İrfan Sarı

Baharım, erişmezim, geç kalmışım…

14 Mart 2014 Cuma 22:52

Şehri acı ve öfkeyle uğurluyorum şimdi…

Bozuk insanların ayarını konuştuk ya! İşte o yüzden şehri pencerenin kenarına oturup uğurladım Baharım…

Yok, öyle sevmediğimden falan değil, kirli insanların kirine bulanmasın diye…

Cesur pankartlar gibi dudağımın arasına aldığım sigara, dumanıyla atılan sloganların hak arayışı gibi oldu…

Dumanı savrulurken, gecenin karanlık rengini bozmadan, rengiyle yükselip, yükselip kayboldu sonra.

Sigara deyip geçmeyeceksin!

İçinde ne ateşler barındırır, ne hasretler, ne öfkeler sonra ucu bucağı yok sevdalar taşır, yürekten, serden geçen…

Öfkenin kınından çıkışına da benzettim bir ara, şiir dizdim…

tenine dokunursanız gecenin
uğruna sigara içilen talihinize benzer
süpürmeye kalkışmayın
uçuşan külcükleri vardır, efkar afkar…

Artık zorlu bir sabaha doğruydum, düş evimde bu bozuk insanın, bozuk para değeri savruluyordu, kapıyı araladım balkona çıktım…

Ay bulutların arkasına kapanmıştı, ay ışığı bulutun kıyılarına sigara ateşi gibi bir parıltı ile yüklenmiş, devirmek üzere gibi duruyordu…

Belki Bulutların arakasına saklanmanın bir mahremiyeti vardı o an…

Sormak istedim! Ama elimde sigara, serimde yara almış öfkemin katili olmak istemiyordum.

Oysa sıyrılıp çıkmasını istedim dolunayın, kadın olsun istedim, tertemiz, tiril tiril, çırılçıplak gökyüzünde…

Bilinçaltımın magmaları dökülürken, bir çeşmeden suyun sesi girdi aramıza, takıldığım gökyüzünden kopulup yeryüzüne indim ansızın…

Garip bir andı…

Girince aramıza ay’la, cenabet bir iç tebessüm depremi var oldu.

Zaten karanlık bir örtü vermişti gece, şuradaki evlerin duvarlarını saymasak, geriye gözleri kör edilecek sokak lambaları kalıyor, yoksa havlayan köpeklerin dünyadan haberi yok.

Mart ayı geceleri doğurgandır…

Debelenip durur, toprakla didişir, havayla öpüşür, ağaçla-börtü böcekle kakışır, suyla dolar haznesi, gün ve güneşe armağanları vardır çünkü…

Sözleri ezberimde olmayan bir şarkının müziğine yordum mart ayının bu müstesnalığını…

Gelip dudaklarıma türeyen bu müziğe eşlik ederken suyun şarıltısı, sigaramdan dağılan duman ise ölüm anlarındaydı…

Ciğerlerime gölge gibi düşen duman ve oksijen gibi konuk olan müzikleydim şimdi.

Baharım, erişmezim, geç kalmışım…

Şimdi suyun çarptığı im, şimdi suyun çıkardığı ses oldum.

Ötelerce kilometrede kıvrılmış duyabiliyor musun?

Duyabiliyor musun bilmiyorum?

Ama!

Buralarda bozuk insanlara inat bir bahar doğacak, mevsim çıldırmak üzere, bu yüzden şehri uğurladım az evvel. Karşıla…

Dumandan arındırdım, efkardan, bozuk insanlardan, kendimden…

Bende karanlık bir gündüz, sende aydınlık bir yüze dönüşsün gelecek…

Bu yazı toplam 4298 defa okunmuştur
irfan SARI
 // hasan ataman
Yazılarınızı takip ediyorum.ÇOK GÜZEL.ideolojik yönü olmakla beraber ençok edebi şekliğle dikkat çekiyor.Üstat Yaşar Kemal gibi akıcı bir yazı şekliniz var.İnce memet türü ona benzer mesela bizim efsane komutanlarımızdan BAHOZ Erdalın hayatını konu alan akıcı ve romantik bir dille büyük bir roman yazarsanız...
15 Mart 2014 Cumartesi 18:06
yüreğe sesleniş
 // gencyazar
İrfan Abi yine her zamanki gibi kalemizin mürekkebini en içten duygularla döktürmüşsünüz ve harika bir tutku serüveni yakalıyorum her satırınızda, sanki yaşanıyor gibi oluyorum. ayrıca yazılarınızı hiç kaçırmam ve kaçırmam da. bir dahaki satırlarınızda buluşmak dileğiyle, sevgiler......
15 Mart 2014 Cumartesi 03:15