Ümit Yazıcıoğlu

Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye

2006-05-22 01:46:55

Dünya barışı için Avrupa´nın bütünleşmesi aynızamanda Avrupa’nın siyasî ve ekonomik birliği, öncelikle Avrupalılar tarafından tarihî bir zorunluluk olarak görülmektedir. Bu nedenle süreç ve uluslararası ortam, kuşkusuz Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle bütünleşmesi yolunda ortaya çıkan iradenin, siyasî ve ekonomik olduğu kadar, tarihî ve felsefî bir zemin üzerinde şekillendiğinide göstermektedir.  Acık konuşmak gerekirse Avrupa-Türkiye ilişkileri, özellikle Türk dış politikasının en önemli unsurlarının başında gelmektedir.

1995 yılında gümrük birliğine geçişi başarıyla sağlayan Türkiye, 1999 Helsinki Zirvesinde aday ülke olarak ilan edilmiş, ve Katılım Ortaklığı Belgesiyle üyelik müzakerelerine başlanmış bulunmaktadır. Bu durumdanda anlaşıldığı gibi şimdi herkes, “AB’ye bir girebilsek” havasında. Ama her nedense, Avrupa Birliği’ne girmenin ne olduğunu daha pek anlayamadık.

Elbette 1989 yılında yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin jeostratejik önemini Sovyetler Birliğinin  yıkılmasıyla değiştirdi. Dolayısıyla dikkat etmemiz gereken 1993 yılında  Kopenhagen Zirve'sinde alınan kararlar uyarınca Avrupa Birliği, eski  demirperde ülkeleri olan,  Orta ve Doğu Avrupa Ülkelerini (ODAÜ), yakınen ilğilendiren bir genişleme süreci başlattı.. Buda bilindiği  ğibi  Avrupa´nın, yakın geçmişinde yaşamış olduğu ve çok kanlı geçen, yaklaşık 80 milyon insanı´nın kaybedilmesine sebep olan savaşlar sonrasında bu bütünleşmeye veya birleşmeye, kendini mecbur hissetmesinden kaynaklanmaktadır.

Ancak Avrupa Birliğine aday ülkelerin değerlendirilmesinde kıstas olarak alınan  kararlara ise Kopenhagen kriterleri  denilmektedir. Adı gecen bu Şartlar üç ana kategoride değerlendirilmektedir. Dolayısıyla
Türkiye-AB ilişkilerini  net bir şekilde değerlendirebilmemiz  için, 1993 Kopenhagen kriterlerinin ve bunun yansımalarının ne olacağını  objektıf bir şekilde aydınlığa çıkarmamız gerekir.

Siyasi kriterlere
göre Avrupa Birliğine  Aday ülke, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlıklara saygı ve azınlıkların korunmasının güvence altına alındığı istikrarlı bir kurumsal yapıya sahip olmalıdır. Siyasi kriterler değerlendirildiğinde meseleye, ak-kara gibi ikili tercih kıskacından bakılmamalı. Konu, Türkiye ve Avrupa’nın tarihinin ve coğrafyasının belärlediği  bir gerçeklikte görülmelidir.

Bu etaptada kürt sorununu yeniden düşünmek, yanlış giden neydi? Bundan sonra nereye? Sorularına  cevap  bulmakla mümkündür. Dolayısıyle bugün seksenüç yılını doldurmuş cumhuriyetin cocukları olarak bizlerin dönüp geçmişi serinkanlı bir şekilde irdelememiz gerekir.

Bugünün düşünme biçimiylede demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları alanında ve ekonomik gelişmişlik düzeyinde insanımızı, çağın standartlarına ulaştırmak amacıyla, Avrupa Birliğiyle tam üyeliği, kendi öz değerlerimizle gerçekleştirmek için, hükümetin ve muhalefetin büyük gayret ve cesaretle olumlu adımlar atması ve çalışması gerekmektedir.

Turgut Özal´ın dramatik demokrasi hamlesine ve Türkiye´nin Kürtleri´nin on binlerce kişinin ölümüne neden olan iç savaştan bıkmışlığına rağmen, buğünün Türkiyesinde ise Kürt siyasetine hâlâ uzlaşma yerine çatışmaya alışık adamlar egemen. Fakat toplumsal realiteler onlardan çözüm tezleri üretmelerini arzu edeçektir. Çünkü kimlikleri inkarla ve imhayla Kürt sorunu çözülemez. Fakat tarihsel tecrübe ve veriler Kürt sorunu´nun Türkiye´nin bütünlüğü içinde barışçıl bir ortamda çözüle bileceğini göstermektedir.

2004 yılının Aralık ayında Brüksel'deki AB Konseyi Zirvesi'nde, Konsey, 2004 yılı İlerleme raporu ve tavsiyesi ışığında, Komisyon tarafından belirlenen altı başlık altındaki hukuksal düzenlemeyi yürürlüğe koyması şartıyla Türkiye'nin, Kopenhagen siyasi kriterlerini katılım müzakerelerine başlamak açısından yeterli ölçüde karşıladığına  dair karar verdi. Bu karardanda anlaşıldığı gibi  2002 yılında AKP hükümetinin gerçekleştirdiği yasal reformlar AB Konseyi tarafından çagdaş standartlara uygun bulunmuştur.

Ekonomik kriterler ise
Avrupa Birliğine  aday olan bir ülkede işleyen serbest piyasa ekonomisi ve AB içinde rekabetçi baskı ve piyasa güçleriyle başa çıkabilme kapasitesine sahip olunmasından kaynaklanmaktadır.  Bazi verilere göre „Türkiye'de işsizlik yüzde 11.2 seviyesinde belirlenirken, işsiz olduğu halde iş aramayanlar ve mevsimlik çalışanlar da eklendiğinde işsizlik yüzde 20.3'e çıkıyor.” Bu tesbit, çalışabilir her beş kişiden birinin  Türkiyede işsiz olduğu anlamına geliyor.

Topluluk Müktesebatının Kabulü ile ilğili kiriterler
 ise aday ülkede, siyasi, ekonomik ve parasal birlik amaçlarına uyum dahil olmak üzere, AB mevzuatının üstlenilebilmesi ve praktiktede uygulanabilme kapasitesine sahip olunmasından kaynaklanmaktadır.

Sunuçta Türkiye  Kopenhagen siyasi kriterlerini ve Raporda belirtilen Avrupalıların isteklerini praktıkte uygular ve yerine getirirse, gücü devlet içinde bölgelere dağıtan yasal ve politik federal bir yapıya AB içinde kavuşabilir. Bu ülke halkının duymaya tahammül edemeyeceği konular ileri sürülerek, yapısal sorunlarımızın yarattığı uyumsuzluklar unutturulmamalıdır. Meseleye
geleceğe yönelik perspektifte baktığımızda, buğün düşlediğimiz, işte “bize şu kadar para gelir, falan, filan” diye yaptığımız hesapların çok da tutmayacağına şahit olabiliriz.

www.yazicioglu.de
uemit@yazicioglu.de

Bu yazı toplam 6784 defa okunmuştur