Özgür Amed

Azdırılmış paranoya!

20 Mayıs 2014 Salı 10:27

Kral “Domitianus”… 

Tam adı ile Titus Flavius Domitianus… Bu imparatorun en önemli özelliği Roma’ya hükmettiği dönem içinde kendi kendine yarattığı “terör ortamı”… Bu ortam üzerinden kendini var etme şekli…

Romalı bir tarihçi olan Dio Cassius’un imparatora dair anlattığı meşhur hikâye şöyle:

“Bir başka vesileyle senatörler ve şövalyelerin önünde gelenlerini şöyle ağırladı. Her tarafı, tavanı, duvarları ve zemini simsiyah bir oda hazırladı ve çıplak zeminin üzerine aynı renkte çıplak koltuklar koydurdu; sonra konuklarını gece yarısı tek başlarına, yanlarında adamları olmaksızın içeriye davet etti. İlk önce her birinin yanına, üzerine konuğun adı yazılı mezar taşı şeklinde bir tahta ve mezarlarda sallanan türden küçük bir lamba yerleştirdi. Sonra aynı şekilde siyaha boyamış çıplak erkek çocuklar hayalet gibi içeriye girdiler ve konukların etrafında dehşet uyandıran bir dansla döndükten sonra ayaklarının dibindeki yerlerini aldılar. Bundan sonra, ölenlerin ruhlarına kurban adanırken yaygın olarak sunulan şeylerin hepsi, tabi siyah tabaklar içinde önlerine kondu sonuç olarak her bir konuk korkup, titredi ve sürekli, az sonra gırtlağının kesileceği korkusu içinde kaldı; Domitianus hariç herkes ölüm sessizliği içindeydi; sanki çoktan ölüler alemine karışmışlardı; imparatorun kendisi de yalnızca ölüm ve katletmeyle ilgili konularda konuşuyordu. Sonunda gitmelerine izin verdi, ama önce girişte bekleyen kölelerini uzaklaştırdı ve arabalarıyla götürmek üzere tanımadıkları başka köleler verdi; bunu yapmakla onları daha çok korkuttu. Her bi konuk evine ancak varmış ve tekrar soluk almaya başlamıştı ki, Agustus’tan bir ulağın geldiği söylendi onlara. Bu kez her halükarda sonlarının geldiğini düşünürken, biri gümüşten yapılmış mezar taşını, diğerleri de sırayla, yemekte önlerine konan, çok pahalı bir malzemeden yapılmış olan tabaklar gibi şeyleri getirdi; son olarakta her konuğun hayaleti olan, artık yıkanmış ve süslenmiş erkek çocuk getirildi. Böylelikle bütün geceyi dehşet içinde geçirdikten sonra armağanlarını aldılar.”

Halk arasında bu hikaye “cenaze yemeği” adı ile ölümsüzleşmiş.

Bu ülkede her gün bir çeşit cenaze yemeği kalkıyor. Modern Domitianus’ımız medya, din ve eline geçen başka ne varsa teyakkuzda!

Korkunun ve paranoyanın dibine vurmuş bir adam, ne yapacağını bilmez bir şekilde ve tabi her zaman en iyi yaptığı şekilde ölenlerin yakınlarına toma sürüyor, yetmiyor tokat patlatıyor. Eline versen joplar. Bıraksan toma direksiyonuna geçer! Tutmasan ağzını açana kimyasal atar… Anlayacağınız üzere Soma’da bir kez daha açığa çıktı ki azdırılmış bir benliğin doruk noktası korku ile birleşmiş bir şekilde tüm ülkeyi dolaşıyor.

Dolaşıma girmesi yetmiyor vicdan tutulmalarının hepsini yanına alıyor. Bakanlarımız uykusuz, 2 gündür gömlek değiştirmedi ve tekme tokat insanlara dalan başbakanlık muşavirin de ayağı incinmez mi? Ne çok acı var değil mi?!!

Borges ile din üzerine yapılan bir söyleşide şöyle bir istekte bulunuyor. “Tanrı'dan veya varsa tanrılardan bana ölümsüzlük verirlerse unutma şansı vermelerini de istiyorum. Herkese unutma şansı verebilen bir tanrı diliyorum”…

Unutmak istiyor insan! Onu çepeçevre saran her şeyden, beynini işgal eden yüzlerce acıdan, tiksinç insanlardan, ideolojisiz ideolojilerden… Belleğe dair ne varsa, bazı şeyleri ne kadar hatırlaman gerekiyorsa anti bir aksiyom da kendiliğinden yaratılıyor. 
Bazılarının çabucak unutmak, unutturmak istediği; bazılarının da asla unutamayacağı bir katliam sonrası olan biten şeylerin unutulması imkansız… İyi ki Borges’in dileği de imkansız!

Bu yazı toplam 9940 defa okunmuştur