İbrahim Genç

Barış elçisi olarak Kürt petrolü

30 Kasım 2013 Cumartesi 13:44

Ortadoğu’da değişen koşullar ve ortaya çıkan yeni dinamikler beraberinde bölge devletlerinin politikalarını gözden geçirmelerine neden oluyor. Bölge devletlerinden birçoğu merkeziyetçi ve milliyetçi yaklaşımlarından uzaklaşıp kırmızı çizgilerini biraz esnekleştirirken yeni ittifaklara göz kırpabiliyorlar. Bu anlamda son üç yıldır Kuzey Afrika’dan başlayıp İran, Irak ve Suriye’yi içine alan hareketlenmeler ve bunların Türkiye’ye olan etkisinden dolayı söz konusu ülkelerin politikalarında gözle görülür bir değişim yaşanmaktadır. Daha önceki yıllarda dağılmamak için merkeziyetçi ve milliyetçi bir noktadaki bölge devletleri bugün de parçalanmamak için çok dilli ve kültürlü bir yapıya dönüşüyorlar. Öyle ki artık özgürlükleri kısıtlamak üzerinden kendini yaşatma politikası son yıllarda özgürlükleri olabildiğinde genişleterek var olmaya dönüştü. Özellikle son birkaç yıldır Türkiye’nin değişen politikası da değişen yeni koşul ve dinamikler üzerinden Türkiye’nin kendini yeniden formatlayıp Ortadoğu’da etkinliğini arttırması yönündedir.

Bu anlamda Türkiye’nin Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile son yıllarda geliştirdiği ilişki, Türkiye’nin politikasındaki büyük değişiklikten kaynaklanmaktadır. Bu sebepledir ki IKBY Başkanı Mesud Barzani, Başbakan Erdoğan’ın davetlisi olarak 16 Kasım’da Diyarbakır’a gelip Rojava ve petrol konusunda ciddi ortaklaşma sağladılar. Bugün de IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Ankara’ya ikinci kez gelip boru hattı ile ilgili işbirliği anlaşmalarını resmi olarak imzalaması da bir Kürt-Türk ittifakının mührü olmuştur. Oysa Türkiye 2007’ye kadar IKBY ile karşılıklı ticaret dışında herhangi bir etkin ilişkiye girmemişti. Hatta uzun süre Türkiye’nin IKB’yi Kerkük Türkmenleri üzerinden okuyup bazı milliyetçi çevrelerin etkisinden dolayı ideolojik bir yaklaşım sergilemesine tanık olduk. Bu sebeple de Türkiye-IKBY ilişkileri karşılıklı sert açıklamalardan dolayı hiçbir zaman stratejik bir ortaklığa dönüşemedi. Fakat Türkiye’nin Irak Merkezi Hükümeti ile ilişkilerinin bozulması, idamla yargılanan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi’nin Türkiye’de korunması, Bağdat ve Ankara arasındaki bağları koparmıştı. Bu duruma rağmen Türkiye’nin Irak’taki petrol kaynakları üzerinde etkin olmaya gayret ettiği bilinen bir politikadır. Bu sebeple de Bağdat-Ankara arasındaki gerginlik sürecince Türkiye de IKBY ile sessizce ve ortalığı ayağa kaldırmadan Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı’na alternatif bir boru hattının 2012’de yapımına başlandı.

Bugün Türkiye’nin Bağdat ile ilişkilerini yeniden canlandırmak için Irak Dışişleri Bakanı HoşyarZebari’yi Ankara’da ağırlayıp hemen ardından Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu Bağdat’a göndermesi ve TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in Bağdat’ta temaslarda bulunması, yakında pompalanacak olan Kürt petrolüyle yakından ilişkilidir. Çünkü uzun bir süreden beri IKBY’nin petrolünü ihraç etmek istemesine Bağdat hükümeti çeşitli tehditlerle karşı çıkarken Washington da bundan hoşnutsuzluğunu dile getiriyordu. Dolayısıyla IKBY-Türkiye arasındaki petrol alışverişinin faaliyete geçmesi için Türkiye’nin hem Bağdat’ı hem de Washington’u buna razı etmesi gerekiyor. Bu anlamda son günlerde Bağdat-Ankara arasında başlayan temas, IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani’nin 31 Ekim’deki Ankara ziyareti, Irak Başbakanı Maliki’nin ABD ziyareti ve aynı şekilde yakında Başbakan Erdoğan’ın gerçekleştireceği Bağdat ve Erbil ziyaretleri, Kürt petrolünün pompalanması konusundaki sıkıntıları aşma girişimleri olarak değerlendirilebilir.

