İrfan Sarı

Baraj demokrasisi

28 Ocak 2011 Cuma 03:32

İktidar olmak veya iktidarda kalabilmek için demokratik teamülü çiğnemek zaman zaman basamak olarak kullanmak akli varlıkların yapacağı iş değil.

AKP iktidarı demokratik söylemleri, halkçı kavramları en çok kullanan ve halk için gerekli iyileştirmeleri yapmaktan kaçınan geçmiş iktidarlardan çok farksız davranmıyor.

Demokrasi derken dahi arkasında saklı bir anti demokratik tutum sakladığını görebiliyor insan. İktidarlarının en başında Avrupa birliği yolunda yapılan girişimler büyük halk kitlesi tarafından izlendi.

O noktada devlet güvenlik mahkemelerinin isim değişikliğine uğramış olması bir iyileştireme olarak topluma yansıtıldı. Bunun gibi birçok adımda aynı uyanık politikalarla servis edildi.

Bu kapsamıyla demokrasiyi içselleştirmiş bir parti görünümü verse de aslında parti içi demokrasi anlayışının da lider eksenli olduğunu söyleyebiliriz. Yani parti içinde bir demokrasi olgunluğu serbestîsi bulunmamaktadır. Bu bağlamıyla liderin “dediğim dedik” olgusunu meclis oylamalarında aleni bir şekilde görme şansı vardır.

Bir bütün olarak “evet” “hayır” etrafında var olan milletvekilleri ile doldurulmuş bir parti. Doğal olarak fikren bir birlik partisi olma gerçeğinden uzaktır. Lider sultasına dayalı mecburiyet partisidir demek daha mümkün. Böylesi bir oluşumun gücünü yitirmemesi elbette ki anti demokratik uygulamalar-yaptırımlarla kalıcılaştırılacaktır. Bu demokratik olmayan durumlardan bir tanesi seçim barajı olarak görünür.

Yüzde 10’luk seçim barajının anti demokratik olduğunu aklıselim her yurttaş her kurum-kuruluş bilir bunu söylerde. Yıllardır ülkemizde buna dair muzdariplik gündem oluşturur. İktidarların kolay kolay vazgeçemeyeceği milletvekili çoğunluğu devlet olgusundaki tekele sahiplenme güdüsü bu muzdaripliğin giderilmesi önünde söz konusu baraj gibi aslında kendi içinde de bir barajı oluşturur.

Bundan dolayı da Halk bir barajı yıkarken yeni bir barajla karşı karşıya kalıyor.

Anlayacağınız üzere egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmuyor. Devlet kayıtsız şartsız halka zülüm etmeye devam ediyor. Ben devleti ayrı iktidarı ayrı düşünemiyorum ikisi diye ayırmak doğru görünmüyor doğal olaraktan da tektir.

İktidarın lider savı olan teklik ilkeleri devletin geçmişinde deşifre olan bir mantıktı bunu da biliyoruz. Her seferinde “ne dedik! Tek devlet, tek bayrak…” diyen bir liderin öncülüğünde politika yaptığını sanan bir partinin duruşu var ortada. Geçmişe sıkı sıkıya bağ oluşturmuş üretim ilkeleri eksik bir partinin sevdası; beraber yürümekten çok isteseniz de istemesiniz de beraber yürüyeceğiz söylemiyle daha çok pekişiyor.

Ödü patlarcasına baraja takılan bir partiden söz ediyor olmak Türkiye için şansızlıktır ama söz ediyoruz işte.

Şimdi ne kadar zorlarsa zorlasın mevcut sayının ötesine geçemeyeceği gerçeğini değiştiremeyecektir. Çünkü bütün ahval ve şeraitlere olanca gücüyle yüklenmiş yumruğunun gücü sayısal olarak da ortaya çıkmıştır.

Güç kaba güçtür.

Demokrasi ilkeleriyle bağdaşı kurulamaz.

Eğer ilkelerinde demokrasi inancı varsa halkın iradesine saygıyı temel olgu olarak alır. Gerçek olan gücü de bu vesileyle açığa çıkmış olur. Aynı düşüncenin etrafında politika yapmak üretimi teşvik edecektir. Hatta üretimde rekabeti yayacaktır.

Bu günkü gibi söz düellolarıyla, polisiye tedbirlerle, kurnazlıklarla, eski yıprantı politikalarla ülke gündemi meşgul edilmez.

Ekonomi, sağlık, eğitim, ulaşım politikasızlığının yanı sıra gerçek meselesi olan Kürt meselesinde de görülen çözümsüzlük ucube durmaz.

Her kesimin sesine kulak veren bir millet meclisi gerçeklerin yüzleşmesine ve ülkenin büyümesine olanak tanıyacaktır. Baraj sistemiyle dolan bir meclisten seslerin armonisini dinlemek pek mümkün olmayacaktır olsa olsa bu günkü gibi bir durgunluk olur.

Baraja mahkum edilmiş bir ülkenin ileri demokrasilere ulaşması da olanaksızdır.

Halk filede kalır sadece. Filedeki halk mutsuz olur. Mutsuzlukta sonunuz olacaktır pek tabi.

Bu yazı toplam 3264 defa okunmuştur