İbrahim Genç

‘Barış’ı Vurmuşlardı, Elçi’si Kalmıştı…

29 Kasım 2015 Pazar 10:38

Türkiye’de hukukun askıya alındığı ve demokrasiden epey uzaklaşıldığı son aylarda herkesin yüreği ağzındaydı zaten. Çünkü 24 Temmuz’dan bu yana periyodik olarak 1990’lı yılları da aşan olaylara şahit oluyorduk. Başta Kürt halkı olmak üzere tüm demokrasi güçlerine yönelik tarifi imkansız uygulamaları görüyorduk. Birileri Kürtleri çıldırtmak istiyordu adeta. Bunun için de Kürt’ün ölüsüne, Kürt’ün mezarına bile saldıracak kadar pervasızlaştılar. Bunun sonucunda “hendek” ve “Barikat” bahanesiyle birçok Kürt şehrinde günlerce sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve bu süre zarfında sokaklar adeta harabeye çevrilmiştir. Bu yetmezmiş gibi bir de duvar yazılamalarıyla Kürtlere olan kinlerini sokaklara akıtarak çekilmişlerdi.

Elçi barış arayışçısıydı

Tam da bu çatışma zemininde Tahir Elçi, mazlum Kürt halkının hem korkusuz hem de barışsever avukatıydı. Roboski katliamı ve Cizre JİTEM davası gibi davaların takipçisi, uluslararası hukuk nezdinde aktif müdahiliydi. Son aylarda da Elçi, Kürtlere yapılan zulümlere sessiz kalmamak için yerinde durmuyordu. Sokağa çıkma yasağının olduğu Silvan’da da kendisini görmüştük ve selamlaşmıştık. Yanımıza gelmeden önce yine çatışmanın yaşandığı en kritik noktaya kadar gitmişti. Döndüğünde de halkı bilgilendirmeyi ihmal etmiyordu. Orada aklımda kalan tek sözü milletvekillerine dönerek “Yok yok, bunlar hukuk mukuk dinlemiyorlar” idi.

Tahir Elçi, sadece insana karşı yapılan zulme ses çıkarmıyordu. O, Kürtlerin manevi değerlerine ve Kürdistan’ın ekolojik yapısına yapılan saldırılara karşı da sesini çıkarıyordu.

Bu amaçla daha birkaç gün önce Dört Ayaklı Minare de güvenlik güçlerince ağır silahlarla tahrip edildiğinde Diyarbakır Barosu, Elçi öncülüğünde buna da duyarlılık gösterdi. Elçi’ye göre bu manevi ve tarihi alana yönelik saldırı ‘silahlı suikast’tı. Dört Ayaklı Minare’nin yanında elinde “İnsanlığın Mirasıyım Mirasına Sahip Çık” döviziyle insanlığa sesleniyordu.

Elçi; Afganistan’daki El Kaide’nin Buda heykellerine, Suriye’de IŞİD’in Palmira’ya yaptıklarının Kürdistan’da AKP’nin yapmamasını istiyordu. Bu seslenişten sonraki son sözleri de “Biz buradan çağrı yapmak istiyoruz. Biz bu tarihi bölgede birçok medeniyete beşiklik etmiş ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede insanlığın bu ortak mekanında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz.” şeklindeydi. Görüldüğü üzere her aşamada Elçi, bir barış arayışçısıydı.

Bu bir siyasi cinayettir

Ve Tahir Elçi, insanlığa çağrısını daha henüz bitirmişken içinde birçok kuşku taşıyan ‘bir çatışma’ ortasında kalıyordu. Belki de bırakılıyordu… Çünkü Elçi, tüm Türkiye’nin tanıdığı bir hukukçuydu, tüzel bir kişilikti. Aynı şekilde bir televizyon programında “PKK terörist bir örgüt değildir” dediği için AKP medyası tarafından hedef gösterilmişti. Irkçı kesimlerin de tazyikiyle Elçi hakkında dava açılmıştı. Bütün bunlarla birlikte Elçi ‘çatışma süsü verilmiş bir suikast” ile yaşamını yitiriyordu. Bu bir siyasi cinayettir. Çünkü görüntülerde her şey ortada…

Gazetecilerin kameraları açık, fotoğraf makinelerinin deklanşörleri basılı, sokak ortasında tripotlar hâlâ kurulu…Bu sebeple de havuz medyasının kirli manipülasyon oyunları kimseyi kandırmasın, AKP’nin yanlışta direten tavrı kimseyi yıldırmasın. Tabii Elçi katledilirken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk açıklaması da kabul edilemez.Çünkü Sayın Erdoğan “Bu olay Türkiye’nin terörle mücadeledeki kararlığının ne kadar doğru olduğunu göstermiş. Bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Buradan durmak yok, yılmak yok. Aynı kararlılıkla buna devam edeceğiz.” diyordu. Tamam, buyurun devam edin! Peki kan ve gözyaşından başka bu uygulamaların, bu inadın bir faydası oldu mu?

Kürt halkının büyük değeri

Sonuç olarak Tahir Elçi, barış istiyordu ve bunun elçisiydi. Kürtlerin avukatıydı. Hukukun savunucusuydu. Zaten son birkaç aydır barışı katletmişlerdi, elçisi kalmıştı. Ama onu da katlettiler. Ve kulağımıza bir an Ahmet Kaya’nın sesi geliyordu: “Diyarbakır ortasında vurulmuş uzanırım / Ben bu kurşun sesini nerde olsa tanırım”. Artık İdrak edilmelidir ki Kürt halkı çok büyük bir değerini kaybetti. Şimdi onun ideallerini, mücadelesini sahiplenmek gerekiyor.

Sibel Çapraz’ı da vurdular

Tabii sadece Tahir Elçi katledilmedi. Süreklilik arz edecek şekilde çocuklar ve kadınlar da katlediliyor. Bunun son örneğini Hakkari’de görüyoruz. Çünkü Yüksekova’da polisin açtığı ateş sonucu il genel meclis üyesi olan ve aynı zamanda gazetemiz Yüksekova Haberin Sahibi Necip Çapraz’ın kardeşi Sibel Çapraz da ağır yaralandı. Son alınan bilgiye göre Çapraz Van’a sevk edildi. Kürt illerindeki bu pervasızca zalimlik ve hukuk tanımamazlık, herkesin büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Buradan Sibel Çapraz’ın bir an önce sağlığına kavuşmasını temenni ederken ailesine geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum.

Bu yazı toplam 4216 defa okunmuştur