PETROL DİPLOMASİSİ

Türkiye ile IKBY arasındaki ilişkilerin “kırmızı çizgiler” politikasından “stratejik ortaklık”a dönüşmesinden bu yana gözle görülür yeni yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bu noktada Türkiye’de 2013 yılı başında başlayan barış sürecinin boru hattının başladığı tarihe yakın bir zamana denk gelmesi de dikkat çekicidir. Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın Kürt petrolünü Türkiye’ye getirecek boru hattı için “Çözüm sürecinin ölçülebilir ilk sonucu olacak (Sabah, 20 Nisan 2013)” sözleri de dikkat çekicidir. Dolayısıyla Türkiye, “aslolan karşılıklı devlet çıkarlarıdır” politikası gereği Kürtlere yönelik klasik bakışından uzaklaşıp bölgede petrol kaynakları üzerinde etkin olma politikasını benimserken bunu elbette ki IKB’deki Türkmenlerin Barzani yönetimince garanti altına almasına koşut yapmaktadır. Bunun dikkate değer bir noktası da son yıllarda IKB’deki Türkmenlerin bölgedeki Kürtlerle entegre olmaya başladığı olumlu izlenimlerdir. Öyle ki geçmişte Mesud Barzani’nin KDP’sine sert eleştiriler yönelten ve milliyetçi bir pozisyondaki Irak Türkmen Cephesi’nin bile 21 Eylül’deki IKB genel seçimlerine katılması bir üslup değişikliğine işaret etmektedir.

IKB’de son yıllarda petrol üretiminde meydana gelen gelişmelerin bir nedeni de Exxon Mobil başta olmak üzere Total, Chevron, Gazprom ve Genel Energy gibi dünya devlerinin orada petrol çıkarmaya başlamasıdır. Ki bölge devletlerinin politikaları üzerinde bile etkili olan Exxon Mobil’in yatırımlarını Irak’ın güneyinden Kürt bölgesine IKBY ile 18 Ekim 2011’de yaptığı bir anlaşmayla kaydırması da Türkiye’nin politika değişikliğinde etkili oldu. Aynı zamanda Türkiye’de de petrol arayan Exxon Mobil’in bu kararı IKB’yi adeta bir stratejik alan haline getirirken Mayıs 2013’te ABD gezisi öncesi Başbakan Erdoğan, IKB’ye 3’ü tartışmalı bölgelerde olmasına rağmen toplam 6 bölgede Exxon Mobil’le petrol çıkaracaklarını ilan etmişti. Başbakan Erdoğan’ın Exxon Mobil’le birlikte petrol çıkaracakları bölgelerin bazılarının özel statüdeki Kerkük’te yer alması, Türkiye’nin Kerkük’ün IKB’ye bağlanmasına razı olduğu yorumlarına da neden olmaktadır.

