İbrahim Genç

Barış koalisyonu mu savaş koalisyonu mu?

14 Temmuz 2015 Salı 12:35

Öncelikle bilmemiz gerekenler…Türkiye’de uzun uzun yıllar başta Kürtler olmak üzere “ötekileştirilenler” Meclis dışında tutuldu. Dolayısıyla Türkiye’de siyasi akıl, coğrafyanın çok dilli ve inançlı kimliğini görmezden geldi. Tabii dindar ve Kürtlerin ortaklaşan demokrasi ve adalet talepleri AKP’yi iktidara taşıdı. AKP de Kürt halkının desteğiyle elde ettiği iktidarın farkındaydı ve bu desteği kaybetmemesi gerektiğini biliyordu.

Kürtlerin ulusal ve uluslar arasıalanda artan mücadele ve etkinliğinin yanında AKP’nin iktidarını pekiştirmeye yönelik pragmatist yaklaşımı, “devlet”in Kürt sorununa bakışında yumuşamaya neden oldu. Tabii bu yumuşama, Kürtlerin Türkiye siyasal sisteminde yer almaları için yeterli olmadı. Bunun üzerine Kürt siyasal hareketi Kürt illerinde bağımsız adaylarla girdiği 2007 ve 2011 seçimlerinde Meclis’e 20-35 milletvekili göndermeyi başardı.

Bu durum AKP için ideal olarak görülüyordu.Yani “Ne çemberin dışındasın ne de içinde” durumu… Yine de Kürtler elde ettikleri bu temsille siyasette “özgül ağırlık” elde etmiş ve 2013 yılı başında başlayan çözüm süreciyle de manevra kabiliyetini geliştirmiştir.

Ötekileştirilenlerin ittifakı…

Kürt siyasal hareketi, konjonktürün sağladığı olanakları ve elde ettiği siyasal birikimi kullanarak “sıçrama” yaptı. Buna göre Anadolu ve Mezopotamya’nın tüm ötekileştirilenlerinin birleştirilmesiyle halk iktidarına kapı aralandı. Aslında her zaman Kürt hareketi, farklılıkların savunulmasından yanaydı; ama bu sefer sesini herkese ulaştırmasını başararak HDP çatısını halklarla birlikte kurabildi.

HDP’nin halkların ortak iradesini temsil etme iddiasıyla birlikte seçimlere parti olarak girmesi kararı alındı. Oysa sistem, Kürtlerin 30-35 milletvekiliyle Meclis’e girmesini yeterli görmekteydi. Ama HDP, “Bu durum böyle ne kadar sürecek. Seçim barajı kaldırılmıyorsa biz de %10 seçim barajını geçersiz kılabiliriz” diyerek yoluna devam etti. Bunun sonucunda darbe yıllarının ürünü olan seçim barajını HDP’nin %13.12 ile aşmasıyla yeni bir sürece girildi. Dolayısıyla halkların bir arada yaşama ülküsü karşılık bulmuştu.

Yeni bir dönem…

Eğer Kürtler başta olmak üzere halklar, kendilerine biçilen kaftana razı olsaydı HDP, en fazla 35-40 milletvekili elde edecekti. Ama HDP’nin 80 milletvekilini Meclis’e göndermesi ile birçok değişiklik meydana geldi. Birincisi, Kürtler ilk defa bu kadar güçlü bir temsil elde ettiler. İkincisi, ilk defa Meclis bu kadar çok renkli, çok dilli ve inançlı bir yapıya kavuştu.

Üçüncüsü, Türkiye’nin totalitarizme kayma riski ortadan kalktı. Dördüncüsü, AKP’nin hegemonyası altında inleyen CHP ve MHP 13 yıl aradan sonra ilk defa siyasal bir oyuncu olarak muhatap alınmaya başlandı. Bu önemli temsilin siyasal sonuçlarını ilerleyen zamanlarda göreceğiz. Tabii biraz sabretmek lazım. Burada değinilmesi gereken bir nokta da MHP’nin tavrı. MHP, Meclis’te HDP’yi yok farz ettiğini söylüyor. Oysa HDP sayesinde ciddiye alınıyor ve belki de hükümette yer alıp aktör olacak. Lafta demokrasi diyenlerin, “Milli irade”den dem vuranların HDP’ye yönelik bu tavrı ciddi bir tutarsızlıktır. Ama korkunun ecele faydası yok…

