê Bilal Çınar’ın da rahmetli olduğunu bugün hüzünle Zümrüt Karaca’dan öğrenmiş bulunmaktayım. Toprağı bol olsun. Allah gani gani rahmet eylesin. Yakınlarına da başsağlığı dilerim. Ruhuna Fatiha okumanızı, sizden de rica ediyorum.

Bilal amca,

Acımasız hayat damarlarımda, tebessümünü görsem yeter. Ama emri ilahi tecelli etmiş, buna karşı çıkmak mümkün değil. Ruhun Şad, mekânın Cennet olsun.

Bu yazı toplam 5941 defa okunmuştur
emir el müminin
 // Berivan
ولايتي للامير النحل تكفيني بعد الممات و تغسيلي وتكفيني
طينتي قد جبلت قبل تكويني بحب حيدرة فاكيف النار تكويني

Türkçesi:

Velayetimi emir el müminin Aliye vermişim
Ölümümde, yakınıp kefenimi giydiğimde
Harcım, tekvinimden önce Haydara’nın sevgisiyle karılmış
Hangi ateş beni yakabilir ki…...
27 Haziran 2012 Çarşamba 23:13