KÜRT PETROLÜ

Bugün yapılan tahminlere göre toplam 110 milyar varil tutarındaki Irak petrolünün % 45’i IKB’de yer alıyor. Dünya petrol rezervlerine göre yapılan sınıflandırmada IKB, Venezüella’dan sonra dördüncü sırada yer alıyor. Uzmanlar, Kerkük’ün de IKB’ye bağlanması durumunda IKB’nin petrol rezervleri bakımından ilk üçe gireceğini belirtiyorlar. Bu petrol zenginliğinden dolayı IKBY, Bağdat Hükümeti’nin tüm tehditlerine rağmen petrolünü bağımsız bir boru hattı üzerinden dünya ticaretine sunmaya çalışıyor. Daha önce tankerlerle Türkiye ve İran üzerinden günde 30-50 bin varil civarında petrol ihraç eden IKBY, yakın bir zamanda günde 300 bin varil petrolü Türkiye üzerinden dünya piyasasına sunmaya hazırlanıyor. IKB’dekiTeqTeq bölgesinden başlayıp Haburönü’ne kadar uzanan 281 km’lik boru hattının buradan Kerkük-Yumurtalık boru hattına bağlanması amaçlanırken petrol ihracatının 2015’te 1 milyon varile, 2019’a kadar da 2 milyon varile çıkarılması amaçlanıyor. Petrolün Türkiye’ye ve buradan da Avrupa’ya ihraç edilmesinin yanında IKBY, birkaç yıl içinde Türkiye’ye 10 milyar metreküp doğalgaz da Türk Genel Energy eliyle gönderebilecek. Son Türkiye ziyaretinde IKBY Sözcüsü SefinDizayi de yakın bir zamanda ikinci bir boru hattının yapımına başlanacağını dile getirirken Enerji Bakanı Taner Yıldız da bunu teyit etti.

Türkiye’nin IKBY’ye yönelik politikasının değişmesi ve bu sebeple de Kürtlerle barış sürecini başlatmasında petrolün yadsınamaz rolü artık herkesçe kabul ediliyor. Bu sebeple de IKB Doğal Kaynaklar Bakanı AşriHawrami “Türkiye sadece bir kanal değil, aynı zamanda bizim ortağımız” derken Erbil’deki 29 Ekim resepsiyonunda Türkiye’nin Erbil Konsolü Mehmet Akif “Irak Kürdistan Bölgesi Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılan kapısıdır” diyordu. Bu anlamda petrolün Türk-Kürt ilişkilerine etkisini petrol uzmanı ve Soran Üniversitesi başkan vekili HawreMensurbegRudaw’a yaptığı bir açıklamada “Türkiye’nin IKBY’i tanımasına ve destek vermesine neden olacak şey petroldür. İnanıyorum ki İran ve Türkiye, zengin bir Kürdistan’ın onların çıkarları için gerekli olduğuna ikna oldular. Kürdistan’ın petrol politikası, Kürt sorununun uluslar arası anlamda tanınmasını da sağladı. Düşünceme göre Türkiye’de başlayan barış süreci de bir şekilde petrol politikasına bağlıdır.” diyerek bu yöndeki yaklaşımımızı güçlendirmektedir.

Bunun yanında petrolün Kürt-Türk ilişkisine yönelik yapıcı etkisinden dolayı bugün Rojava’daki petrolün Rojava-Türkiye ilişkilerine etkisi de merak ediliyor. Çünkü ABD Enerji Enformasyon Bürosu’nun verilerine Suriye’de bir günde üretilen 153 bin varil petrolün 110 bin varili Kürtlerin denetimindeki Rojava’nınRimelan ve Süveydiye bölgelerinde üretiliyor. Bunun yanında Rojava’aki doğal gaz yatakları da hesaba katıldığında Türkiye’nin, geçmişin kırmızı çizgilerine takılmak yerine stratejik ilişkileri er ya da geç başlatacağını tahmin etmek zor görünmüyor. 

 

Bu yazı toplam 5601 defa okunmuştur
sahip çıkmazsan
 // ordinarus
yıllarca dava dedik kanla gözyaşıyla oyalandırıldık elden gidenlerin ağıtından bize ne yapıldığını anlamadık çoook güzel kandık sonrada yok barzani yok şıvan kavgasına düştük ohoooooooo bize. geçen geçti yapanın adı önemlimi...hadi geçmiş olsun bakur un kanmış kürd ü....
01 Aralık 2013 Pazar 20:33
17:08
 // fhyo
Tebrikler......
01 Aralık 2013 Pazar 17:08
00:54
 // Amedli t
Desene sırada berzani war şımdi berzaninin kelesimi gider tc nın nifakı kimsenın arasına girmesın işallah....
01 Aralık 2013 Pazar 00:54