Mehmet Dinç

Barışın Temennisini Roboskî’de Dilemek

02 Eylül 2013 Pazartesi 17:07

1 Eylül Dünya Barış günü dolayısıyla bir gurup barış aktivisti ve gazeteci ile beraber Roboskî halkını ziyaret etmeye gittik.  Şırnak’tan sonra yol iki kat uzuyor sanki. Burada dağlar doğanın tek hâkimi; inişli çıkışlı, sağlı sollu yollarla yaşama yön veriyor.  Yollar uzadıkça akşam karanlığı basıyor. Bir an yanlış yola mı girdik diye paniklesek de birkaç telefon görüşmesinden sonra doğru yolda olduğumuzu anlıyoruz, rahatlıyoruz.  Yolculuğumuzun başından beri, nereleri geçtiğimizi, nerelere vardığımızı merak eden, arayıp soran İrfan Encü, bizi evinde misafir ediyor.  Ağırlandığımız oda elli- altmış insanın rahatlıkla oturabileceği bir yer. Geleceğimizden haberdar olan köy halkı bir bir odaya gelmeye başlıyorlar. Yemekten önce son gelişmelerle ilgili verilen bilgiler, yemekten sonra daha açıklayıcı, daha ayrıntılı bir hal alıyor.

Olayın yaşandığı ilk günlerde annelerin yüreğini yakan acı, 613. güne gelindiğinde, Roboskî halkının tüm yaşamını kuşatmış vaziyette. Başlarda acı kendinden menkul bir öz iken, şimdilerde ise betona karışan çimento gibi taşından, toprağına, alakalı, alakasız her yeri ve herkesi olayın tarafı yapmış, daha sağlam bir direnç oluşturmuş durumda. Biz soruyoruz, onlar cevaplıyor:

Örneğin başbakanın, havalimanı açılışı için geldiği Şırnak’ta altı kişi ile yaptığı görüşme, kendileri açısından iç açıcı geçmemiş; üstüne üstelik yer yer Roboskî heyetinde bulunan kişilerin kurdukları cümleler içinde geçen bazı kelimeler düzeltilmiş başbakan tarafından. Sonuç olarak bu olayı neden büyütüyorsunuz sitemleri ile devam etmiş.

Olay büyük! Otuz dört insan, atalarından, dedelerinden, babalarından miras aldıkları coğrafyada hür hareket etmek istemelerinden dolayı öldürülmeleri meselesidir, bu mesele. Militarist anlayışın koyduğu sınır taşlarının öte tarafında meralarının, otlaklarının olduğunu söylüyorlar. Yani sınırın her iki yakasında birbirine akraba olan halk arasında toprak hukuku halen süregelmektedir. Belki de Türkiye kamuoyunun anlamadığı da tam da bu nokta. Resmi devlet anlayışı için kırmızıçizgi olan sınırların, Türkiye’nin güney ve doğu sınırlarında yaşayanlar için sınırı geçmenin, avludan avluya geçecek kadar doğal olduğunu anlayamamak. Oda da sırayla konuşan insanlar bir süre bu durumu anlatıyorlar bize.

Sonra anneler konuşuyor. En çok da Emine Erdoğan’a sitem ediyorlar. Kendilerini ziyarete geldiğinde, bu konuyu çözüme kavuşturmak, faillerini ortaya çıkarmak için “başbakan ile konuşacağım,” demesine rağmen olaylar Roboskî halkının aleyhinde gelişmiş. Meclise beş defa gitmelerine rağmen başbakandan randevu alamamışlar. Hep bir oyalama, hep bir caydırma ile karşılaşmışlar.

Minibüste, yanıma oturan bir anne, “çocuğumun bedeni, okul harçlığı kazanmak için gittiği yollarda tonlarca ağırlıkta bombalarla parçalandı. Yaşadığım sürece bu olayı unutmayacağım,” diyordu.  Failler, olayı zamana yayarak, unutturma, etkisini azaltma, normal bir ölüme ve mezarlık ziyaretine dönüştürmeye çalışsa da dağın öteki yüzünde olayın faillerin açığa çıkması için bir o kadar kararlı duruş sergileyen bir halk var.