Halk dedi ki…

En doğru tavır; “herkese demokrasi, herkese adalet” şiarıdır. Dolayısıyla bir ülkenin siyasal sisteminde temsil edilebilmek ve kendini ifade edebilmek bunun için gereklidir. Dolayısıyla TBMM çatısı altında farklı siyasal grupların olması, demokrasinin bir gereğidir. Ne var ki Türkiye’de kağıt üzerindeki demokrasi ilkeleri pratikte işletilemediği için demokrasi de yerleşememiş ve koalisyon hükümetleri de başarısız olmuştur.

Bunun sonucunda Türkiye halkları, AKP’yi 13 yıl tek başına iktidar yaptı. Tabii “tek parti” iktidarının totalitarizme kaymaya başladığı da görüldü. İşte tam da bu noktada yine “halklar” devreye girdi ve çok partili bir Meclis oluştu. Şuan halk, her partinin temsil ettiği farklılıklarla uzlaşmaya varmasını istiyor. Çünkü hangi parti olursa olsun halk iradesini temsil ediyor.

Bu noktada özellikle AKP, 13 yıllık iktidar alışkanlığını bir kenara bırakarak, halka “ben olmazsam huzur da yok” imasından vazgeçmelidir. Türkiye gibi çok kimlikli ve çok inançlı ülkelerde ideal olan farklılıkların yönetimde yer aldığı ve evrensel değerlerin belirleyici olduğu koalisyon yönetimidir.

Koalisyon mu erken seçim mi?

Dün itibariyle Başbakan Davutoğlu ve CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüşmesiyle koalisyon görüşmeleri de başladı. Bu hafta diğer partilerle devam edecek “keşif görüşmeleri” sonrasında önümüzdeki hafta yapılacak görüşmelerde her parti kendi ilkeleri üzerinden pozisyon belirleyecek.

Tabii her ne kadar farklı koalisyon alternatifleri dile getirilse de aslında önümüzde iki genel seçenek var. Birincisi, demokratik evrensel değerleri ölçü alan koalisyon yönetimi. İkincisi, halkın gözünün koalisyondan korkutulduğu ve ipe un serilerek gündeme getirilecek erken seçim. Kulislere yansıyan havaya bakılırsa parti milletvekilleri herhangi bir erken seçim istemiyorlar. Hiç yoksa 1-2 yıl sürecek bir koalisyon isteği göze çarpıyor. Ki basına yansıyan anketlere bakılırsa herhangi bir erken seçimde durum değişmeyecek. Bu durumda en çok oyu alan iki parti olan AKP ve CHP’nin güçlü bir koalisyon kurması bekleniyor. Tabii MHP’nin tavrı, her koşulda AKP’yi sırtlayabilir.

Olasılıklar…

Koalisyonun hangi partiyle kurulabileceği, devlet aklının Kürt sorununa bakışıyla ilgilidir. Tabii bu, başlı başına bir demokrasi meselesidir. Bir diğer nokta da ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koalisyonu öcü gibi gösteren yaklaşımının partiler üzerindeki etkisi kırılmalı. Özellikle AKP, bu konuda tavrını belirlemelidir.

Eğer AKP, çözüm sürecine samimiyetle sahip çıkarsa MHP ile herhangi bir koalisyon söz konusu olamaz. Tabii basına da yansıdığı gibi MHP ile girilecek herhangi bir koalisyon denemesi bazı komplikasyonlara neden olacaktır. Birincisi, Türkiye çatışmalı bir süreçten geçebilir. İkincisi, Kürdistan’da AKP biter. Üçüncüsü, Irak ve Suriye’deki gelişmeler Türkiye’yi güçlü bir şekilde daha farklı etkileyebilir. Sanırım AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bunları bizden daha iyi görüyordur.

Dolayısıyla Ankara’da koalisyon görüşmelerinde ibre sürekli değişmektedir. Ama en belirleyici olacak şey, barış mı savaş mı ona karar verilecektir. Dolayısıyla koalisyonun hangi parti ile kurulduğundan daha çok, Türkiye’de halklara huzur ve barışı getirecek seçeneği devreye sokmak gerekir.

Bu yazı toplam 4555 defa okunmuştur