Ümit Yazıcıoğlu

Başörtüsü konusu

2006-02-01 12:57:26

Bir bayan için başını örtmek dini ibadetin normal bir şeklidir. Kişileri dini inançları ve bireysel ahlak anlayışına göre bir kıyafet yasağına uymaya zorlamak uymadığı takdirde başta eğitim ve öğretim hakkı olmak üzere yasal haklarını onların elinden almak düşünce, vicdan ve din hürriyetinin ağır bir ihlalini teşkil etmektedir kannatindeyim.

Genelde tesettür özelde başörtüsü ve daha özelde üniversitelerde başörtüsü konusunda  şimdiye kadar çok şey şöylendi ve yazıldı. Üniversitelerdeki başörtüsü mücadelesi, cumhuriyet tarihinde kadınlara ilişkin bu tek düze laik  söylemi kırma potansiyeli taşıyan hareketlerden belkide en önemlisidir. Bu yüzden Türkiyenin gündeminden düşmeyen bir konu. Aynızamanda  önemli gürültüler koparmaktadır. Anladığım kadarıyla başörtüsüyle ilgili karmaşaya Meclisin buyıl bir çözüm bulması ğerektiginin zaruri olduğunu sezinliyorum. Çünkü b
ir üniversite öğrencisi için eğitimini tamamlamak ve mezun olmak hayati derecede önemli bir olaydır.

Çağdaş hukuk devletinde din özgürlüğünün kamu hayatında ifade bulması ve bu hayata ilişkin yansımalarının bulunması normaldır. Buna kategorik olarak demokraside karşı çıkılamamaktadır.  Bugünün toplumsal dengelerine  göre başörtüsü dini bir pratik olup, inancını yaşamanın bir çeşit vasıtasıdır. Öte yandan  türbanın bir moda akımının gereği olarak kullanılmadığıda artık bilinen bir  ğerçek. Dolayısıyla Üniversite öğrencilerinin eğitim haklarını kullanabilmeleri başlarını açma şartına tabi tutulmamalıdır. K
işi, sebepsiz yere başını örtse dahi bunu yasaklamaya kimsenin hakkı bulunmamaktadır. Kıyafet biçimi bence tamamıyla kişinin kendisini ilgilendiren bir durumdur.

Bir dinin kurallarının yerine getirilmesine dair hareketler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. Maddesi ile güvence altına alınmıştır. Başörtüsü takan üniversitelilere  başka bir alternatifin bırakılmaması,  İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 9. Madde bağlamında müdahale teşkil etmektedir.  Başını örten üniversite öğrencilerini  başörtüsü sebebiyle en temel insan haklarindan biri olan "egitim hakki"ndan yoksun birakmaya hickimsenin hakki olmadıgını düşünüyorum, çünkü ben özgürlüklerden yanayım. Dolayısıyla din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen metinlerde ifade edildiği üzere, özgürlük sadece bireylerin inançlarını ve vicdani düşüncelerini, güvence altına alarak gerçekleşemez. İstendiğinde ferdin hem şahsi yaşamında ve hemde toplumsal yaşam ilişkilerinde inancını gereği gibi yerine getirme ve açıklama, dışa vurma özgürlüğünü de kapsar.

Danıştay 8.Dairesinin, 13.12.1984 tarih ve 1984/636 E. 1984/1574 K. Sayılı kararında  belirtilen“...köylü kadınlarının örtülmelerinin normal, okumuş kızların örtünmelerinin ideolojik olduğu...”, şeklindeki danıştayın sekizinci dairesinin değerlendirmesini hukuk, demokrasi ve eğitimde özgürlükler acısından doğru bulmamaktayım. Danıştaya saygı duymakla birlikte, bu kararın aslında  dinin alanına girerek, dini tarif etme/tanımlama sonucunu doğurduğundan, kararın özü özgürlüklerin kısıtlanması anlamına gelmektedir kannatindeyim.

Bir konunun din kapsamına girip girmeyeceğini idari makamlar aslında belirlememelidir. Çünkü dini bir emir olan başörtmeyi ideolojik görmek, okumuş kızların örtünmelerini tehlikeli değerlendirmek, devlet aleyhine bir eylem görmek, halkı doğrudan devletle karşı karşıya getirmektir.

Aynızamanda başını örten her bayanı devlete düşman görmek yanlıştır. Dinin gereklerinin serbestçe yerine getirilmesi, kamuya somut ve belirlenebilir bir zarar vermediği müddetçe kamu alanında da korunmalıdır, kanaatindeyim.

“Şeytan bile insanın kafasından geçenleri bilemezken”, başını örtmeyi tercih eden öğrencilere bu derece ağır bir misyon yüklenmesi hukuken kabul edilemez. peruk, bere ve sakalın dahi “ideolojik olarak tanımlanabileceğinin “beyan edilmesi bir önyargının sonucudur. Dolayısıyla bu noktada başını örten öğrencilerin üniversite eğitimi alabilmeleri için başlarını açma şartına tabi tutulmaları, kanaatimce düşünce, vicdan ve din hürriyetine müdahale oluşturmaktadır. Bu müdahaleyi haklı hale getirebilecek meşru bir sebepde mevcut değildir. 01.02.2006


Priv.-Doz. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Bu yazı toplam 3525 defa okunmuştur