Roboskî halkının anlattıkları içinde bazen trajedi komik, bazen duygusal anlar yaşıyorum. Örneğin “Mekapların gözaltına alınması”  Aziz Nesin’lik bir hikâye kadar trajedi komik iken anneler tarafından bütün ziyaretçilere gösterilmek üzere göğüslerinde taşıdıkları gencecik çocuklarının resimlerine baktığımda duygusal anlar yaşıyorum.

Yolumuz uzun… o sebep 1 Eylül sabahı mezarlığı ziyaret edip gerisin geriye dönmemiz lazım. Siyahlar içinde giyinmiş kadınlar ve erkekler bizi mezarlığın girişinde karşılıyorlar. Aynı ustanın elinden çıkmış mezarların siyah renge çalan mermer kaplamaları ve isimlikleri yoksulluğun ortak bir kader olduğunu imliyor bize.  Türkiye Barış Meclisi dönem sözcüsü Hakan Taymaz, bu anlamlı günde basın açıklamasının özetinde “Barış yolu Roboskî’den geçmeli,” diyor.

Sonrasında yapılan konuşmalar bir Sure’nin belli belirsiz uğultusu gibi kulaklarıma yansırken, düşüncelere dalıyorum; O ara devletin özür şekli üzerinde bende kafa yoruyorum. Bombaların, gencecik insanların sırtlarında patladığı dağın başı sayılan yerde, temsili bir anıt düşlüyorum. Otuz dört insan ve sırtlarında yük taşıyan katırların, tam da bomba patlarken yarısı yere yuvarlanmış, yarısı panik ve korku içinde koşturmaya çalışan anıt şeklinde bir heykel adacığı düşülüyorum. Özür dileme, hayıflanma, yapılanın hata olduğu duygusunun yüklendiği bir anıt.

Ayrılma vakti geliyor artık. Yan yana dizilen bütün insanlarla veda mahiyetinde tek tek tokalaşıyoruz. Düşüyoruz yollara sonra da… Ardımızda çocuklarının yası ile her gün öfkesi biraz daha büyüyen bir Roboskî halkı bırakıyoruz.

Bu yazı toplam 4060 defa okunmuştur
00:17
 // roj bra denszne
arkadasm ac kaldgn zman sn de gder kacakcilk yaparsn bu ólümü hakettgn anlamina mi gelir ne wicdan warms snde 34 cocuk genc bombalarla parcalandi keyiflernden mi gece yarisi o kar kiyamette kelle koltkta soguktan donan elleryle sinira gidiyolardi sen sicacik yatagnda uyurken..snin gibilern wicdani kurums bnce yazik.....
06 Eylül 2013 Cuma 00:17
MAZOT HIRSIZLARI
 // ROJ BRA
EY GİDİ YUCE MEVLAM HIRSIZLIKLA YAPTIKLARINIDA PAY EDENLERDEN KORU..NE ZAMANDAN BERİ CALDIKLARINI İÇERİ SOKMAK SERBEST OLMUS BENİ NİYE ÖLDÜRMEDİLER EVİMİ BOMBALAMADILAR TARLADA CALISIN ALNINIZIN TERİYLE BAKIN KİMSE SİZE KARISYORMU SİZLER BELES YASAMAK İSTERSNİZİ VERMEDİĞİNİZ ELEKTİRİK PARLARI AHİRETTE CIKARILACAK UNUTMAYIN...
04 Eylül 2013 Çarşamba 03:33
Roboski
 // Ahmet KILIÇ
Roboskide devletin Kürt Halkına uyguladığı katliamcı yüzü deşifre olduğundan ,özür dilemesi için en az 50 yıl geçmesi gerektiğini düşünüyorum.Devletin kendi vatandaşlarına yaptığı katliamın hiç bir açıklayıcı gerekçesi olmadığını ,ve bu katliamın altında kaldığını tüm kürtler görmüştür.Bu görüldükten sonra AKP ye oy vermiş Kürtlerin bir daha asla oy vermeyeceğini düşünüyorum ve bekliyorum....
02 Eylül 2013 Pazartesi 22:58