Ümit Yazıcıoğlu

Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz

2006-11-10 20:37:13

Bilindiği gibi Avrupa yüzyıllarca, sık sık yaşanan kanlı savaşlara sahne olmuştudu. Örneğin 1870-1945 yılları arasında Fransa ve Almanya üç kez savaştılar.. Dolayısıyla Birçok insan yaşamını kaybetti. Savaş ertesindeki o günlerde bazı Avrupa ülkelerinin liderleri, ABD´lerininde desteğiyle „barışın sürdürülebilmesinin tek yolunun, ülkelerinin ekonomik ve siyasi yönlerden birleşmesi olduğu fikrine“ inandilar. Dolayısıyla Avrupa ülküsü, gerçek bir siyasi projeye dönüştü. Ve Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak 1958 yılında kuruldu.

Bunu takiben 31 Temmuz 1959'da Türkiye, Merhum Adnan Menderes´in Başbakanlığı döneminde topluluğa tam üye olmak için başvuruda bulundu. Dolayısıyla bizlerin Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin neredeyse 47 yıllık bir geçmişi vardır. O halde 47 yıldır yaptıklarımızı sorgulamamız/gözden geçirmemiz 'yeni tavır'lar ve politikalar geliştirmemiz gerekiyor.

İlişkilerde Ecevitin hatası

Bizlerin güzel bir geleneği, ölülere hayırla yâd etmektir. Vefat eden düşmanınız da olsa ona öldükten sonra hayırla yâd etmek, içinizden gelmese bile  “zarafet” babında onu eleştirmeyi münasip bir aradan sonraya bırakmaktır... Dolayısiyle bende burada Merhum Bülent Ecevitle ilgili yakın tarihi irdelediğimde bu güzel geleneğimize tabidir ki bağlı kalacağım. Sadece bir örneği belirtmekle yetineceğim.

Merhum Bülent Ecevit yetmişli yıllardada Başbakanlık yaptı. O dönemde soğuk savaş çok etkin olduğu, ve bundan kaynaklanan stratejik değeri askeri açıdan çok önemli olan, Türkiye ve Yunanistan’a Avrupalılar resmi bir yazı ile Müracaat ederek, bu iki devletin de 1981 yılına kadar Avrupa Ortak Topluluğuna tam üye olabilmeleri için resmi başvurularını yapmalarınının önemini vurguladılar.

Neyazıktırki zamanın başbakanı, Robert Lisesi Mezunu, Şair, Merhum Bülent Ecevit şu değerlendirmeyi 1978 li yıllarda yapacaktır. >>Avrupalılar kendi ekonomik çıkarlarından dolayı Türkiye’yi Ortak Topluluğa çağırmaktadırlar. Bu bizim çıkarlarımıza uygun degildir<< diyerek Avrupalıların isteklerini rededer, çünkü kendisi ve kendisini yönlendiren o dönemdeki bürokrat kesim doksanlı yıllardaki siyasi gelişmeleri görecek tahlilleri yapamamıştır ve yapamamakta idi.

Siyasette, aşkta, işte ve insanî ilişkilerde- “zamanlama çok mühimdir”. Dolayısıyla
  “İnsanların hataları, kemikleriyle gömülür fakat sevapları ve iyilikleri yaşar.” 

Kürtlerin durumu

Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu’nun içeriğini gazete ve televizyonlar veriyor. Ben sadece bir konuya  dikkat çekeceğim.

AB-Türkiye ilişkilerinin önemli öğelerinden birinin, hatta en önemlisinin, Türkiye'de Kürt halkının durumu ve Kürtlerin hak ve özgürlükleri üzerindeki baskı ve kısıtlamaların olduğu, kimse açısından bir gizlilik ya da muamma değildir.

2006 İlerleme Raporunda devlet okullarında Türkçe dışındaki dillerde eğitimle ilgili kısıtlamaların sürdüğü iddia edilmekte, Kürtçe kursları veren özel kurumların tümünün Ağustos 2005'te kapandığı belirtilmekdedir. Bu sorunlar, ilişkilerin tüm sürecinde ve tüm boyutlarında gündeme gelmekte ve Türkiye, özellikle de "bölünme paranoyası" ile bu konuda cesaretli adımlar atmaktan imtina etmektedir. Ancak, gelişmelerin ve ilişkilerin gelmiş olduğu düzeyde artık mızrak çuvala sığmıyor.

Sonuç olarak diyebilirimki bu sorunların çözümü için Değerli  Recep Tayyip Erdoğan Hükümeti`nin cesaretli adımlar atarak ilk etapta devlet idaresini modernleştirmesi gerekir. Ayrıca AB’ye tam üye olabilmek için insan haklarının korunması, tarihin ve bilinen idiaların objektif değerlendirilmesi, uluslararası politikaların, kalıcı ve inandırıcı olması zaruridir.

*Gelecek yazımda son gelişmeleri daha detaylı değerlendireceğim. Babamın hastalığı nedeniyle yarın ülkeye gidiyorum. Hoşcakalın degerli okuyucularım. (10.11.2006- Berlin)

Bu yazı toplam 7635 defa okunmuştur
Helen kültürü
 // Medet Bulak
"Kökeninin “Helen kültürüne, Roma hukukuna ve hristiyanlığa” dayandığı bizzat en yetkili ağızlarından seslendirildiği halde, Avrupa Birliği’ni bir “medeniyet projesi” olarak lanse etmenin anlamsızlığı ortadadır. Bu yüzden AB’ye girmek başarı değil tersine talihsizliktir. Mutlu ve müreffeh bir gelecek arayan Türkiye, Avrupa kapılarında milli onurunun ayaklar altına alınmasının sıkıntısıyla yüz yüzedir. AB asla bünyesine almayacağı Türkiye’ye “fırsat bu fırsattır” diyerek tüm isteklerini bir “emir” gibi dikte ettirmekte ve yerine getirilmesi konusunda tehditkar üsluplar kullanmaktan çekinmemektedir. Katılım Ortaklığı belgesinde “Türkiye AB’ne diğer aday ülkelere uygulanan aynı kriterler temelinde Birliğe katılması mukadder bir aday ülkedir” dendiği halde; mali yardım konusunda, Kıbrıs konusunda, azınlıklar konusunda, Gümrük Birliği anlaşması hükümlerinde, Avrupa Parlamentosu kararlarında eşit değil; “Hasım” muamelesine tabi tutulmaktadır....
20 Haziran 2008 Cuma 12:47
şizce sorun kimde?
 // ufuk
kestirmeden bir şey söyliyecem. Ben ce siz çok boş konuşuyorsunuz böyle yazılarla üretken olamazsınız. Başkalarının etkisine kalıp kürt kökenli insanları bi problem diye tanıtıp çözüm yaratmak istiyorsunuz. Bikere kürt kökenli vatandaşlar bi azınlık değil bu Türk cumhurriyetinin gerçek vatandaşlarıdır. İspatımı türkiye cumhuriyetinin bağımsızlığını tüm dünyaya kabul ettirdiği lozan antlaşmasında, azınlık konusu ile ilgili türkiyede bulunan azınlıklardan sadece rum süryani ermeni kökenli topluluklardan bahsedilmiş. O senin avrupa birliği kişilerin dedeleri kürtleri bi azınlık değilde ulu önde atatürkün tabiri ile bir türk vatandaşı görmüşlerdir. İşte kürt kökenli vatandaşlarımız bu ülkede her türlü halk ve hürriyete sahipken neden siz bi sorunlu olduğunuzu yazıp duruyosunuz. ...
Bir kaç paragraf dışında güzel bir yazı...
 // sertaç
Hocam evet geçmiş elli yıl boyunca yönetimsel öngörüsüz hareketlerin sonucu hatalarla çoktan kat edilmesi gereken mesafe hep uzatılmış ve şu an bu hataların yarattığı 50 yıllık geriliği 10 yılda kapatmaya çalışıyoruz diyebiliriz.Yazınızdaki birçok noktaya da katılıyorum, ancak bazı cümlelerinizin doğru olmadığı ve gerçeği yansıtmadığı yapılan ilk yorumda da aşikar biçimde ortaya çıktığı için kendimi şanslı olarak görüyorum.Doğru olamayacak kadar saptırılmış cümleleriniz: 'Bu sorunlar, ilişkilerin tüm sürecinde ve tüm boyutlarında gündeme gelmekte ve Türkiye, özellikle de "bölünme paranoyası" ile bu konuda cesaretli adımlar atmaktan imtina etmektedir.'.Bununla alakalı fazla yoruma gerek duymayacağım çünkü sevgili rubar kardeşim pkk terör örgütünü kürtlükle bağdaştırmış ve avrupalının özgürlük hareketi diye tanımladığını belirtmiş.Zaten hür olan bir ülke içinde gene özgürlük için mücadele edilmesinin manası bölünme,devrim ya da özerklik gibi seçeneklerden başka ne manaya gelir bunu açıklarsanız sevinirim.Bu açıklarsanız bende durumun gerçekten bir paranoya mı yoksa realize olmakta olan bir tuzak mı olup olmadığını anlamış olacağım.Bu soruyu sizin bilimsel kimliğinize güvenerek sordum,teşekkürler......